İNTERNETİN İLK TÜRK GAZETESİ
13.05.2003
Salı
  For English
  Ana Sayfa
  Haberler
  Ekonomi
  Dış Haberler
  Politika
  Kadın-Aile
  Kültür Sanat
  Televizyon
  Spor
  Yazarlar
  Yorumlar
  Çizgi-Yorum
 
  Akademi
  Bilişim
  Eğitim
  Otomobil
  Röportaj
  Tüketici Masası
  Okur Hattı
 
  Bölge Haberleri

  Dünyada Zaman

 
  Arşiv Arama
  Abone Formu
  About Us
  Reklam
  Künye / İletisim
  Hava Durumu
  Namaz Vakti
  E - Kart
  Sanat Galerisi

ZAMAN KiTAP

YAZARLAR


AHMET SELİM a.selim@zaman.com.tr
 

[Serbest Vuruş] Futbolun şovu ve gerçekleri

Çok garip şeyler meydana gelmediği takdirde, Beşiktaş’ın şampiyon olacağı haftalar hatta aylar öncesinden belliydi. Galatasaray da Fenerbahçe de “futbolcular grubu”, Beşiktaş ise bir “takım” oldu.


O zamanlar averaj hesabı, toplama çıkarma tarzında yapılmıyordu. Atılan gol sayısı yenilen gol sayısına bölünüyordu.

Fenerbahçe şampiyon olmak üzere son maçı da Kasımpaşa ile. Hesapları yapmışız! Fenerbahçe en iyi netice olarak Kasımpaşa’yı 4–2 yener ise GS şampiyon olacak! Mutlaka iki gol yemesi lâzım, en fazla da dört atabilir!

Olacak iş mi? Taraftarlık psikolojisinin böyle tuhaf ihtiyaçları vardır. Bilir olmayacağını ama, yine de hesabını yapar. Böyle hallerin zararı yoktur, fakat dozunda tutulması şartıyla.

Ben Gençlerbirliği’ni şampiyon olacak kıvamda görmedim hiç. Trabzon’un geçmişteki şampiyonlukları bambaşka bir haldi. Gençlerbirliği, bir sürü boşluklarıyla beraber pırıltıları da olan bir takım. O Trabzon, dopdolu bir takımdı.

Galatasaray’ın Gençlerbirliği’ni yenememesi, rakibinin üstünlüğünden değil, kendi zaafları yüzünden. Esasen GS’ın şampiyon olabileceği umudu, yukarıda anlattığım Kasımpaşa maçındaki umuda benziyordu. Çok garip şeyler meydana gelmediği takdirde, Beşiktaş’ın şampiyon olacağı haftalar hatta aylar öncesinden belliydi. Galatasaray’da Fenerbahçe’de “futbolcular grubu”. Beşiktaş ise bir “takım”.

* * *

İnternetteki listede gördüm. GS’lı oyuncuların maç sayısı son derece değişken. Oynamış, unutulmuş, tekrar hatırlanmış, vs, oturmamış, oturuşmamış henüz; kendini bulmaya çalışıyor. Böyle şampiyon olunur mu? Berkant 9 maçta, Davala 13 maçta; M.Polat 7, Baliç 8, Ayhan 10, Ü.Karan 14, Emre 11, Arif 15, Hasan 16 maçta oynamış... Bunlardan birinin oynadığında diğeri oynamamıştır. Ne zaman daimi beraberliğin avantajlarını yaşayıp, hem form tutacaklar, hem de hücum ve savunma organizasyonlarındaki âşinalık özelliğini kazanacaklar? Geçmişten bir örnek vereyim: 10 takımlı ligde, Turgay 18, Metin 17, Kadri 18, İsfendiyar 16, İsmail 17, Coşkun 18, Suat 16, Saim 14, Ergun 15 defa oynamış... Yani her maçta varmışlar! Yalnızca Metin’le ilgili oynama sayılarına göz atalım: 20’de 17, 20’de 17 (957–959), 34’te 32 (964–963)...

En az, (kaleci hariç) 7–8 kişinin daimilik kazanması gerekir. Oynatılmayan, hatta kadroya bile alınmayan bir adam; hazırlanamaz, form tutamaz; kaymaya, sürüklenmeye başlar... Deneme, 1–2 mevki üzerinde ve gençlerle ilgili olarak yapılır. Bir maçta iyi oynayamadı diye Metin Oktay kesilmez, Hakan Şükür kesilmez, Kadri Aytaç kesilmez, Hasan Şaş kesilmez... Şu anki GS’ın geniş (genel liste) kadrosu bir kazazedeler kadrosu! Hepsi dönem dönem üçer beşer hafta unutulup depresyon geçirmiş oyuncular! Bu durum aslında antrenörün huzursuzluğunu gösterir. Mustafa Denizli, yapısı öyle olmadığı halde, Fenerbahçe’deyken böyle davranmıştı. Fatih Terim de, geçmişte böyle olmadığı halde, gidip geldikten sonra çok farklı uygulamalar keşfetme iddiası ile, (ayrıca Lucescu faktörünün de eklenmesiyle), bilinen istikrar anlayışından uzaklaşmanın huzursuzluğunu yaşadı ve böyle bir manzara ortaya çıktı... Emre Aşık’ın böyle bir savunmada yer bulamamasını açıklayabilecek bir futbol adamı var mıdır? Çalkalanıp durma garipliğine ait çok basit ve çarpıcı bir örnektir bu.

Bazı oyuncular, çok gelişmiş bir tek özellikleriyle kendini kabul ettirebilir. Tanju bunlardan biriydi. Ayak içiyle topu uzak köşeye kavislendirmenin ustasıydı. Bir gün Ümit Karan hakkında “ayak içini kullanamıyor” demesi, kendi özelliği açısından doğruydu. Ama Ümit Karan’ın Tanju’da olmayan birçok özelilği var. Birisi ona, Tanju’nun da temas ettiği o eksiğini hatırlatsa öğretse; olmaz mı? Teknik direktörler bunun için var değiller mi? Harcamak ve hırpalamak kolay, yardımlamak ve kazanmaktır aslolan. Gündüz Kılıç’la karşılaşmasaydı Metin Oktay, Metin Oktay olamazdı.

Büyük paralar, meslekleri politikleştirir. İşin şov ve lafazanlık tarafı öne çıkar, gerçeği unutulur. Bizim sosyo–ekonomik dengelerimize göre anormal boyutlara varan transfer bedelleri, hem de gelişmeye başladığı bir süreci yaşamak durumundayken, futbolun gerçeklerini önemli ölçüde unutturdu. Şov lafazanlığı başka, felsefe başkadır. Ortalıkta dolaşan lakırdıların, stratejiyle taktikle ilgisi yok. Kulis dedikodularıyla ve ekranlara taşınan argo muhabbetleriyle apayrı bir sektör oluşturuldu. Bir futbolcu, 20’li yaşlarda zengin olup belli çevrelerle otomatik bağları kurulmuş bir genç; böyle bir sektörde topu unutur! “Top sevmiyor” diyorlar. Bunun için, yani ona yabancılaştığın için sevmiyor. Top biraz çocukluk ister, çocuksu heyecanlar ister. 40 yaşındaki Hagi öyleydi.

Teknik direktörlerin nelerle meşgul olduğunu doğrusu çok merak ediyorum. “Bana şu–şu–şu vasıfları taşıyan adamlar bulunuz ve işime karışmayınız” deyip 8 tane de yardımcıyla poz kesecek adamın “hocalık” neresinde olacak? O takdirde bir başka görev ihdas etmek gerekir; “top işleri sorumlusu” gibi, “insan işleri yetkilisi” gibi!

Futbolun şovu ve parasal (monoter) tarafı, topu ve futbolculuğu unutturacak kadar öne çıktı; her alanda olduğu gibi bu bize en berbat bir kopya halinde yansıdı. Kimse farkında değil ki, “Avrupa şampiyonluğu–dünya üçüncülüğü” noktasında gitgide uzaklaşıyoruz ve “milli takım” bazında bunun çok dramatik sonuçlarıyla karşılaşabiliriz.

Söylemeden yapamayacağım; siyasette de aynı hal yaşanıyor ve siyaset günlük hayatımızdaki sosyal gerçekleri örten bir kocaman gölgeye dönüşüyor.


13.05.2003


Yazıcıya uyarla      Arkadaşıma gönder



Önceki Yazıları

> (11.05.2003) - Yakın geçmişi anlamak

> (08.05.2003) - Okullar ve 950’li 60’lı yıllar

> (06.05.2003) - [SERBEST VURUŞ] Hüzünlü Kanarya

> (04.05.2003) - Birey, sorumluluk, sistem

> (01.05.2003) - Hayata dönün, hayata!

> (01.05.2003) - Solak Galatasaray

> (27.04.2003) - Gerginlik değil, üreten uzlaşmacılık

> (24.04.2003) - Aydınlar ve siyaset

> (22.04.2003) - [SERBEST VURUŞ] Sergen ve Fenerbahçe

> (20.04.2003) - Peki bu meşru mudur?




GAZETE SAYFALARI


 

   BÜTÜN YAZARLAR


Bütün yazılar



YAZARLAR

A. TURAN ALKAN

ABDULLAH AYMAZ

AHMED ŞAHİN

AHMET SELİM

ALİ BULAÇ

ALİ ÇOLAK

ALİ H. ASLAN

ALİ ÜNAL

BÜLENT KORUCU

EKREM DUMANLI

ERHAN BAŞYURT

ETYEN MAHÇUPYAN

EYÜP CAN

FİKRET ERTAN

FİKRİ TÜRKEL

GÜNTAY ŞİMŞEK

HASAN ÜNAL

HEKİMOĞLU İSMAİL

HİLMİ YAVUZ

HÜSEYİN GÜLERCE

İBRAHİM KIBRIZLI

İSKENDER PALA

KADİR DİKBAŞ

KERİM BALCI

M. ALİ YILDIRIMTÜRK

M. NEDİM HAZAR

MEHMED NİYAZİ

MELİH ARAT

MİRZA ÇETİNKAYA

MUSTAFA ARMAĞAN

MUSTAFA ÜNAL

NEVVAL SEVİNDİ

REHBER ABİ

SELÇUK GÜLTAŞLI

SELİM IŞIKLAR

ŞAHİN ALPAY

TAMER KORKMAZ

ZİYA PERVER




 

   
   
   
   

 

 

Copyright© 1995-2003 Feza Gazetecilik A.S. / Çobançesme Mh. Kalender Sk. No: 21 34530 Yenibosna / İstanbul
Tel:+90 (212) 639, 34 50 (pbx) Fax: +90 (212) 652 24 23 e-posta: okurhatti@zaman.com.tr
Bu site Zaman Gazetesi Bilgi İşlem ve İnternet Servisi tarafindan hazırlanmaktadır.