Marmara Üniversitesi Diş Hekimliği Fakültesi Ortodonti Bölümü Ana Bilim Dalı Öğretim Üyesi Yard. Doç. Toros Alcan, yarık dudak–damak anomalisi hastalığının daha iyi takip edilebilmesi için Sağlık Bakanlığı’nın girişimleriyle bir merkez açılması gerektiğini söyledi.
Hastalıkla ilgili bakanlık nezdinde sistemli bir veri bankası kurulması gerektiğini kaydeden Alcan, “Bazı devlet ve özel hastanelerin bile bu konuda bilgileri yok. Yurt çapında sağlık ocakları, köy hekimleri ve hastanelerde bebekler doğar doğmaz bakanlığa form doldurulmalı. Sistem, bakanlık kararıyla zorunlu hale getirilmeli ve merkezi bir diş hekimliği fakültesinde veri bankası kurulmalı. Bakanlık nezdinde bir sistem kurulursa, bu şekilde doğan bebeklere daha çabuk ulaşılır. Tedavi sorunları da aynı hızla çözülür.” şeklinde konuştu.
Operasyon öncesi hazırlık
Marmara Üniversitesi Ortodonti Bölümü, ameliyat öncesi ortodontik ve ortopedik uygulamalara 1986 yılında başladı. Burada ortodontlar tarafından çocukların damak, burun, diş onarımları yapılıyor. Böylece yaklaşık 3–5 ay süreyle, plastik cerrah tarafından yapılacak dudak ve damak ameliyatına hazırlanıyor. Alcan ve aynı bölümde görev yapan Ortodontist Dr. Mustafa Ateş, ameliyat öncesi tıbbi çalışmalar ne kadar iyi yapılırsa, operasyon başarısının da o derece artacağını belirtiyor..Ortodonti bölümüne tedavi amacıyla yılda ortalama 150 çocuk geliyor. Haftada en az yeni doğan iki bebek tedavi halkasına ekleniyor. Alcan, konuyla ilgili yurtdışında gelinen aşamanın, aynısının bölümlerinde uygulandığını vurguluyor.
Türkiye’de hastalıkla ilgili tedavi merkezlerinin çoğaltılması gerektiğini vurgulayan Alcan, her diş hekimliği fakültesinde ortodonti bölümünün olmadığını, bakanlığın konuyla ilgilenmesi halinde sorunun çözüleceğini belirtti. Çok yaygın bir hastalık olmasına rağmen, konuyla ilgili bilgi yetersizliğinden ve bakanlık nezdinde yapılmış çalışmalar olmadığından, Marmara Üniversitesi’nin adeta gönüllü olarak hizmet verdiğine dikkat çeken Alcan, şu örneği veriyor: “Alman Sağlık Bakanlığı’nca geçtiğimiz yıl hastalıkla ilgili Münih’te düzenlenen kongrede yapılan açıklamaya göre, Amerika’da yarık dudak, damak anomalisi hastalığı ile doğan çocuğun tedavisi için, erişkin hale gelinceye kadar yaklaşık 100 bin dolar harcanıyor. ABD’de sadece ortodontik ve plastik cerrahi için yaklaşık 50 bin dolar ödeme yapılıyor. Konuşma uzmanı, psikolog, ilgili merkezlere gidip–gelme ve diğer harcamalarla bu rakam 100 bin dolara ulaşıyor. Türkiye’de ise bu rakam 3–4 bin dolar civarında.”
Bu arada düzenli tedaviye gelinemediğinden hastalığın takibinin kolay olmadığına dikkat çeken Alcan, “Sosyal ve maddi sebepler buna yol açıyor. Öyle hastalarımız var ki, İstanbul dışından buraya gelmek zorundalar. Ama maddi imkansızlıklardan dolayı bazen gelemiyorlar. Yine bazı aileler bu tür çocuklarını topluma çıkarmaktan çekindikleri için tedavisini yaptırmıyorlar. Bu hastaların takibi zor oluyor. Dolayısıyla bu sebeplerden dolayı, tedavisi mümkün bir hastalık, tedavi edilememiş oluyor.” dedi.
Tedaviyi yarım bırakmayın
Bazı ailelerin de ilk ameliyattan sonra, dudaklar birleşince, çocuğun tamamen iyileştiğine kanaat getirip tedaviyi yarım bıraktığını belirten Alcan, tedavinin 18 yaşına kadar ortodonti, diş hekimliği, konuşma uzmanları ve plastik cerrahi işbirliğiyle devam etmesi gerektiğini ifade etti. Hastalığın büyük bir rahatsızlık olmadığını, bu tür çocukların önemli bir bölümünün ileriki yaşlarda zeki ve çalışkan olduğunu hatırlatarak, tedavide süreklilik konusunda aileleri uyardı. Çocukların tedavisinin erişkin birey olana kadar sürdüğünü belirtti.
Öte yandan, bebekleri bu hastalıkla doğan aileler de örgütlenmeye başladı. Yard. Doç. Alcan ve üniversitenin öncülüğünde bir dernek kurulacak. Alcan, kâr amacı gütmeyen ve tamamen sosyal yardımlaşmaya dayalı olacak derneğin yararlarını şöyle anlattı:
“Yurtdışında bu dernekler çok yaygındır. Dernekler, konuyla ilgilenenler için adeta bir danışma merkezi gibi çalışacak. Oluşturulacak telefon zinciriyle vatandaşlar sürekli bilgilendirilecek. Zaman zaman toplantılar yapılıp ailelerin tanışmaları sağlanacak. Böylece ailelerin biribirlerine tecrübelerini ve bilgilerini aktarmaları da sağlanmış olacak. Bu konuda tecrübeli aileler, aynı duyguları yaşayan yeni ailelere gerekli bilgileri daha iyi anlatacaktır. Bu şekilde bir sosyal yardımlaşma ağıyla, sorunlara daha hızlı çözüm bulunacak.”
|