Fatih Eğitim Kurumları tarafından İstanbul’da tertiplenen, “Sosyal Bilimler Organizasyonu”nda, insana yapılan yatırımların meyveleri toplandı ve bu faaliyet, okullar arası rekabetin verimliliği nasıl artırdığını bizlere gösterdi. İnsana yapılan yatırım, insanların verimliliğini artırmak için yapılan harcamalardır. İnsana yapılan yatırımlar, kısa zamanda fayda sağlamaz. Ama, uzun dönemde daha verimli işgücü ve daha iyi eğitilmiş halk, ülkenin hayat standartlarının ve kalkınma seviyesinin ilerlemesine sebep olur. Eğitilmiş kişiler daha yüksek ücretlerle iş bulabilirler, daha az işsiz kalabilirler ve önce kendilerine sonra ailelerine ve ülkelerine ve dünyaya pozitif faydalar sağlarlar. Daha verimli kişiler, daha çok kazanır ve daha çok vergi öderler, bu vergiler de, eğitim, sağlık ve altyapı yatırımları olarak ülkeye geri döner, uzun dönemde ülke kalkınır.
“Sosyal Bilimler Organizasyonu”na katılan öğrencilerin başarıları, kendilerine harcanan emeklerin bir ürünüdür. Bu organizasyon, Türkiye genelinde milli eğitim sistemimizin daha verimli çalışması ve eğitimin finansmanı konularının tekrar gözden geçirilmesi ve yeniden yapılanması konularında bizi düşündürtmüştür. Eğitimin kalitesinin artırılması, eğitime bütçeden ayrılan payla çok yakından ilgili olduğu kadar, temel hedeflerin iyi seçilmesi ve bu hedeflerin öğretmenler, idareciler ve öğrenciler tarafından benimsenmesi ve gerçekleştirilmesi konusunda gösterecekleri ortak gayrete ve heyecana da bağlıdır.
Hayata taşınan bilim
Sosyal Bilimler Organizasyonu’nda 26 Nisan 2003 tarihinde Fatih Eğitim Kurumları’nın 5. 6., 7. ve 8’inci sınıf öğrencileri takdim, sahne sanatları, proje ve istatistik kategorilerinde yarıştılar. İstatistikî metotlarla sosyal alanlarda son derece mühim ülke problemlerini araştıran bu öğrencilerimiz, danışman öğretmenlerinin yardım ve teşvikleri ile yaptıkları araştırmaların sonuçlarını sundular. İstatistik kategorisine ise 18 öğrenci katıldı. Yarışma Bakırköy Fatih İlköğretim Okulu’nda Bartın’dan katılan Yusuf Zeki Taşkar’la başladı. 8, 9, 10 ve 14 yaş gruplarında 100 öğrenciyle anket yapan bu öğrenci, öğrencilerin hangi saatlerde, hangi programları seyrettiğini, örnek aldığı kahramanları araştırdı. Bize televizyonun düşünce ve hayallerimizi nasıl çaldığını anlattı. İkinci sırada Manisa Turgutlu’dan Selçuk Karamemiş vardı. Selçuk, 75 öğrenci ve 30 veli üzerinde yaptığı ankette, cep telefonunun öğrenci notları üzerindeki etkilerini incelemiş. Bulduğu sonuçlara göre öğrencilerin % 32’si günde 2,5 saatlerini cep telefonlarına harcıyorlardı ve bunların % 91’i okul arkadaşlarını aramak ve oyun oynamak için kullanıyorlardı. Bu öğrencilerimiz cep telefonlarına ayırdıkları zamanlarını kitap okumaya harcasalar, yılda 148 kitap okuyabileceklerini hesaplamış. Ayrıca velilerin çocuklara niçin cep telefonu aldıklarını da sormuş. Sadece % 7’si ‘ihtiyaçtan’ cevabını verirken diğerleri, ‘prestij için’, ‘çocuğunu kırmamak için’ gibi cevaplar vermişler. Anne ve babaların % 87’si de cep telefonu aldığına pişman olduklarını belirtmişler. Araştırmayı yapan Selçuk, bu olaydan sonra cep telefonu kullanmaktan vazgeçtiğini de belirtti. Araştırma sonuçlarının, aksiyona dönüşmesi de çok manalı idi. Adana’dan yarışmaya katılan Elif Sarı, günümüz çocuklarının tarihe bakış açısını araştırmış. Anket sonuçlarını, bilgisayar programları kullanarak yorumladı. Özel Çorlu Zafer Koleji’nden yarışmaya katılan Şeyma Nur Ayhan toplumun kitap okuma kültürünü ve bu kültürün oluşmasında coğrafi bölge, yaş, eğitim ve cinsiyetin etkisini 641 öğrenciye uyguladığı anketle araştırmış. Nurşah Adalı ise 1–15 yaş grubundan 90 öğrenci üzerinde, televizyon dizilerinin karakterlerinin, davranışlar üzerine etkilerini incelemiş.
Büyük küçükler
Edremit’ten Onur Anıl, “Sigara Tüketiminde Kül Tablasının Rolü” adlı çalışmasında, kül tablasının sigara tüketimini özendirdiği ve artırdığı sonucuna vardı ve evlerde, işyerlerinde kül tablalarının kaldırılmasını, yerlerine küçük bibloların, çiçeklerin konmasını tavsiye etti. Babasının aynı zamanda danışman öğretmeni olduğu Osman Zinnur Varol, bilinçli tüketici üzerine yaptığı çalışmasıyla, alışveriş ederken dikkat edilmesi gereken hususlar üzerinde durdu.. Kenan Filiz, medyanın insan yaşamı üzerine etkilerini 10–20 yaş ve 45 yaş üstüne uyguladığı anketle araştırmış. Sonuçlarını başarıyla değerlendirdi. Yarışmaya katılanların en küçüğü Avcılar Fatih İlköğretim Okulu’ndan Sena Yener’di. Sena, İstanbul içinde hastalar arasında özel hastaneler ve devlet hastanelerini tercih sebeplerine göre bulduğu sonuçları değerlendirdi. Antalya’dan katılan Tuğba Akçakuş’u Diyarbakır’dan katılan Mehdi Eyyigün takip etti. Irak Savaşı’nın çocuklar üzerindeki etkisini Diyarbakır’da yaşayan 100 öğrenciye kompozisyon yazdırarak araştıran Mehdi, öğrencilerin duygularını, fotoğraflar eşliğinde anlattı. Niğde’den katılan Ayşe Hilal Kaymak, televizyonun çocuklar üzerindeki olumsuz etkilerini 452 öğrenciye 25 soruluk anket hazırlayarak incelemişti. Bakırköy Fatih İlköğretim Okulu’ndan Talha Kaya, eğitim durumlarına göre iş memnuniyetini röportajlar yaparak araştırmış, bu röportajlarını kamera ile görüntülemiş. Mehmet Ali Bağlan, karar öncesi belli duygu merkezlerinin uyarılmasının karara etkisini 60 kişi üzerinde araştırmış ve olumlu kelimelerin (adalet, sevinç, ümit, iyilik, sadakat, dostluk, fedakârlık, sevgi gibi) ve olumsuz kelime gruplarının (üzüntü, intikam, zulüm gibi) insanların kararlarını nasıl etkilediğini ve olumlu düşünmenin ehemmiyetini vurguladı. Çağrı Kurt ise ilkokuldan sonra liselere giden öğrencilerin okul ortamlarını ve arkadaş çevrelerini algılamalarını incelemişti. Kütahya’dan yarışan Furkan Karabulut ise Kütahya’da 834 kişiye yaptığı çalışmada şifalı bitkilerin hangi hastalıklarda nasıl tesir ettiği konusunu araştırmıştı. Eren Erbalcı ise 261 kişiye uyguladığı anketlerden çıkardığı sonuçları anlattı.
Düşündürdükleri
Fatih Eğitim Kurumları’nın bu faaliyetlerinden çıkartılabilecek sonuçların birincisi eğer iyi bir şekilde yönlendirilir ve bilgisayar programlarından istifade ettirilirse 10, 11, 12 yaşlarındaki ilkokul çocukları bile, ülkenin temel sosyal hadiselerine çözüm getirebilecek, kaliteli, orijinal, çalışmalar yapabilirler. İkincisi bu faaliyet, ülkemizde bölgeler ve şehirler arası eğitim farkının kaldırılabileceğini göstermiştir. Sosyal Bilimler Olimpiyatı’nda İstanbul’dan katılan öğrencilerle, Edremit’ten, Turgutlu’dan, Diyarbakır’dan, Niğde’den katılan öğrenciler arasında fark yoktu, aksine büyük bir rekabet dikkati çekiyordu. Çünkü Edremit’teki okulla İstanbul’daki okullara aynı imkanlar sağlanmış, aynı eğitim standardına ulaşmışlar. Bu da bölgeler arası eğitim kalitesindeki farklılıkların giderilmesi ve eğitimin yurt sathına yayılması adına, özlenen bir gelişmeydi. Üçüncüsü bu öğrenciler farklı konuları objektif bir şekilde incelemenin ve sadece kendi araştırmalarından sonuçlar ve öneriler çıkarmanın mümkün olduğunu ispatladılar. Maalesef ülkemizde pek çok bilim adamı (!), siyasetçi, araştırmadan yazmakta ve konuşmaktadırlar. Dolayısıyla yazılanlar, tartışılanlar birbirinin aynısı olmakta yeni bir çözüm ve bakış açısı getirilememektedir. Son olarak da, araştırmalarda bulunan sonuçları yaşayarak, bu sonuçların aksiyona dönüştürülebileceğini gösterdiler. Cep telefonunun kendi zamanından nasıl çaldığını gören küçük öğrencimiz, cep telefonu kullanmaktan vazgeçtiğini, Ayşe Hilal ise televizyonun boş zamanlarını nasıl çaldığını ve şiddet ihtiva eden davranışların nasıl izleyenleri aynı davranışları taklide yönelttiğini görünce, okulda üç gün televizyonu kapatma kampanyası başlattığını anlattı.
Marifet...
En zeki ve kabiliyetli öğrencilerimiz bugün sosyal bilimlere iltifat etmemektedir. Şirketler, devlet, sivil toplum örgütleri, üniversiteler sosyal bilimlerde araştırmayı teşvik edici kaynaklar ayırıp, çeşitli yarışmalar düzenleyip, ödüller vererek rekabeti artırabilirse, sosyal bilimlere olan rağbet de hızla artacaktır. Marifet iltifata tabidir. Sosyal bilimlerde önce araştırma, sonra analiz ve sentezler yaparak sonuçlara varan ve en sonunda da bunu yaşayarak uygulayan bu öğrenciler, çoktandır unuttuğumuz ilmî araştırma heyecanını bize tattırdılar. Faydasız ilimle meşgul ve mağrur pek çok büyüklerinin yanı sıra, bu küçükler “faydalı ilme” doğru büyük adımlar attılar.
Prof. Dr., Fatih Üniversitesi, Ekonomi Bölümü Öğretim Üyesi
15.05.2003
|