İNTERNETİN İLK TÜRK GAZETESİ
11.05.2003
Pazar
  For English
  Ana Sayfa
  Haberler
  Ekonomi
  Dış Haberler
  Politika
  Kadın-Aile
  Kültür Sanat
  Televizyon
  Spor
  Yazarlar
  Yorumlar
  Çizgi-Yorum
 
  Akademi
  Bilişim
  Eğitim
  Otomobil
  Röportaj
  Tüketici Masası
  Okur Hattı
 
  Bölge Haberleri

  Dünyada Zaman

 
  Arşiv Arama
  Abone Formu
  About Us
  Reklam
  Künye / İletisim
  Hava Durumu
  Namaz Vakti
  E - Kart
  Sanat Galerisi

ZAMAN KiTAP


  Yorum

Irak krizi: Konjonktürel dalgalanmadan yapısal işbirliğine

Zeynep Dağı



Irak Savaşı ile birlikte pandoranın kutusu da açılmış oldu. Soğuk Savaş sonrası oldukça kırılgan bir yapı arz eden bölgesel ve uluslararası dengelerin ardı ardına yıkıldığına tanık oluyoruz. Irak Savaşı sadece Bağdat’ın değil, İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra geliştirilen kurumların ve değerlerin de yağmalanmasına neden oldu. Irak krizinde ABD’nin baştan beri BM’ye ve uluslararası diplomasiye karşı takındığı olumsuz tutum, uluslararası toplumun genelinde, bu tür eylemler için ‘meşruiyet’ kaygılarını yoğunlaştırdı. Bu kaotik ortamda ilk kez, insanların savaşı küresel ölçekte kınaması ve ‘meşruiyet’ taleplerini yüksek sesle ifade etmeleri önemli bir gelişmeydi.

BM’nin etki alanı

Irak Savaşı bir yanda Huntington’un ‘medeniyetler çatışması’ tezini doğrular gözükürken, diğer taraftan da paradoksal bir şekilde ABD ve AB arasındaki tarihsel makasın açılmasına neden oldu. Almanya, Fransa, Rusya ve Çin gibi uluslararası politikanın önemli aktörleri Irak krizi özelinde uluslararası sistemin ABD merkezli yeniden yapılandırılmasına karşı çıkmakta, bu konuda BM’nin öncü rol üstlenmesinde ısrar etmektedirler. Blair ve Bush, Belfast’ta yaptıkları toplantıda, BM’nin etki alanını sadece ‘insani yardımla’ sınırlandırmak isterken, BM Güvenlik Konseyi üyesi olan Rusya, Fransa ve Çin ise Irak vesilesiyle BM’nin merkezi bir rol oynaması gerektiğini savunmakta ve BM’nin yeni koşullara uygun bir şekilde reforme edilmesi gerektiğini vurgulamaktadırlar. Putin, ABD’nin kontrolsüz gücünün dengelenebilmesi açısından BM’nin etkinliğinin artırılması gerektiğini ifade etmiş ve Blair–Bush zirvesine tepki olarak St. Petersburg’da Rusya’nın inisiyatifinde Almanya ve Fransa ile karşı bir zirve düzenlemiştir. Zirvenin davetini kabul eden BM Genel Sekreteri Kofi Annan’ın son anda ABD baskısı nedeniyle zirveye gelememesi de kapalı kapılar ardında diplomatik mücadelenin bütün hızıyla sürdüğünün bir kanıtı.

Denge arayışı

Ancak, Almanya ve Fransa’nın kararlı tutumlarına rağmen, Irak bunalımı konusunda AB’nin ‘ortak bir dış politika’ üretmedeki başarısızlığı sadece Irak’ın, yani dolaylı olarak Ortadoğu’nun yeniden yapılanmasını değil, AB entegrasyon sürecini ve ABD’ye karşı denge arayışlarını da uzun dönemde olumsuz etkileyecektir. Fransa, Almanya, Çin ve Rusya arasındaki işbirliği ve ortak bir dış politika arayışları gerçekte ABD’nin dayatmak istediği tek kutuplu yapıya karşı bir direnme hareketidir. Bu bağlamda da, bu ülkelerin liderleri, bölgenin ve uluslararası sistemin yeniden yapılanmasında uzun dönemde ‘istikrarın’ sağlanabilmesi için ‘meşruiyeti’ ön plana çıkarmakta ve Irak’ta demokratik bir yönetimin BM’nin denetiminde bir an önce kurulması gerektiğini ısrarla vurgulamaktadırlar.

Değişen ilişkiler

Savaş sadece ABD–AB arasında çıkarların farklılaşmasına değil, Türk–ABD stratejik işbirliğinde de ciddi kırılmalara neden oldu. I. Körfez krizinde senkronize hareket eden iki müttefikin şimdi K. Irak konusunda yollarının ayrıldığına, Irak’ın yeniden yapılandırılmasında ise Türkiye’nin bilinçli olarak dışarıda tutulduğuna tanık oluyoruz. Bu durum, ABD– AB arasında tarihsel bir kavşakta yer alan Türkiye’yi dış politikasında bir tercihe itmektedir. Irak krizi, Türk dış politikasının ana yönelimlerini ve ulusal çıkarlar tanımlarını yeniden değerlendirebilmek için bir fırsattır aynı zamanda. Irak Savaşı, ABD ile olan ‘stratejik ortaklığın’ bundan böyle konjonktüre göre değişiklik göstereceğini ve ilişkide istikrar olmayacağını ortaya koydu. Oysa Türkiye, AB ile konjonktüre göre değişmeyen, ‘demokrasi, serbest piyasa ve ortak güvenlik’ üçgeninde yapısal bütünleşme temelinde bir ortaklık kurma yolunda. Bu paralelde Türkiye gerek I. Körfez savaşının ve gerekse bugünkü savaşın maliyetini en ağır ödeyen ülkelerin başında gelmesine ve ABD ile stratejik işbirliği bulunmasına rağmen, ABD’nin, bölgenin yeniden yapılanmasını savaşa sembolik bir sayıda asker gönderen Polonya ve Avustralya ile planlamayı tercih etmesi konjonktürel dalgalanmaya güzel bir örnektir. Türkiye’ye verilmesi planlanan 1 milyar dolarlık yardımın da son anda ‘şarta’ bağlanması Türk dış politikasında stratejik bir arayışa ve paniğe neden olmaktadır. Türk kamuoyunda ABD’ye duyulan bu tepkinin AB ile de özdeşleştirilmesi, AB’ye karşı negatif söylemlerin bu vesileyle daha yüksek sesle ifade edilmesi AB ile tam üyelik sürecinde bulunan Türkiye için doğru bir yöneliş olmayacaktır. Bazı çevreler, ABD’nin ‘stratejik ortaklık’ anlayışını, AB’nin tam üyelik için aradığı demokratik ölçütlerle bir tutup her ikisine karşı da negatif bir politika geliştirmeyi savunmakta ve bu fırsatla Türkiye’yi içe kapatmaya çaba harcamaktadırlar. Oysa, ABD ve AB arasındaki konjonktürel ve yapısal farklılığın çok iyi gözlenmesi gerekmektedir. Türkiye, Avrupa vizyonunu yeniden iç ve dış politikaya taşıyarak, yakın bölgesini ve içini Avrupalı yapılar ve değerlerle örerse bu krizi iyi değerlendirmiş ve hatta krizden kazançlı çıkma şansını yakalamış olabilir.

Yard. Doç. Dr., Atılım Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Bölümü

11.05.2003


Yazıcıya uyarla      Arkadaşıma gönder




Diğer Yorumlar

> Yalpalama Türkiye Ümit Kardaş (11.05.2003)

> Her öğretmen “üstat” olamaz Olcas Süleymanov (10.05.2003)

> Başkanlık modeli Korkmaz Tağma (09.05.2003)

> Bingöl’de ‘gök ekinler’ solmasın diye... Ali Çolak (09.05.2003)

> Demokrasi ve millet inşası Şükrü Hanioğlu (08.05.2003)

> ‘Saddam’ın dulları’ ve millî despot sevgisi Rıza Hilal (08.05.2003)

> BM’nin Irak’taki başarısızlığı sonunu getirir mi? Ramazan Gözen (07.05.2003)

> CHP ve Türk demokrasisi Gökhan Bacık (07.05.2003)

> Küresel harpler serisi ve savunmasız dünya Durmuş Hocaoğlu (06.05.2003)

> ABD siyasetinde iki ekol William Row (06.05.2003)

> Denktaş’ın yumurtası HERKÜL MİLLAS (05.05.2003)

> Savaşı görmek Naci Bostancı (04.05.2003)

> Türkiye örnek ülke olabilir mi? Cem Özdemir (04.05.2003)

> Yakınlaşma mı, yalnızlaşma mı? NİHAL BENGİSU KARACA (04.05.2003)

> Medeniyet ayinleri ve imaj denetimi Nazife Şişman (03.05.2003)







GAZETE SAYFALARI


 

   BÜTÜN YAZARLAR


 

   
   
   
   

 

 

Copyright© 1995-2003 Feza Gazetecilik A.S. / Çobançesme Mh. Kalender Sk. No: 21 34530 Yenibosna / İstanbul
Tel:+90 (212) 639, 34 50 (pbx) Fax: +90 (212) 652 24 23 e-posta: okurhatti@zaman.com.tr
Bu site Zaman Gazetesi Bilgi İşlem ve İnternet Servisi tarafindan hazırlanmaktadır.