Rusya’nın 1 Haziran’da tarihsel olarak emperyal başkenti kabul edilen St. Petersburg şehrinin kuruluşunun 300. yılı vesilesiyle yapacağı etkinlikler özellikle Irak krizinin devam ettiği bugünlerde Rus diplomasisi açısından özel bir önem taşıyor. Rusya bu kutlamalar sayesinde emperyal geleneği ile barıştığını deklare etmek ve uluslararası politikada hâlâ ‘güçlü’ olduğunun sinyallerini vermek istiyor.
Öyle görülüyor ki Rusya, bu tarihi kutlamayı diplomatik olarak ‘çok kutuplu bir uluslararası forum’a dönüştürmeyi planlamaktadır. Rusya böylece hem Irak Savaşı ile ABD’nin dayattığı ‘tek kutupluluğa’ karşı olduğunu hem de ABD ve AB arasında dengeleyici bir rolünün olabileceğini ifade etmeye çalışmaktadır. Bu kutlama vesilesiyle yapılacak forumlar, sadece Rusya Federasyonu için değil Irak Savaşı’nda Amerika ile ters düşen, AB ve ABD arasında bir denge arayışında olan Almanya ve Fransa için de bir fırsat olacağa benzemektedir. Irak Savaşı’nda ABD–İngiltere’ye karşı oluşan Fransa–Almanya–Rusya cephesinin liderleri ilk kez St. Petersburg’daki kutlamada bir araya gelmiş olacaklar. Savaşla netleşen uluslararası sistemdeki bu kutuplaşma ve gerginliğin aşılmasında böylesi informel bir zirvenin katkısı olabilir.
Bu anlamda, 1 Haziran’da yapılacak Bush–Putin zirvesi de özel bir önem taşımaktadır. Soğuk Savaş döneminde iki düşman kampa ait bu iki eski süper gücün 1990’lı yıllardaki ilişkilerine baktığımızda, tutarlı bir dalgalanma yaşandığını, iki tarafın da gerginliklere rağmen ‘ihtiyatlı’ olmaya özen gösterdiklerini söyleyebiliriz. Hatta özellikle 11 Eylül sonrası Rusya’nın ve ABD’nin ‘terör’ karşısındaki ‘ortak tutum ve hassasiyetleri’ iki ülke arasında son yıllarda gelişen en önemli işbirliği alanıdır. Rusya’nın böylece Çeçen krizi nedeniyle aradığı uluslararası desteği ABD’den bulması, ona önemli bir manevra alanı sağlamış, bir başka ifadeyle, son zamanlarda sıkça vurgu yapılan ‘radikal İslami’ teröre karşı işbirliği söylemi Rusya ve ABD’nin çıkarlarının uyuşmasında etkili olmuştur. Ancak ABD’nin Irak krizinde tek taraflı girişimleri sadece Trans–Atlantik değil, ABD–Rusya ilişkilerindeki gerginliği de görünür kıldı. Rusya’nın geleneksel olarak en önemli ticari ortaklarından olan ve enerji, ulaşım ve telekomünikasyon alanlarında milyarlarca dolara varan sözleşmeleri bulunan Irak’ta statükonun değişimi Rusya’nın lehine bir gelişme olarak nitelenemez elbette. Rusya’nın Irak’ta ekonomik çıkarlarının zedelenmesine ve bölgesel gücünün sarsılmasına yol açan ABD’nin Irak politikası, Rusya’yı hem Batılı ülkeler hem de Çin ve Hindistan gibi büyük Asya devleri nezdinde diplomatik arayışa yöneltti. Rusya’nın ayrıca ABD’nin BM Güvenlik Konseyi’nden geçireceği bir savaş kararını veto edeceğini açıklaması da ABD’nin BM’yi devreden çıkarmasında etkili olan bir başka gelişmedir. Bu açık diplomatik tutuma ek olarak, Putin’in ABD’nin kontrolsüz gücünün dengelenebilmesi için BM’nin etkinliğinin artırılması gerektiğini ifade etmesi ve Belfast’taki Bush–Blair zirvesine tepki olarak Fransa ve Almanya ile birlikte St. Petersburg’da karşı bir zirve düzenlemesi iki ülke arasındaki gerginliği tırmandıran diğer halkalar oldu.
Irak Savaşı boyunca ABD’ye karşı alternatif bir söylem geliştiren Rusya’nın şimdiki diplomatik uzlaşı arayışları, Rusya’nın ABD ile yollarını ayıracak güçten ne kadar yoksun olduğunun da bir göstergesi. Rusya savaş esnasında Fransa ve Almanya gibi Batılı ülkelerle birlikte hareket etmesine rağmen, yatırım ve finans kredilerindeki bağımlılığı, ABD politikasındaki sapmaya izin vermemektedir. Rusya her ne kadar St. Petersburg’da milyonlarca dolar harcayarak geçmişinin ihtişamına sığınsa da, gücünün sınırlarının farkında olduğu için ABD ile bozulan ilişkilerini de onarmaya çalışmaktadır. Putin, St. Petersburg daveti ile ilgili olarak Bush’a gönderdiği mesajda, iki ülke arasında ayırıcı unsurlardan daha çok birleştirici unsurların bulunduğunu, ABD–Rusya işbirliğinin global istikrar ve güvenliği teşvik edeceği için, bundan tüm uluslararası toplumun yarar göreceğini vurgulamıştır. Gerçekten de St. Petersburg zirvesi, Trans–Atlantik ve ABD– Rusya ilişkilerinin krizden kurtulup yeniden güçlenebilmesi, aynı zamanda Irak Savaşı sonrası ‘hiper güç’ olduğunu kanıtlayan ABD’nin gücünün bir şekilde kontrol edilmesi ve uluslararası politikanın çoğulculuğuna–istikrarına katkısı olabilmesi açısından bir fırsat gibi görülmektedir.
Bu bağlamda, 1 Haziran’da St. Petersburg’da gerçekleşecek zirve Rusya, Almanya ve Fransa arasında Amerika’ya karşı gerçekleşen bir önceki zirveden tamamen farklı olup, tepkinin değil uzlaşının arandığı diplomatik bir forum olacağa benzemektedir. Rusya böylece, St. Petersburg’daki kutlamalarla hem geçmişin gölgesine sığınmakta ve bir zamanlar ne kadar güçlü olduğunu yâd etmekte hem de savaş boyunca gerilen Rusya–ABD ilişkilerinde geri adım atarak güçsüzlüğünü kabullenmektedir. Rusya böylece St. Petersburg kutlamalarını bir fırsat bilerek ABD ile ilişkilerine yeni bir başlangıç vermek istemektedir, bunun da elbette yeni bölgesel ve uluslararası implikasyonlarının olacağı açıktır.
Yard. Doç. Dr., Atılım Ünv. Uluslararası İlişkiler Bölümü
30.05.2003
|