İNTERNETİN İLK TÜRK GAZETESİ
15.05.2003
Perşembe
  For English
  Ana Sayfa
  Haberler
  Ekonomi
  Dış Haberler
  Politika
  Kadın-Aile
  Kültür Sanat
  Televizyon
  Spor
  Yazarlar
  Yorumlar
  Çizgi-Yorum
 
  Akademi
  Bilişim
  Eğitim
  Otomobil
  Röportaj
  Tüketici Masası
  Okur Hattı
 
  Bölge Haberleri

  Dünyada Zaman

 
  Arşiv Arama
  Abone Formu
  About Us
  Reklam
  Künye / İletisim
  Hava Durumu
  Namaz Vakti
  E - Kart
  Sanat Galerisi

ZAMAN KiTAP

YAZARLAR


AHMET SELİM a.selim@zaman.com.tr
 

Gündem piyasası

Önce Amerika hakkındaki genel değerlendirme görüşümüifade edeyim: Yarım asırdır, Amerika, bize kalkınmamızı bazı düğümlerden kurtarabilecek ciddi bir yardımda bulunmadı, bir kısırdöngünün işlerliğini sağlayacak kadar ve ekonomik mantığı olmayan kıytırık katkılarda bulundu.


Adnan Menderes’in istediği para 300–350 milyon dolardı; vermedi ve gözden çıkardı... Daha sonra da öyleydi. Bunun faziletle idealle ilgisi yoktu ve böyle bir tavır rasyonel de değildi.

Türkiye, daracık bir “siyaset–ekonomi” bandında mahsur tutulmasaydı, çok gecikmiş ve bazısı çözümsüz hale gelmiş meselelerimizin tamamına yakını, 20–30 yıl önce çözülmüş olurdu ve bundan Amerika da kârlı çıkardı. Ne var ki gönül fukaralığı akıl fukaralığını da beraberinde getiriyor. Işık olmayınca göz göremez.

Ama konunun bir başka yüzü de var. Wolfowitz, o görüşlerini itici ve incitici değil, sitemkâr da olsa davetkâr bir psikolojiyle söylüyor gibiydi. Stratejik dostluk tercihleri, stratejik karar açıklığını gerektirir. Birinci tezkereden önce, “biz bu işte yokuz” diyebilirdik ve bir yeni stratejik karar vermiş olurduk. Amerika da bunu değerlendirir, yeni tavrını ona göre tespit ederdi. Biz öyle yapmadık.

“Biz bu işte varız, bazı şartlarını müzakere etme ihtiyacındayız. Birinci tezkereyi kabul edersek, sizi fiilen geciktirmiş ve engellemiş olmak gibi bir duruma yol açma tehlikesi ortadan kalkar. İkinci safha başlayana kadar da ikinci tezkerenin tekemmülü gerçekleşir. Uzlaşma metni zaten tamamlanmak üzeredir.” dedik. Yani birinci tezkerenin kendi başına hiçbir anlamı yoktu. Adamlar niçin buraya gelip de, limanları havaalanlarını uygun hale getirme çalışmaları yapsındı?

İkinci tezkere bir kararın değil, bir kararsızlığın ifadesidir. Çekimserler sebebiyle salt çoğunluk sağlanamadığı için birkaç oyla kabul gerçekleşemedi. Hatta önce herkes salt çoğunluk kavramının çekimserleri de kapsadığını bilmediği için, tezkerenin kabul edildiğini zannetti. Bu kadar önemli bir konuda, birkaç çekimserin belirlediği bir sonuç, olumlu da olumsuz da olsa, kararsızlığın ifadesidir.

Büyük bir parlamento çoğunluğuna sahip bulunan bir siyasi iktidar var, o siyasi iktidarın yetkilileri tezkerenin çıkmasını istiyor, Milli Güvenlik Kurulu’nun tavsiyesi de bu istikamette; birinci tezkere zaten ikincisi için çıkarılmış; bu tabloyu gören Amerika bütün hazırlıklarını bize bağlı olarak geliştirip tamamlamış ve en modern tümeni, denizde çalkalanıp duruyor; fakat ikinci tezkere havada kalıyor! Çünkü biz, karar veremedik, karar oluşturamadık sadece kararlıymış gibi göründük. İki ihtimal, iki “seçenek” vardı; herkes, bir ona bir öbürüne yalpalıyordu. Gün gün, saat saat, bazı dalgalanmalar yaşıyorduk. Sayın Tayyip Erdoğan bile bir TV programında, boşta bulunup, “gelecekler de sonra nasıl gidecekler, bilemiyorum doğrusu” diyebiliyordu!

Böyle dış politika olmaz, kararsızlık, samimi de olsanız, dış politikada güvensizliğe yol açar. Bizim Amerika’ya söyleyecek çok sözümüz var. Fakat, o sözleri söylemenin de ölçüsü, yeri, zamanı, şartları var. Bizim solcuların 6. Filo protestoları ve ona benzeyen anti–Amerikanizmler, bir düşüncenin değil bir takıntılı psikolojinin ifadesidir. Keskin reddiyelerle protestolarla neyi sağlayacaksınız?

Amerika, dünyanın en önemli siyaset realitesidir. Onun karşısına geçerek bağırıp çağırmak, söyleyecek sözü ve açıklayacak düşüncesi olmayanların adeta teslimiyet anlamına gelen çaresizliklerini yansıtır. Ahmet Turan Alkan Bey’in çok önemli bir tespiti vardı. Bizim rekabet gücümüz, düşünce alanında var olabilir; ekonomide vs’de olamasa da. Böyle diyordu. “Düşünce alanındaki rekabet gücü”, fevkalade önemli bir kavramdır. Biz bunu anlayabilseydik; rekabet gücüne sahip olmadığımız alanlardaki komplekslerden ve tepkiselliklerden kurtulabilir, dış politikada da etkili bir ağırlık kazanmanın yolunu bulabilirdik.

Ama ne yazık ki, tepkilerimiz nasılsa, müzakerelerimiz de öyleydi. İktisadî meseleyi tezkere (muhtıra) diyaloglarında söz konusu etmek yanlış değildi; lakin bir fikrî çerçeveden yoksundu, metodu–üslubu–tarzı–zamanlama ayarı (senkronizasyonu) yanlıştı. Fikrî çerçeveden yoksun oluşunun kaçınılmaz sonucu olarak yanlıştı... Biz muhatabımızı değil, sanki kendimizi ikna noktasına getirmeye çalışıyorduk. Eski tabirle bir mutmain olma çırpınışı içindeydik!

Halbuki, fikrî çerçeveli bir kararımız olsaydı, bir tutarlılık üslubuyla onu ifade edebilseydik; “hayır” da desek, farklı bir evet’i de savunsak, tepki görmezdik. O “hayır”lar ve evet’ler, sadece bizim için değil, herkes için denge erişimlerinin ve geçişlerinin ileride çok ihtiyaç duyulacak rezervlerini canlı tutardı, takdirle ve saygıyla karşılanırdı.

... Düşünemiyoruz, fikir üretemiyoruz. Kısacık menzilli gösteri atışlarının çatapatlarıyla ekranları da, masaları da, köşeleri de şenlendirmekten ibaret bir “gündem piyasası”na sahibiz. Bize yakışan, bizden beklenen, bizi düze çıkaracak olan yol bu değil. Bu gündem piyasasında ot bile bitmez.


15.05.2003


Yazıcıya uyarla      Arkadaşıma gönder



Önceki Yazıları

> (13.05.2003) - [Serbest Vuruş] Futbolun şovu ve gerçekleri

> (11.05.2003) - Yakın geçmişi anlamak

> (08.05.2003) - Okullar ve 950’li 60’lı yıllar

> (06.05.2003) - [SERBEST VURUŞ] Hüzünlü Kanarya

> (04.05.2003) - Birey, sorumluluk, sistem

> (01.05.2003) - Hayata dönün, hayata!

> (01.05.2003) - Solak Galatasaray

> (27.04.2003) - Gerginlik değil, üreten uzlaşmacılık

> (24.04.2003) - Aydınlar ve siyaset

> (22.04.2003) - [SERBEST VURUŞ] Sergen ve Fenerbahçe




GAZETE SAYFALARI


 

   BÜTÜN YAZARLAR


Bütün yazılar



YAZARLAR

A. TURAN ALKAN

ABDULLAH AYMAZ

AHMED ŞAHİN

AHMET SELİM

ALİ BULAÇ

ALİ ÇOLAK

ALİ H. ASLAN

ALİ ÜNAL

BÜLENT KORUCU

EKREM DUMANLI

ERHAN BAŞYURT

ETYEN MAHÇUPYAN

EYÜP CAN

FİKRET ERTAN

FİKRİ TÜRKEL

GÜNTAY ŞİMŞEK

HASAN ÜNAL

HEKİMOĞLU İSMAİL

HİLMİ YAVUZ

HÜSEYİN GÜLERCE

İBRAHİM KIBRIZLI

İSKENDER PALA

KADİR DİKBAŞ

KERİM BALCI

M. ALİ YILDIRIMTÜRK

M. NEDİM HAZAR

MEHMED NİYAZİ

MELİH ARAT

MİRZA ÇETİNKAYA

MUSTAFA ARMAĞAN

MUSTAFA ÜNAL

NEVVAL SEVİNDİ

REHBER ABİ

SELÇUK GÜLTAŞLI

SELİM IŞIKLAR

ŞAHİN ALPAY

TAMER KORKMAZ

ZİYA PERVER




 

   
   
   
   

 

 

Copyright© 1995-2003 Feza Gazetecilik A.S. / Çobançesme Mh. Kalender Sk. No: 21 34530 Yenibosna / İstanbul
Tel:+90 (212) 639, 34 50 (pbx) Fax: +90 (212) 652 24 23 e-posta: okurhatti@zaman.com.tr
Bu site Zaman Gazetesi Bilgi İşlem ve İnternet Servisi tarafindan hazırlanmaktadır.