|
Türkiye’yi anlamak için puzzle bilmek şart
Türkiye’de olup bitenleri anlamak için puzzle oynamayı bilmek gerek. Parçaları bir araya getiremezseniz büyük fotoğrafı asla göremezsiniz. Farz edin ki bugün puzzle oynuyoruz bu yazıda.
Türkiye’nin en şirin üniversitelerinden birinde sol gruplar meydan savaşı yapıyor. Sebep? Kim daha Atatürkçü o belli olsun diye. Hayret! Ne zamandan beri sol örgütler, Lenin, Mao, Stalin gibi liderleri terk etti de geçen yüzyılın başında cumhuriyet rejimini tercih eden Mustafa Kemal’i örnek aldı ve onun uğruna sokak savaşları başlattı? Atatürkçü Düşünce Kulübü Federasyonu diye isimlendirilen örgütün arkasındaki derin destek biliniyor. Acaba bu güzelim bahar mevsiminde sokaklara taşmanın ne anlamı olabilir?
Bazıları Atatürkçülüğü kimselerle paylaşmak istemiyor. O kadar ki kariyeri Mao ile Apo arasına sıkışanlar bile Atatürk’ü kendine siper etti. Bir kişinin Mao’dan Atatürk’e uzanması, bir bakıma hidayete erme gibi bir şey sayılabilir; fakat gammazlama, ajitasyon ve provokasyona devam etmemek kaydıyla. Ne gezer! Adamın saçlarına ak düşmüş; ama hâlâ gencecik çocukları satırlı eylemlere yönlendiriyor.
Daha ağustosa çok var; ama gazeteler şimdiden TSK’nın üst düzey görev değişimini yakından takip ediyor. Dün Hürriyet’te Sedat Ergin yarım sayfalık bir haberle ağustosta gerçekleşecek değişikliği yazdı.
Kırk yıl düşünsem, Mustafa Balbay ve Emin Çölaşan ikilisinin Genelkurmay Başkanı’nı dünya basınına malzeme yapacağı aklıma gelmezdi. Adeta hazrol vaziyetinde görev yapan bu yazarların hiyerarşik yapıyı zan altında bırakan yazıları, sadece orduyu değil, Türkiye’yi sıkıntıya soktu. TSK’nın açıklamalarını beyefendiler üzerlerine hiç almıyor; ama bugün ‘orduda ikilik’ imajı, bunların yazıları sayesinde ortaya çıktı. Sadakat kariyerlerine halel getirici ne vardı ki bu kadar riski göze aldılar?
Son MGK toplantısının ardından medya olayları öyle gündeme getirdi ki sonunda Genelkurmay’dan açıklama geldi. Açıklamayı kimse üzerine almıyor. Nazlı Ilıcak dünkü yazısında Hilmi Özkök Paşa’ya karşı ‘yıpratma kampanyası’ var diyor. Nazlı Hanım’a göre Özkök Paşa mecbur kalmadıkça konuşmuyor; çünkü 28 Şubat’ın verdiği zararı biliyor. ‘Ama söz gelimi 1. Ordu Komutanı Çetin Doğan’ın durumu farklı’ diye söze giriyor Ilıcak ve Paşa ile ilgili Aktüel’deki habere atıfta bulunuyor.
Hasan Cemal geçenlerde (29 Nisan) ‘Askerin yanlışları ve askerle oynamak’ başlıklı bir yazı kaleme aldı. Yazıya Mustafa Kemal’in komutanların siyaset dışı kalmasını istediği bir konuşmasından alıntılarla başlayan Milliyet yazarı, 27 Mayıs, 12 Mart ve 12 Eylül tecrübelerini dile getiriyor. Cemal, yazısının sonunda ‘Türkiye’yi Batı demokrasisi yolundan saptırmak ve ATATÜRKÇÜLÜK MASKESİ ALTINDA BAASÇI, 3. dünyacı sulara çekmek için ömür boyu askeri kışkırtanların sağda solda yine sahne aldıkları ve kendilerine yeni yol arkadaşları buldukları dikkati çekiyor.’ diyor. Enteresan bir yorum, değil mi?
Son günlerde moda, 27 Mayıs ihtilalinin genelkurmay başkanı Rüştü Erdelhun Paşa. Güneri Civaoğlu’na göre ‘Türk Silahlı Kuvvetleri’nde bütün genelkurmay başkanlarının ortak doğrultusu ‘bir gün Erdelhun olmamak’mış. Gerekçesini açıklarken yazar, ‘Çoğunluğu genç subaylardan oluşan ihtilalciler, Erdelhun’u da tutuklamışlardı.’ diyor. Adres açık, mesaj net.
Balbay son bir gayretle yeniden Özkök Paşa’ya yükleniyor. Evvelki günkü yazısında Paşa’yı hükümete yakın olmakla suçluyor. Epey zorlama yorumlarla ‘bir kısım medya’ edebiyatı da yapıyor. Çankaya ifşaatlarıyla bilinen eski tüfek bir gazeteci de dünkü Cumhuriyet’te Rüştü Erdelhun örneğini hatırlatıyor yeniden.
Hayret, sanki koro halinde yazı yazılıyor bu ülkede.
Gördüğünüz gibi işler karışık. Bir telaş ve paniktir sürüp gidiyor. Öyle ki puzzle’ı bir araya getirelim derken yeni bir puzzle yapmaktan öteye geçemiyoruz.
08.05.2003
|