|
Özerk Merkez Bankası enstrümanları...
Özerk bir Merkez Bankası’nın elinde ekonominin kötü gidişatını önlemeye dönük etkili uygulanabilir araçlar bulunuyor. Üst üste yaşanan krizler sonrası IMF destekli Güçlü Ekonomiye Geçiş Programı’nın uygulandığı ülkemizde de Merkez Bankası bu araçları şüphesiz kullanıyor.
Fakat, dışsal etkilerden arındırılmış biçimde yeterli etkinlikte kullanabildiği tartışılır...
Öncelikle Merkez Bankası’nın özerk olduğu akıllardan çıkmamalı. Demek ki, karar ve uygulama süreçlerine dışarıdan herhangi bir etki veya müdahalenin yapılması söz konusu değil. Yani karar alma ve alınan kararı uygulama süreçlerinde Merkez Bankası tek sorumlu. Diğer taraftan Merkez Bankası’nın özerk yapısı ciddi bir avantaj olduğu gibi bürokrasisine yüklediği ağır sorumluluk, aynı ölçüde bir dezavantaj da oluşturuyor. Bu nedenle Merkez Bankası bürokratları, olağanüstü durumlara müdahale etmede genel olarak tereddüt gösterebiliyor.
Kuşkusuz, özerk yapı siyasi karar alıcıların pek hoşuna gitmeyen bir durum. Dolayısıyla, Merkez Bankası’nın işlerine karışma noktasında kamuoyu oluşturma gayretlerinin değişik bir baskı aracı olarak kullanıldığı göz ardı edilemez...
Para ve kur politikası uygulamaları ile piyasaya arz ettiği kredi miktarı ve faiz oranlarını belirlemesi Merkez Bankası’nın kullanılabildiği en önemli enstrümanları.
Merkez Bankası’nın sıkı para politikası uyguladığı ve bu nedenle para tabanını sınırlamak suretiyle enflasyonla mücadeleyi hedeflediği biliniyor. Dolayısıyla, enflasyon hedefine uygun olarak dolaşımdaki para miktarına, en fazla GSMH’nin yüzde 3’ü düzeyine kadar müsaade ediyor. Yani, dolaşımdaki para miktarının toplamda 12,8 katrilyon TL’nin veya fert başına 180 milyon TL’nin altında tutulması, hedeflerinin ilk sırasında geliyor. Bugün itibarıyla dolaşımdaki para miktarı 11,8 katrilyon TL veya fert başına 166 milyon TL. Bir bakıma üst sınırın da altında.
Para basma noktasında senyoraj hakkını kullanmaması yanı sıra bankalar ile özel finans kurumlarına yüzde 6 zorunlu karşılık tutma ve yüzde 4 disponibilite oranları uygulaması bu hedefine ulaşmada önemli rol üstleniyor.
Merkez Bankası’nın iç piyasaya kullandırdığı kredi arzını kontrol altına alması bir diğer silahı. Bu yöntemle hem sıkı para politikasında hedefe ulaşma hem de TL’nin değer yitirmesine karşı önlem alma şansına kavuşmuş oluyor.
Merkez Bankası’nın ticari kredi verme uygulamasına son vermesi, bu silahı etkili kullanmasında çok yerinde bir yöntem. Aynı şekilde, bankalara ve diğer finans kuruluşlarına gecelik veya haftalık borç verme esnasında faiz oranlarının reel olarak pozitif olmasına diretmesi de...
Merkez Bankası kredi arzının büyüklüğü GSMH’nin binde 4’ü kadar. Yani, 1,5 katrilyon TL civarında. Gecelik borç vermede yüzde 48 düzeyinde faiz uyguluyor. Reeskont ve avans işlemlerindense yüzde 55 ve 64 oranlarında faiz alıyor. Nisan ayı sonu itibarıyla mevsimlikten arındırılmış yıllık TEFE ve TÜFE oranlarının sırasıyla yüzde 33,2 ve 34,5 olduğu hatırlandığında borç vermeye veya reeskont ve avans işlemlerine uyguladığı faiz oranının reel olarak pozitif olmasına dikkat ettiği açık.
Merkez Bankası’nın ekonomik krizle mücadelede bir diğer silahı uyguladığı kur politikası. Sabit veya belirli bir bant içinde tutulan kur uygulamasının onarılması güç, hatalı sonuçlar verdiği geçmiş deneyimlerden biliniyor. Dolayısıyla, bugün uygulanan dalgalı kur politikasının daha uygulanabilir olduğu anlaşılıyor.
Burada, Merkez Bankası’nın, belirli bir kur fiyatını korumayı savunmaması ve rezerv kayıplarına yol açmayacak şekilde döviz piyasalarındaki karışıklığı zamanında önlemeye dönük müdahale yapmayı ilke olarak benimsemesi önemli. Döviz piyasalarında gerçekleşen son hareketlilik ve TL’nin değerlenmesi bu açıdan değerlendirildiğinde, Merkez Bankası’nın 20 milyon dolar seviyesinde işlem yapması doğru bir davranış olarak değerlendirilme durumunda. Her şeyden önce piyasalardaki gelişmelere seyirci kalmayacağını ve gerektiğinde müdahale etme noktasında olacağını böylece göstermiş oldu.
Merkez Bankası’nın, geçtiğimiz günlerde zorlama ile gecelik ve haftalık faiz oranlarını 3’er puan aşağıya çekmesi hariç tutulduğunda, IMF’nin kendisine koyduğu oyun kurallarını kararlılıkla uygulamayı sürdürdüğü söylenebilir...
15.05.2003
|