İNTERNETİN İLK TÜRK GAZETESİ
14.05.2003
Çarşamba
  For English
  Ana Sayfa
  Haberler
  Ekonomi
  Dış Haberler
  Politika
  Kadın-Aile
  Kültür Sanat
  Televizyon
  Spor
  Yazarlar
  Yorumlar
  Çizgi-Yorum
 
  Akademi
  Bilişim
  Eğitim
  Otomobil
  Röportaj
  Tüketici Masası
  Okur Hattı
 
  Bölge Haberleri

  Dünyada Zaman

 
  Arşiv Arama
  Abone Formu
  About Us
  Reklam
  Künye / İletisim
  Hava Durumu
  Namaz Vakti
  E - Kart
  Sanat Galerisi

ZAMAN KiTAP


  Yorum

Müslüman ülkelerde iki başarılı yönetim modeli

Emir Tahiri



Geçen yüzyılın seksenli yıllarından itibaren iki şahsiyet öne çıktı. Türkiye eski Cumhurbaşkanı Turgut Özal ve Malezya Başbakanı Mahathir Muhammed. Her ikisi de etkinlik alanlarını, şahsi servetlerini artırmak veya yakın çevrelerine peşkeş çekmek için kullanmadıkları gibi güçlü kişilikleri ve keskin siyasi bakış açıları ile tanındı. Ayrıca birçok Müslüman yöneticinin yıkımına yol açmış olgu olan kula kulluğun sembollerine dönüşmekten sakınma hususunda başarı sağladılar.

Gözlemciler her iki şahsiyeti, günlük işleri aşıp stratejik siyasi düşünceyi geliştiren Müslüman yöneticilere model olarak görmekteler aynı zamanda. Denebilir ki Türkiye ve Malezya’nın siyasi ve ekonomik alanda nispeten başarı sağlamış İslam dünyasının iki başarılı devleti haline gelmesinde hiç de şaşılacak bir durum bulunmamakta. Hatta birçokları Malezya’yı, incelenmeyi hak eden tek İslami model olarak görmekte.

Ortak birçok özellik Özal ile Mahathir Muhammed’i buluşturuyor. Her ikisi de güçlü bir inançtan besleniyorlar ve böylelikle İslamcı siyasetçilerin yaşadığı kişisel şizofreniye yakalanmaktan kaçınmaktalar. Ayrıca siyasi İslam çevreleri her ikisinin takvalı olmadığı ve dinden uzaklaştığı suçlamalarında da bulunamamakta.

Bu makalenin yazarı her iki şahsiyetle çeşitli münasebetlerde görüşme fırsatı buldu. Her ikisini bir araya getiren ortak özelliklere rağmen iki farklı görüşe sahiptiler. Örneğin Özal 19. yüzyılda Osmanlı İmparatorluğu’nda baş gösteren Islah hareketini takip etti. Zira ‘Tanzimat’ vatandaşlık, ulusal egemenlik ve laik hukuk gibi Batılı kavramları İslami siyaset söylemi içine girdiren anayasa hareketine sebebiyet vermişti.

Osmanlı İmparatorluğu ve İran’daki tanzimat ve anayasa hareketinin ilham kaynağı olan isimler ‘güçlü devleti’ oluşturmanın araçları olarak gördüler bu çalışmaları. Tanzimat ve anayasa hareketi Cemalettin Afgani’nin öğretilerinin temellerini esas alarak stratejilerini tesis ettiler. Afgani, Avrupa emperyalist güçlerinin baskılarına direnmek için İslam’ın güçlü hükümetler ve ordular oluşturabilecek iyi despot yöneticilere ihtiyaç duyduğuna inanıyordu.

Özal’ın tanzimat ve anayasa hareketine yönelik farklı bir okuması vardı. Özal Avrupa kıtasının etkin hükümetler ve görkemli ordularla değil güçlü sivil toplumun varlığıyla güçlü olduğuna inanıyordu. Bu yüzden çözüm, yönetimi Müslüman hükümetler için genişletmede saklı değil. Özal’ın tasavvuruna göre kalkınmanın yolu, sivil toplumun özellikle de güçlü ve canlı özel sektörün oluşturularak sağlamlaştırılması ve takviye edilmesinde saklı. Bilindiği üzere geleneksel toplumlarda otoritenin eğilimi, üst kademeden alt kademeye doğrudur; ancak Özal otoritenin eğilimin tersi yönde değiştirilmesinde, yani alt kademeden üst kademeye doğru akmasında ısrarcı oldu. 1983 yılında başbakan olduğu vakit Özal, otoriter yapı üzerine kurulu bir cumhuriyet devraldı. Devlet, yabancı yatırımların otoritesini zayıflatacağı korkusuyla ekseriyetini işletmediği doğal kaynakları tekeline aldığı gibi ekonomide de bütün temel sektörleri kontrolünde bulunduruyordu. Ordu ise karar alma eyleminin göbeğinde yer alıyordu. Siyaset, farklı siyasi parti programlarının insanların ihtiyaçlarını karşılayan pratik veya gerçekçi olmamasının yanı sıra genellikle boşluğa atılmış soyut düşünce ve kavramlar etrafındaki söylemleri içeriyordu. Özal’ın gürültüsüz şekilde tatbik edilen ıslahatları bu realiteyi değiştirdi. Zira ordunun rolü anayasal düzenleme gereği sınırlandı. Ülke ekonomisi rekabete, yabancı ve yerel yatırımlara açıldı. Bunun yanı sıra hükümetin uyguladığı geniş tabanlı özelleştirme programı hemen hemen bütün devlet tekelini kırdı. Türkiye’de devletin işleyişi darbelerin yerine seçimler yoluyla yerine getirilir oldu. Bazı kusurlara özellikle de Kürt azınlık ile ilgili eksikliklere rağmen Türkiye bugün Avrupa Birliği üyesi olma ihtimali ile ‘olgun bir demokrasi’ örneği olarak Kürt azınlığı tanımış durumda. Bunun yanı sıra Türkiye bugün 1980 yılıyla karşılaştırıldığında bugünün en zengin üç veya dört Müslüman ülkesinden biridir. Özal bu başarısını Türkiye’nin ilk sivil cumhurbaşkanı olarak taçlandırdı.

Mahathir Muhammed ve Turgut Özal ‘ekonomik serbestlik üzerine kurulu sistem, maddi zenginlik üretebilecek ve milletlerin onsuz ilerlemeyeceği tek sistemdir’ şeklinde ortak bir ilkeye inanmaktadır. Ancak Mahathir Muhammed, bu ilerlemenin ancak ‘güçlü bir hükümetle’ gerçekleşebileceği düşüncesinde. Kendisiyle yaptığım son söyleşide Mahathir, İslam ümmetinin Batı modeline uygun demokrasi nağmeleriyle dans etmemesi gereğinin altını çizerek şöyle diyor: ‘Biz zayıf milletleriz ve güçlü hükümetlere ihtiyaç duymaktayız.’

Belki Mahathir, Afgani’nin çalışmalarına tam hakim değildi; ancak ‘gizemli Farslı’ lakabıyla ünlü bu zatın revaca çıkardığı düşüncelere davet etti. Malezya yarım asır önce bağımsızlığını kazanmasından bu yana tek parti yönetiminde kaldı. Seksenli yılların ortasından itibaren Asya kaplanlarından biri olarak kabul edildi. Belki Malezya dünyanın kayıtlı 5.000 endüstri markası içinde iki kayıtlı endüstri markasına sahip tek İslam ülkesi. Etnik çeşitliliğine rağmen otuz yıldır şiddet olaylarının yaşanmadığı istikrarlı ve uzlaşmacı bir ülkedir Malezya. Diğer İslam ülkelerinin Türkiye ve Malezya’dan öğreneceği çok şeyler var.

Afgani’nin dünyaya bakışı kötümserliğe batmış bir mizaca dayanmakta. Müslümanların demokratik bir sistem kurabileceklerini düşünemediği için İslam dünyasında gerçekçi tek siyasi rejim olması itibarıyla ‘adil despot’ sistem çağrısında bulundu. Kendisi zamanının Avrupa şartlarını göz önüne aldı ve bazı adil despot yönetimlerinin özellikle de Prusya ve Rusya’daki uygulamaları üzerinde durdu. Fakat önünde bu iki devletin demokrasiyi reddettikleri ve ‘adil despot’ sistemi yeğledikleri için kötü bir akıbete uğrayacaklarını gösterecek hiçbir imkan bulunmuyordu. Başka devletler de aynı deneyimleri tekrarladılar; ancak adil despot rejimden vazgeçip çoğulcu demokratik rejime geçmeleri sonrası gerçek ekonomik büyümeye ulaştılar.

Allah’tan birçok Müslüman aydın ve siyasetçi bu konuyu anladı. Yani Batı’nın gerçekleştirdiği şaşırtıcı maddi ve kültürel ilerlemenin anahtarının özgürlüğün toplumları düzenleyen temel ilke olarak kabulü olduğunu anladılar. Batı’da bazılarının düşündüğünün aksine İslam dünyası, çoğulculuk konusunun her geçen gün önemi artan bir yer ettiği birçok siyasi deneyimin alanı haline gelmiştir.

1984 yılında kendisiyle yapılan bir toplantıda Özal, bu satırların sahibine, İslam ülkelerinin ekseriyetinin yirmi yıl içerisinde çoğulcu, kapitalist ekonomi ve seçim sistemine geçeceklerini belirtiyordu. Özal’ın belirlediği sürenin bitimine bir yıl kalmasıyla birlikte onun vardığı sonucun bir bölümü gerçekleşti. Libya hariç, sosyalist ve devlet ekonomisini savunan tek İslam ülkesi bulunmuyor şu an. Ancak İslami yapının hakim olduğu 53 ülke içerisinde sistemli ve temiz seçimlerin yapıldığı gerçekçi çoğulcu sistemi inşa etmiş sadece 12 ülke bulunmakta. Fakat mutlu haber, bu devletlerin sayısının her geçen yıl artıyor olması.

(Şarkulevsat gazetesi, 8 Mayıs 2003)

Paris merkezli Politique International gazetesinin editörü

14.05.2003


Yazıcıya uyarla      Arkadaşıma gönder




Diğer Yorumlar

> 2023 hedefi Uruguay ESER KARAKAŞ (14.05.2003)

> Simitis ne dedi? HERKÜL MİLLAS (13.05.2003)

> Kutlu Doğum; Gül Çağı İskender Pala (13.05.2003)

> İç savaş ve Filistin ufku Fehmi Hüveydi (13.05.2003)

> Arap ülkeleri neden demokratikleşemiyor? Birol Akgün (12.05.2003)

> Yalpalama Türkiye Ümit Kardaş (11.05.2003)

> Irak krizi: Konjonktürel dalgalanmadan yapısal işbirliğine Zeynep Dağı (11.05.2003)

> Her öğretmen “üstat” olamaz Olcas Süleymanov (10.05.2003)

> Başkanlık modeli Korkmaz Tağma (09.05.2003)

> Bingöl’de ‘gök ekinler’ solmasın diye... Ali Çolak (09.05.2003)

> Demokrasi ve millet inşası Şükrü Hanioğlu (08.05.2003)

> ‘Saddam’ın dulları’ ve millî despot sevgisi Rıza Hilal (08.05.2003)

> BM’nin Irak’taki başarısızlığı sonunu getirir mi? Ramazan Gözen (07.05.2003)

> CHP ve Türk demokrasisi Gökhan Bacık (07.05.2003)

> Küresel harpler serisi ve savunmasız dünya Durmuş Hocaoğlu (06.05.2003)







GAZETE SAYFALARI


 

   BÜTÜN YAZARLAR


 

   
   
   
   

 

 

Copyright© 1995-2003 Feza Gazetecilik A.S. / Çobançesme Mh. Kalender Sk. No: 21 34530 Yenibosna / İstanbul
Tel:+90 (212) 639, 34 50 (pbx) Fax: +90 (212) 652 24 23 e-posta: okurhatti@zaman.com.tr
Bu site Zaman Gazetesi Bilgi İşlem ve İnternet Servisi tarafindan hazırlanmaktadır.