İNTERNETİN İLK TÜRK GAZETESİ
11.05.2003
Pazar
  For English
  Ana Sayfa
  Haberler
  Ekonomi
  Dış Haberler
  Politika
  Kadın-Aile
  Kültür Sanat
  Televizyon
  Spor
  Yazarlar
  Yorumlar
  Çizgi-Yorum
 
  Akademi
  Bilişim
  Eğitim
  Otomobil
  Röportaj
  Tüketici Masası
  Okur Hattı
 
  Bölge Haberleri

  Dünyada Zaman

 
  Arşiv Arama
  Abone Formu
  About Us
  Reklam
  Künye / İletisim
  Hava Durumu
  Namaz Vakti
  E - Kart
  Sanat Galerisi

ZAMAN KiTAP

NURİYE AKMAN


ABD’nin Türkiye Büyükelçisi Robert Pearson’ın eşi Margaret Pearson:

Hepimizin içinde İlahi bir kıvılcım var


ABD’nin Türkiye Büyükelçisi Robert Pearson’ın üç yıllık görev süresi önümüzdeki günlerde bitiyor. Eşi Margaret Pearson, ülkemizden ayrılmalarına kısa bir süre kala ilk kez Zaman’a konuştu. Bayan Pearson’a göre, yeni görev yerleri şimdilik Washington gibi gözüküyor. 10 yıldır yurtdışında çalıştıkları için “eve dönmek” Pearson çiftini memnun edecek. İlk bakışta bana Doris Day’i hatırlatan çıtı pıtı bir hanım Amerikan sefiresi. Onun da eşi gibi meslekten diplomat olduğunu öğrendiğimde, Türk–Amerikan ilişkilerini farklı bir açıdan konuşabileceğimizi düşünmüştüm. Ama bayan Pearson, benim merak ettiğim konuların eşinin görev alanına girdiğini düşündü ve Türkiye’nin sosyo–politik gerçekleri dahil, pek çok soruyu yanıtlamayı “profesyonelliğe” uygun bulmadı. Yüz yüze görüşmek bana yetmeyince, kendisine yeni yazılı sorular vermeyi teklif ettim. Teklifim kabul edildi; ancak Irak Savaşı’nın insani boyutlarına dair sorularım hiç yanıtlanmadı, diğer sorularım da iki günde cevap verilemeyecek denli kapsamlı ve kamçılayıcı bulundu. Aldığım yanıtlar yine “doyurucu” değildi. Okuyacağınız sayfa, tamamen yanıtsız bırakılan sorularımı çıkarttıktan sonra kalan iki metnin harmanlanmış halidir. Meseleleri daha özgürce tartışabilmek, Türkiye üzerine sahici gözlemlerini almak isterdim; ama diplomasi ancak bu kadarına izin veriyor.

Gelmeden önce Türkiye hakkında ne düşünüyordunuz? Geldikten sonra hangileri hakkında yanıldığınızı ya da haklı çıktığınızı gördünüz?

Türkiye’nin köklü ve ilginç bir tarihe sahip, medeniyetlerin dönüm noktası olmuş heyecan verici bir ülke olduğunu düşünüyordum. Ve haklı çıktım! Bir büyükelçi eşi olarak, ortalama Türk vatandaşının hayatına “dahil olmakta” biraz zorluk çektim. Protokol gerekleri benim tanımak istediğim kadar çok insanlarla bir araya gelmemi engelledi. Dolayısıyla Türkiye’ye görevimiz bittikten sonra normal bir turist olarak gelmeyi ve daha çok şey öğrenmeyi gerekli buluyorum. Buradan ayrıldığımda Türkiye’nin nasıl bir çeşitliliğe sahip büyüleyici bir ülke olduğunu ve insanlarının yetenek ve zekalarını hatırlayacağım.

Politika, sanat vs. alanlarında Türkiye’nin en renkli kişilerinin kimler olduğunu düşünüyorsunuz?

Atatürk. Vizyonu ve kararlılığı tarihin gidişatını değiştirdi.

Hangi Türk yemeğini pişirmeyi öğrendiniz?

Gözleme ve mantıya bayılıyorum; ama sanırım bu yemekleri yapmayı öğrenmek yıllar alır. Zeytinyağlı sebze salataları çok lezzetli ve sağlıklı.

Türkiye’den Amerika’daki dostlarınıza ne gibi hediyeler götürüyorsunuz? Hiç eviniz için bir şey aldınız mı?

Ev için iki tane tablo ve benim çerçevelediğim birkaç nakış işlemesi aldık. Dostlarıma her tür hediye götürüyorum. Geleneksel İznik çini desenlerini ve gümüşleri özellikle çok beğeniyorum. Arkadaşlarıma pek çok gümüş ayna hediye ettim.

Çini sanatına merak duyduğunuzu biliyorum. İznik çinisinin formülü keşfedilmeyen bir kobalt mavisi var. Teknolojik seviye hangi noktaya gelirse gelsin, hâlâ sırrı çözülemedi. Bu sır mıydı sizi cezbeden?

Paris’te bulunduğum sürede bir show oldu İznik çinileri üzerine. Oradaki renk tasarımı, genel tasarım beni o kadar etkiledi ki, bunun altında yatan kültür ve tarih hakkında bilgi sahibi olmaya ve öneminin vurgulanması için çaba göstermeye karar verdim. İznik Vakfı bana, evde sergilemek üzere çiniler verdi. Bu da çok iyi oldu. Çünkü buraya Amerikalı misafirler her gelişinde bunlar hakkında soru soruyorlar. Ben de onlara etraflıca kültürü, tarihi konusunda bilgi veriyorum. Mavi değilse de o kırmızı tonun bulunmasının çok uzun bir süreç olduğunu, bu konuda İznik Vakfı’nın bir formül oluşturmaya çalıştığını biliyorum.

Türkçe kaç kelime öğrendiniz?

Türkçe çok zor bir dil! Anlıyorum; ama pek konuşamıyorum.

Türkiye’de yaşayıp gördükleriniz arasında canınızı en çok ne sıktı?

Geldikten kısa bir süre sonra Adapazarı’na, deprem bölgesine gittik. İnsanların hayatlarının nasıl etkilendiğini görmek beni çok üzdü. Ayrıca bazı Türk kadınlarının okuma yazma bilmediklerini öğrendim. Tıpkı Amerika gibi, Türkiye’nin de kadın erkek bütün vatandaşlarının yetenek, bilgi ve fikirlerine ihtiyacı var. Bu kadınlara ulaşmaya çabalayan ve yaşları ne olursa olsun hepsine bu açığı giderme şansı veren her türlü girişimi destekliyorum. Anaçev’le birlikte okuma yazma bilmeyen kadınlara okuma yazma öğretilmesi, onların bir iş sahibi olması, aile bütçesine katkıda bulunmaları ve daha iyi bir ebeveyn olmaları için becerilerinin geliştirilmesi konularında çabalarım oldu.

Diyanet Vakfı Kadın Kolları’nın bir toplantısına katılmıştınız. Konu da “İslam’daki hurafeler” idi. O toplantıda ne öğrendiniz?

Bir gece önce telefon edip “Çok enteresan bir toplantı var, gelir misiniz?” dediler. Toplantıya girdiğim anda konunun hurafe olduğunu öğrendim. Özellikle oraya hurafe konusunda bir bilgi sahibi olayım diye gitmedim. Hurafe öyle bir konu ki bu, hem insanları bir araya getiriyor hem de bazı noktalarda insanları birbirinden ayırıyor. Amerika’da ve dünyada İslam dinine karşı giderek artan bir ilgi var. Ben de bu konferansa İslam konusunda daha fazla bilgi sahibi olma isteğiyle katıldım. Benim için çok yararlı oldu ve unutmuyorum ki, Amerikan toplumunda da bazı hurafeler söz konusu. Örneğin Amerika’da yaygın olan bir şey; insanlar yanlarında tavşan bacağı taşırsa bunun kendisine şans getireceğine inanırlar.

11 Eylül’den sonra, İslam’ı terörizmle eşitleyen bir anlayış hakim oldu Amerika’da ve dünyada. Üç yıllık Türkiye deneyiminizin penceresinden bu konuda ne düşünüyorsunuz?

Sorunuz bana garip geldi. Amerika’da dini İslam olan pek çok vatandaşımız var. Bizim ülkemizde bütün dinler, ayrım yapmaksızın eşit kabul edilir. Bence terörizm insanlara zulmün bir başka yöntemi. Ve ben hiçbir zaman İslamiyet’in masum insanların öldürülmesini desteklediğini ve dehşet, korku yaratılmasını istediğini düşünmedim. Böyle bir anlayışın, dolayısıyla böyle bir yansımanın olduğunu kabul etmiyorum.

Türkiye’deki laiklik tartışmalarını nasıl izliyorsunuz? Amerika ile kıyasladığınız zaman saptadığınız farklılıklar nedir? Müslüman laik bir ülkede yaşamak nasıldı?

Şu anki pozisyonumda, Türkiye’deki din–devlet ilişkisi konusunda bir yorumda bulunmam doğru olmaz. Kendi yaşantım açısından herhangi bir farklılık görmedim. Kendimi birçok bazı ülkeden daha güvende hissettim. Dinin kişisel bir konu olduğunu, Müslüman olmanın genel hayata yansımadığını, bunun sadece insanın kendi vicdanıyla ilgili bir şey olduğunu gözlemledim.

Amerika nereye gidiyor? Savaştan sonra bir Amerika karşıtlığı başladı bütün dünyada. Irak Savaşı’nda Amerika’nın askeri başarısı teslim edildi; ama sokaktaki insanın Amerika imajında bir sarsılma oldu, büyük protesto gösterileri oldu. Savaşın amaçları ve sonuçları konusunda insanların ikna edilmemesi acaba Amerika açısından diplomatik bir başarısızlık mıdır?

Bu konuda sizinle aynı fikirde değilim. Savaş nedeniyle Amerika’nın dünyadaki imajının kötüye gittiğini düşünmüyorum. Çünkü Amerika ve koalisyon güçleri belli prensipler üzerinde durdular ve Irak halkı için bu mücadeleyi başlatacaklarını, nasıl yürüteceklerini, nerede duracaklarını söylediler ve bütün bunlar gerçekleşti. Dolayısıyla şu anda dünyadaki insanlar, Amerika’nın verdiği sözleri tuttuğunu ve bu konuda Amerika’ya güvenebileceğini düşünüyorlar. Dolayısıyla ben her zaman, insanlardan insanlara bu tür mesajların daha çok yayılmasıyla, genel anlayışın daha da iyiye gideceğini düşünüyorum sizin düşüncenizin tersine.

Ben de insanın gözündeki gözlüğün rengine göre gördüklerinin değiştiğini, sizin açınızdan böyle düşünmenin son derece normal olduğunu düşünüyorum. Ama sadece dışarıda değil, Amerika’nın kendi içinde de Irak Savaşı süreci öncesinde ve sonrasında böyle bir tartışma yaşandı. Ayrıca Clinton dönemi Senato Başkanı Newt Gingrich, Cumhuriyetçilerin etkin ismi, Türkiye’nin savaş için ikna edilemeyişini başarısızlık olarak değerlendirdi. Ne düşünüyorsunuz bu konuda?

Sorularınızın biçimine itirazım var. Büyükelçilikteki, siyasi bölümde çalışanlara sorulacak soruları bana soruyorsunuz. Benim yorumda bulunmam doğru olmaz. Ancak şu kadarını söyleyebilirim, Newt Gingrich’in yaptığı yorumlar, eleştiriler Amerika’da da pek çok kişi ve kurum tarafından karşı eleştiriye maruz kaldı. Ve her zaman şunu da unutmayın. Amerika’da çok farklı görüşler her zaman yeşermekte. Bana, diplomat eşi olduğumu hatırlayarak sorular sorun.

Siz de şu anda bir diplomatsınız. Neden seçtiniz bu mesleği, genç bir kızken?

Kendimi bildim bileli, farklı ülkeleri gezmek istedim. Dünyada çok değişik değerlerin, anlayışların olduğuna ve bunların insanları bir araya getirdiğine inanıyorum. Bunu bir anlamda kanıtlamak için bu mesleği seçtim ve insanlara, değişik kültürlere, değişik yaşamlara, değerlere ulaşmanın en güzel yolu diplomatlıktan geçiyordu benim için.

Robert Pearson ile evlenmeseydiniz, bugün büyükelçi mi olurdunuz?

Evliliğimizle beraber bir karar aldık. Asla birbirimizden ayrı yerlerde görev yapmayacağız. Benim kişisel olarak da yapmak istediğim şey, mümkün olan üst düzeylere gelebilmek; fakat aynı zamanda aile hayatımı korumak, bir çocuk yetiştirmekti. Bu bakımdan kendimi çok şanslı addediyorum. Aslına bakarsanız, benim Dışişleri Bakanlığı’nda bulunduğum mevki, yani pozisyon olarak, hem büyükelçi hem de büyükelçi yardımcısı yani ikinci adam olmama uygun. Fakat itiraf etmek gerekirse ben bunu istemiyorum. Çünkü, Dışişleri Bakanlığı’na insan katıldığı zaman, yurtseverlik duygusu daha öne çıkıyor. Yani ille ben büyükelçi olayım, ille bir unvan alayım, kariyer peşinde koşayım gibi değil. Unutmayalım, bizim Dışişleri Bakanlığı’nda çok kıdemli olan diplomatlar var; ama bazıları henüz hiç büyükelçilik yapmamış.

Amerika’nın başına bir kadının geçmesi fikrine mesela Hillary Clinton’ın başkan olmasına nasıl bakıyorsunuz?

Benim için en önemli olan şey, Amerika’da başkanlık mevkiinin, en iyi ve o işe en layık olan insanlar tarafından işgal edilmesidir. Bu kişi eğer bir kadınsa elbette beni mutlu eder. Dünyanın yarısının kadın olduğunu unutmayalım. Ama hareket noktam, bu tür önemli bir görevde en önemli şey, görev yapan kişinin, hoşgörülü, zeka sahibi, kıvrak, iyi, akıllı bir lider olması.

Gerçekten Hillary hakkında ne düşünüyorsunuz?

Ben New Yorklu olmadığım için kendisi ile ilgili fazla bilgiye sahip değilim. Fakat kendisi ile bir kez yakın çalışmam oldu, biz Paris’te görevli iken. Gayet iyi anlaştık, kendisi çok zeki bir kadın. New York’ta çok önemli şeyler söylediğini ben de sizin gibi basından takip ediyorum. Ama derinlemesine bir bilgi sahibi değilim.

Kendinizi dindar bir insan olarak nitelendirir misiniz?

Evet, kendimi dini duyguları, manevi yanı kuvvetli bir insan olarak tanımlıyorum. Hepimizde “İlahi bir kıvılcım” olduğunu, maddi varlığımızdan fazlasına sahip olduğumuzu düşünüyorum. Bu düşünceyi attığımız her adıma dahil etmemiz gerektiğini unutmamaya çalışıyorum. Müzakerelere katılan bir diplomat olarak bile, görüştüğüm insanlardaki bu “kıvılcımın” farkına varmaya çalışıyorum.

Huntington’ın ‘medeniyetler çatışması’ tezine nasıl bakıyorsunuz?

Profesör Huntington bu tezi Harvard’daki öğrencileri arasındaki tartışmayı canlandırmak için öne sürdü. Üzerinde konuşulacak ilginç bir konu; ancak gerçek dünyada fazla basite indirgenmiş olarak kalıyor. Bazı yazarlar dünyaya sanki kesin hatlarla ayrılmış ve tanımlanmış “medeniyet” bölgelerinde yaşıyormuşuz gibi bakmayı denediler. Şimdi kültürlerimizle birbirimizin hayatlarına, sınırları geçerek dahil oluyoruz. Türkiye, kültürler ve kıtalar arasında köprü oluşturan bir ülke olarak bunu çok iyi bilmeli.

Amerika süper güç olmanın sorumluluğunu sizce yerine getiriyor mu?/Güçler dengesi açısından dünyanın tek kutuplu olmasının Amerika’nın yararına mı, zararına mı olduğunu düşünüyorsunuz? Neden?/“Absolute power corrupts absolutly” özdeyişi doğrultusunda, bir süper güç olarak Amerika’yı bekleyen en büyük tehlike sizce nedir?

Bu sorular oldukça derin analizler gerektiriyor. Yalnızca şunu söyleyebilirim ki, tarihe baktığımızda Amerika’nın geçmişteki diğer “süper güçlerle” ya da herhangi bir ulusla karşılaştırıldığında gücünü istismar etmedeki isteksizliğini görürüz. Birçok durumda, sınırlarımız ötesindeki meselelere dahil oluşumuz, meseleleri çözebilecek diğer ulusların Amerika’ya duruma el koyması için çağrıda bulunmasından kaynaklanmaktadır.


Yazıcıya uyarla      Arkadaşıma gönder



Önceki Röportaj

> (04.05.2003) - Tiyatro sanatçısı Haluk Bilginer: Kadınların çocuk doğurmasını kıskanıyorum!

> (27.04.2003) - ‘Medya grubu başkanlığından aşağı bir görev kabul etmem’

> (26.04.2003) - Yücel Yener hakkındaki iddialara cevap verdi: TRT benden önce de çiftlikti!

> (20.04.2003) - Gönderilmemiş Mektuplar’ın yönetmeni Yusuf Kurçenli: Ben bu filmi kendim için yaptım

> (13.04.2003) - Maalesef ben de ‘showman’e dönüştüm

> (07.04.2003) - Michael Mihriban Özelsel halvetteki halini anlattı: Bir çocuk olarak Hz. Muhammed’in kucağında oturu

> (06.04.2003) - Entelektüel kabuğumu halvetle kırdım

> (30.03.2003) - Prof. Dr. Ferit Hakan Baykal: Türkiye, dünya hükümetinin kurulması için öncülük yapmalı

> (24.03.2003) - Doç. Dr. Halil Berktay: Batı’da var olan anlamıyla çok sesli savaş muhabirliği bizde yok

GAZETE SAYFALARI


 

   BÜTÜN YAZARLAR


 

   
   
   
   

 

 

Copyright© 1995-2003 Feza Gazetecilik A.S. / Çobançesme Mh. Kalender Sk. No: 21 34530 Yenibosna / İstanbul
Tel:+90 (212) 639, 34 50 (pbx) Fax: +90 (212) 652 24 23 e-posta: okurhatti@zaman.com.tr
Bu site Zaman Gazetesi Bilgi İşlem ve İnternet Servisi tarafindan hazırlanmaktadır.