İNTERNETİN İLK TÜRK GAZETESİ
10.05.2003
Cumartesi
  For English
  Ana Sayfa
  Haberler
  Ekonomi
  Dış Haberler
  Politika
  Kadın-Aile
  Kültür Sanat
  Televizyon
  Spor
  Yazarlar
  Yorumlar
  Çizgi-Yorum
 
  Akademi
  Bilişim
  Eğitim
  Otomobil
  Röportaj
  Tüketici Masası
  Okur Hattı
 
  Bölge Haberleri

  Dünyada Zaman

 
  Arşiv Arama
  Abone Formu
  About Us
  Reklam
  Künye / İletisim
  Hava Durumu
  Namaz Vakti
  E - Kart
  Sanat Galerisi

ZAMAN KiTAP


  Yorum

Her öğretmen “üstat” olamaz

Olcas Süleymanov



Kazakçada öğretmen anlamına gelen Arapça muallim kelimesinden başka, bir de üstat kelimesi kullanılmaktadır. Kelime, kök itibarıyla bütün Türkî dillerde kullanılan usta–uzman, her şeyi bilen anlamındadır.

Birçok şey öğrendim ve yine birçok kişiyi saygıya binaen ancak muallim olarak adlandırabilirim; ama kimileri de vardır ki, onları bunun da ötesinde üstat ve yaşamın öğretmeni olarak adlandırabilirim.

Haydar Aliyev, 1970–80’li yıllarda SSCB’nin en iyi yöneticilerinden biri olarak bilinirdi. SSCB’nin çeşitli bölgelerinden gelen spor eleştirmenlerinden, olimpiyat oyunlarını gereği gibi anlatabilecek grubu belirlemek amacıyla 1980 yılı başlarında Moskova’da bir seçici kurul oluşturulmuştu. Seçmelerde adaylara uygulanan testler arasında herhangi bir cumhuriyetin isminin belirlenmesinden sonra o cumhuriyetten ünlü bilim adamı, sporcu veya yazar, özellikle parti başkanının adının hiç düşünmeden bir anda hatırlanılması gibi sorular da vardı. Birçokları özellikle bu soruda takılırdı. “Moldova”....., “Türkmenistan”....., “Litvanya”....., “Letonya”...., “Estonya”...., “Ermenistan”...., “Kırgızistan”...., “Tacikistan”...., Beyaz Rusya”.... Fakat en kötü bilenler bile Ukrayna (Şerbitskiy), Kazakistan (Kunaev), Azerbaycan (Aliyev), Gürcistan (Şevardnadze), Özbekistan (Raşidov) isimlerini iyi bilirlerdi. Bu kişilerin bütün cumhuriyetlerdeki ünü sadece ekonomik ve politik sebeplerden değil, kişisel liderlik özelliklerinden de kaynaklanmaktaydı.

Eğer bugün yine böyle bir test uygulanmış olsa, Aliyev’in ismi yine en başta hatırlananlar arasında yer alırdı. Bugün tamamen farklı bir zamanda, hatta farklı bir asırda yaşıyoruz ve her şeye rağmen ismini bu derece yükseklerde tutmak herkese nasip olmamıştır.

Sovyet bilimlerinde ise Türkî milletler önemli bir yere sahiptir. Bu, yıllarca Türkiye ile savaşmış ve 13. yüzyıldan 16. yüzyıla kadar bir Türk devleti olan Altın Ordu idaresi altında kalan Çarlık Rusya’da bir gelenek olmuştu. Bugünkü yeni nesli, Türk kültürünün Slavyan kültürüne hiçbir etki yapmadığı konusunda bilgilendiren bilim adamları, dilbilimciler ve tarihçiler, Türklerin katkılarını dürüst bir şekilde kabul edememiş ve suskunluklarını korumuşlardır.

SSCB’nin en ileri politikacıları, uzun yıllar etkileşimde kalmış bu iki Türk ve Slavyan süper–kültürünün, Kuzey Avrasya’nın geleceğini belirlemede önemli bir rol oynadıkları ve gelecekte de oynayacakları üzerinde durmaktadırlar. Bu iki kültürel etkileşimin herhangi birisinin bir şekilde dışarıda tutulması hiç de iyi olmasa gerek.

Azerbaycan, Kazakistan ve Özbekistan başkanları her zaman Slavyan ve Türk etnik yapılar arasındaki dengeyi bozmamaya dikkat etmişler, aksi halde bundan ne Türklerin, ne de Slavyanların hiç de kârlı çıkmayacaklarını iyi bilmişlerdir. İşte bu nedenle, “bizler birbirimize tarihî olarak bağımlıyız” kanaati oluşmuştur. Bu fikrin, millî düşüncenin oluşumunda önemli bir element olarak değerlendirilmesi gerekir. Böyle bir düşüncenin gelişip bir şekle kavuşmasına ancak bu yeni düzenin bilim adamları ve düşünürleri yardım edebilirler. Şunu da belirtmeliyim ki, eğer herhangi bir başarı elde etmişsek bu, diğer cumhuriyetlerin politik destek ve yardımları sayesinde gerçekleştirilmiştir.

Gorbaçev’in Sovyetler Birliği’ni yeniden yapılandırması yıkılışla noktalandı. Bu yeniden yapılandırma, herhangi bir proje hazırlığı yapılmaksızın ve tecrübeli mimar–mühendislerden istifade edilmeksizin tamamen politik eğilimlerle gerçekleştirildi. Bugün acı tecrübelerimiz, elde edilen bağımsızlıkla birlikte yeni devletler kurulurken her türlü uzmanlık bilgilerinden de istifade edilmesini zaruri kılmıştır: Bu konuda eğitimi unutmamak gerekir. Uzman kadroları saf dışı bırakıp yeni oluşan devletleri amatörlerin ve kalabalığın eline bırakan yeniden yapılanmış SSCB yönetimi, halkı ayrılıkçılığın, halk savaşlarının, iç çatışmaların ve etnik temizliğin trajedisine yöneltmiştir. Tacikistan, Özbekistan, Kırgızistan, Moldova, Gürcistan, Azerbaycan, Çeçenistan... yüz binlerce ölü ve milyonlarca ülkesini terk etmiş göçmen.

Öyle sanıyorum ki, eğer Haydar Aliyev 1980’in sonları 1990’ın başlarında Azerbaycan’ı yönetmiş olsaydı, ne Akdam’a ne de Sumgait’e müsaade ederdi. Ocak 1990’da General Varennikov’un tankları Bakû’ye girmemiş, 1992–93 savaşlarında Karabağ kaybedilmemiş olurdu.

Ben, 1 Haziran 1993 tarihinde Çocukları Koruma Günü dolayısıyla Bakû’ye 40 ton çocuk gıdası yardımı getirdim. Yardımı getiren uçağımızın (İL–76) gövdesine “Çocuklar suçsuzdur” diye yazmıştık. Yardım amaçlı gelen bütün konserve kavanozlarının önceden belirlendiği gibi çocuk hastanelerine ve yetiştirme yurtlarına dağıtıldığını kendim de gözlemledim. Bu konuda bana aziz dostlarım Elçin, Anar, Polat Bülbüloğlu ve Ferhat Badalbeyli yardım ettiler.

Elçibey’le konağında karşılaştım. Kendisini birkaç yıldır tanıyordum. Onunla, henüz barış yıllarındayken bir dilbilimci, Ocak 1990 tarihinde de Halk Cephesi yöneticilerinden biri olarak karşılaştım. O zamanlar Y. Primakov’a ve A. Muttalibov’a karşı kendisini desteklemiştim. SSCB Yüksek Şûrası’nın Bakû’deki tek gözlemcisi bendim ve bu nedenle de bildirdiğim görüşler dikkate alınıyordu.

Sayın Cumhurbaşkanı’yla Çocukları Koruma Günü’ndeki buluşmamız ve sohbetimizi iyi hatırlıyorum. Kendisi oldukça hoşgörülü ve entelektüel birisi fakat ne bir yönetici, ne de bir politikacı. Kısa sürede bölgenin en büyük devletleri Rusya ve İran’la ilişkileri bozmuş ve çabucak da o eski iyi ilişkileri sağlayamamıştı. Sonuçta İran Ermenistan’a yardım etmiş, Rus ordusu Karabağ cephesinde Azerbaycan topraklarının işgalinde işbirliği yapmıştır.

Eğer halk Haydar Aliyev’i göreve çağırmasaydı, aynı haziran ayı içinde birkaç günde daha çok can ve toprak kaybolacaktı. Birleşmiş Milletler’in ilgisizliği ve Batılı devletlerin kuvvetli demokrasileri sayesinde Tacikistan’da bir kıyım yaşandı, Yugoslavya, Gürcistan ve Moldova kanlı bir şekilde parçalandı.

Haydar Aliyev ise savaşı durdurdu. 10 yıl gibi bir sürede hem bölgedeki, hem de Doğu ve Batı’nın büyüklü küçüklü her ülkesiyle ilişkileri normalleştirmek için çok şey yaptı.

Bu zamana kadar kaybedilenlerin barışçıl yollarla kısa sürede tekrar kazanılacağı gibi bir kanaat oluştu. Haydar Aliyev, savaştan ziyade politik yolların kullanılmasının bugün ve gelecekle daha iyi sonuçlar vereceğini ispatlamıştır.

Elbet bir gün Sümerlerden günümüz dünyasına kadar Bilge–meş (Bilge kahraman), Bilge–Kaan, İlteriş (Toprakları toplayıcı), Atatürk ve daha başkaları gibi bilge Türk isimlerini de tarih yazacaktır.

Günümüz, “öğretmen” unvanıyla ün yapmış nice isimlerle temsil edilecektir.

Kafkasya için 80 yıl, hiç de azımsanacak kadar az değildir. Avrupa’da en uzun ömürlülerin ülkesi olarak İtalya gösterilmektedir. Cumhurbaşkanı Oscar Luigi Scalfaro, anayasaya uygun olarak 7 yıl görev yapmış, 1999 yılında görevi bırakmıştı. Bu belki, muhalifine yaşından dolayı sırasını verdiği anlamına da gelebilir ki, o zamanlar 80 yaşındaydı. Yerine seçimle gelen Carlo Azeglio Ciampi o zamanlar daha gençti (şimdilerde 80’li yaşlara girdi). Fakat bugünlerde 83 yaşını dolduran Cumhurbaşkanı, görevinin gereğini eksiksiz yerine getiriyor ve medyayla sadece 2 saat görüşebiliyor.

Ustalar uzun yaşamalılar. Çünkü hayatları aralıksız devam eden bir emek gibidir. Kazakçada “yaşa” ve “yap” anlamlarına gelen “jasa” diye bir kelime vardır.

Haydar Aliyev’e hitaben, doğum günü vesilesiyle Kazakça “Jasa Üstat! Jasa Azerbaycan!” diyorum.

(Bu yazı, Diyalog Avrasya dergisinin 9. sayısında yayınlanacaktır.)

Kazakistan UNESCO Temsilcisi

10.05.2003


Yazıcıya uyarla      Arkadaşıma gönder




Diğer Yorumlar

> Başkanlık modeli Korkmaz Tağma (09.05.2003)

> Bingöl’de ‘gök ekinler’ solmasın diye... Ali Çolak (09.05.2003)

> Demokrasi ve millet inşası Şükrü Hanioğlu (08.05.2003)

> ‘Saddam’ın dulları’ ve millî despot sevgisi Rıza Hilal (08.05.2003)

> BM’nin Irak’taki başarısızlığı sonunu getirir mi? Ramazan Gözen (07.05.2003)

> CHP ve Türk demokrasisi Gökhan Bacık (07.05.2003)

> Küresel harpler serisi ve savunmasız dünya Durmuş Hocaoğlu (06.05.2003)

> ABD siyasetinde iki ekol William Row (06.05.2003)

> Denktaş’ın yumurtası HERKÜL MİLLAS (05.05.2003)

> Savaşı görmek Naci Bostancı (04.05.2003)

> Türkiye örnek ülke olabilir mi? Cem Özdemir (04.05.2003)

> Yakınlaşma mı, yalnızlaşma mı? NİHAL BENGİSU KARACA (04.05.2003)

> Medeniyet ayinleri ve imaj denetimi Nazife Şişman (03.05.2003)

> Irak Savaşı’nda kazananlar ve kaybedenler Emir Tahiri (03.05.2003)

> Türkmenlerin savaş sonrası konumları Soner Çağaptay (02.05.2003)







GAZETE SAYFALARI


 

   BÜTÜN YAZARLAR


 

   
   
   
   

 

 

Copyright© 1995-2003 Feza Gazetecilik A.S. / Çobançesme Mh. Kalender Sk. No: 21 34530 Yenibosna / İstanbul
Tel:+90 (212) 639, 34 50 (pbx) Fax: +90 (212) 652 24 23 e-posta: okurhatti@zaman.com.tr
Bu site Zaman Gazetesi Bilgi İşlem ve İnternet Servisi tarafindan hazırlanmaktadır.