İNTERNETİN İLK TÜRK GAZETESİ
05.06.2003
Perşembe
  For English
  Ana Sayfa
  Haberler
  Ekonomi
  Dış Haberler
  Politika
  Kadın-Aile
  Kültür Sanat
  Televizyon
  Spor
  Yazarlar
  Yorumlar
  Çizgi-Yorum
 
  Akademi
  Bilişim
  Eğitim
  Otomobil
  Röportaj
  Tüketici Masası
  Okur Hattı
 
  Bölge Haberleri

  Dünyada Zaman

 
  Arşiv Arama
  Abone Formu
  About Us
  Reklam
  Künye / İletisim
  Hava Durumu
  Namaz Vakitleri
  E - Kart
  Sanat Galerisi

ZAMAN KiTAP

Kültür Sanat...(Bütün Haberler)

kultur@zaman.com.tr

 

“İstanbul benim için Yitik Cennet’in kapısıdır”

Mustafa Armağan, ‘İstanbul Mavi Kırpar Gözlerini’ adlı kitabıyla okuru İstanbul tarihinde lirik bir yolculuğa çıkarıyor. İstanbul’un tarihî ve kültürel birikimi içerisinde, yitirdiğimiz değerlere açılan pek çok ipucu olduğunu söyleyen yazar, “Onların anlamını çözebilirsek yitik cennetin kapıları yeniden önümüze açılacak” diyor.

Byzantium, Byzantion, Antoniopolis, Yeni Roma, Konstantinopolis, Konstantiniyye, İstinpolin, Çarigrad, Dersaadet, Deraliyye, Asitane ve nihayet İstanbul... Philip Mansel’in ‘Dünya’nın arzuladığı şehir’ dediği İstanbul’a, tarihçiler ve şehir hikâyecileri ‘Şehirlerin Kraliçesi’ adını layık görmüşler. Kuruluşunun üzerinden 2700 yıl gibi bir zaman geçen ve 550 yıl önce de Fatih Sultan Mehmet tarafından Müslüman dünyasına armağan edilen İstanbul, yeryüzünün edebiyata en fazla konu olan şehirlerinin başında geliyor. Fethin 550. yılı kutlanırken, İstanbul üzerine yazılanlar ve anlatılanlar da artarak devam ediyor. Birçok meslektaşı gibi İstanbul âşığı bir yazar ve edebiyatçı olan Mustafa Armağan da kente ilişkin gözlemlerini ve derlediği ilginç bilgileri, ‘İstanbul Mavi Kırpar Gözlerini’ (Gelenek Yayınları) adıyla kitaplaştırdı. Şehrin camilerinin, kulelerinin, meydanlarının gözlerden uzak kalmış hikâyelerini anlatan yazar, okurunu İstanbul’un üç bin yıla yaklaşan tarihinde gezdirirken bu tarihe tanıklık eden mekânların ve insanların macerasını dillendiriyor.

Mustafa Armağan, şehirleri, “insan ruhunun ete kemiğe büründüğü, bu ruhun bütün kıvrımlarının, iniş ve çıkışlarının sergilendiği mekânlar” olarak tanımlıyor ve şehirlerde, insanı ve insanın macerasını aradığını söylüyor. Her neslin, şehrin üstüne bir kat ses, bir kat renk, bir kat da gölge bırakıp yerini başkalarına terk ettiği tespitini yapan Armağan, “Ben bu izlerden yola çıkarak şehir dediğimiz o katmanların anlamlarını deşifre etmeye çalışıyorum. Bir şehir felsefesi yapmayı deniyorum. Bu felsefe, tarihten mimariye, edebiyattan sosyolojiye kadar çok zengin alanlar bileşkesine oturuyor. Yapmaya çalıştığım şeyi, insanlığın ruh kazısı olarak tanımlayabilirim.” diyor. İstanbul dışında İsfahan, Venedik, Fez, Roma, Pekin, Kartaca ve Amsterdam, Mustafa Armağan’ı cezbeden diğer şehirler. Şam’da, kendini evinde olduğu kadar rahat hissettiğini söyleyen yazarın Türkiye’deki gözdeleri ise Bursa, Edirne, Urfa ve Konya...

‘Şehirde oturmakla şehirli olunmuyor!’

İstanbul’un, yazarları ve şairleri bu kadar çok cezbetmesini, tarihi boyunca neredeyse bütün Akdeniz havzasının, Avrupa ile Asya’nın ve Afrika’nın da en büyük çekim merkezi olmayı başarmasıyla açıklayan Armağan, “Belki geçmişte çok daha parlak şehirler vardı. Herat, böyle şehirlerden biri. Bağdat da öyle, Şam da; ama şöhretleri ve görkemleri hep aynı düzeyde kalmamış. Zamanla sönmüş, kısılmıştır ışıkları. Oysa İstanbul, özellikle MS 325’te Konstantin tarafından kurulduktan sonra hep bir güneş gibi parlamış, çevresine aldığı yüzlerce uydu şehri ışığıyla beslemiştir.” diyor. Peki, günümüzde bu kadar görkemli bir şehirde yaşayan insanlar, bu derinliğin farkındalar mı? Yazar bu soruya ‘hayır’ cevabını verdikten sonra, “Ama şehirlilik de öyle bir iki nesilde kazanılacak bir şey değildir ki! En az 3–4 nesildir şehirde oturuyorsanız şehirlisinizdir. Ve şehirli olmak, büyük bir ayrıcalıktır. Sade medeniyet açısından değil, siyasî ve ideolojik açıdan da...” diyerek, ‘hayır’ın gerekçesini açıklıyor. Bugün üç nesildir İstanbul’da oturanların sayısının yüzde 20 civarında olduğunu söyleyen Armağan, “Bunların büyük bir kısmı da 50 yıldır kendi köy veya kabilelerinin gettolarında yaşamışlar. Böyle bir hayat tarzıyla şehrin farkına varılır mı?” diye soruyor.

Armağan kitabında, İstanbul kitaplarının gündemine hiç girmeyen ve ‘eski İstanbul’ denilen bölgenin sınırları dışında kalan bir semte, Yenibosna’ya da değiniyor. Rivayetlere göre tarihe 93 Harbi diye geçen 1877 – 78 Osmanlı – Rus savaşından sonra Saraybosna’dan 15 – 20 kadar aile İstanbul’a göç eder ve aileler bugünkü Yenibosna civarına yerleştirilir. Önceden Viranşehir denilen bölgenin adı, Bosna’dan gelen göçmenlerden esinlenilerek 1936’da Yenibosna olarak değiştirilir. Armağan, pek de İstanbul sayılmayan İstanbul’un bu kenar semti için, “Şehircilik olarak geride belki; ama insanlık olarak çok önde.” tespitini yapıyor. Yani komşuluk, arkadaşlık, yardımlaşma gibi kavramlar gerçek İstanbul olan semtlerde yok olurken, kenar bölgelerde etkisini sürdürüyor.

Mustafa Armağan, kitabında İstanbul ile ilgili bugüne kadar dile getirilmeyen bir iddiayı da ortaya atıyor. Yazara göre İstanbul’un, Bizans’tan devralıp geliştirerek sürdürdüğü farklı kültürlerin potası olma özelliğine en büyük darbeyi İttihat ve Terakki döneminin milliyetçi politikaları vurdu. Armağan, “Bir kültürler mozaiği olan şehir, bu dönemde, birçok kültürün harmanlandığı, yan yana barış içinde yaşadığı, etkileşim kurduğu ve kendisini geliştirdiği bir ‘kosmopolis’ olmaktan hızla çıkıyor ve ‘monopolis’ olmaya doğru hızla ilerliyordu.” diyor.

Zafer Özcan / İstanbul

05.06.2003


 

İstanbul’un en eski yapısı, Dikilitaş

Mustafa Armağan, İstanbul’un kaderinde mayıs aylarının önemine işaret ediyor. İstanbul’un ilk kuruluşu MÖ 658 yılına, bir Yunan kolonisi olan Megara’nın kralı Bizas’a dayanıyor.

Şehre Bizans denilmesinde de kralın isminin etkili olduğu söyleniyor. Ancak İstanbul’un Konstantinapolis olarak asıl kuruluşu ise MS 325 yılının 11 Mayıs’ına rastlıyor. Bugüne kadar İstanbul üzerine fazla dile getirilmeyen ilginç tespitlerden biri de, şehirdeki en eski tarihî kalıntı ile ilgili. Armağan’a göre, İstanbul’daki en eski tarihî eser; Sultanahmet’teki ‘Dikilitaş’... Dikilitaş’ın yaşı 3735, yani 2700 yıllık İstanbul’dan bile daha eski bir yapı. MÖ 1736 yılında Mısır firavunlarından Tutmois tarafından yapılan Dikilitaş’ı, Mısır’ı fetheden Roma imparatoru Büyük Teodosyus, gemilere yükleyerek İstanbul’a, bugünkü yerine getirmiş. Aslında firavunu öven bir anıt olan Dikilitaş, bu hesaba göre Hz. İbrahim’in Mısır’a gidişinden 437 yıl önce inşa edilmiş.

05.06.2003


 

Üç dinin korosu, Fatih ve İstanbul için söyledi

İstanbullular, önceki akşam üç dinin temsilcisi olan koroların söylediği ilahiler ve Fatih Sultan Mehmet’in şiirlerinden bestelenen şarkılarla farklı bir atmosfer yaşadı.

Beyoğlu Belediyesi tarafından, fetih etkinlikleri kapsamında Atatürk Kültür Merkezi Büyük Salon’da “Asırlarda İstanbul’u Birlikte Yaşamak” adlı bir konser gerçekleştirildi. Ayşe Egesoy’un sunuculuğunu yaptığı programa İslam, Hıristiyan ve Musevi dinlerinden Yakarış Müzik Topluluğu, Sinagog İlahiler Korosu, Nişan Çalgıcıyan Müzik Topluluğu, Sevan Şencan Çok Sesli Korosu, Kosta Kostanoğlu, Loş Paşaros Grubu, Yako Taragano Korosu katıldı. Genel sanat yönetmenliğini Taşkın Savaş’ın üstlendiği konserin ilk bölümünde kendi dinlerine ait ilahileri seslendiren gruplar, ikinci bölümde Fatih’in şiirlerini ve İstanbul üzerine yazılan ve bestelenen şarkıları birlikte seslendirerek dinleyicilerden yoğun ilgi topladı. SSB Dans Topluluğu da çeşitli gösterilerle konsere renk kattı. Dinler arası hoşgörünün bir kez daha hatırlatıldığı konserde, dinleyenler, grupları her ilahi ve şarkının bitiminde uzun süre alkışladı. Bu yıl 5. kez gerçekleşen konser, yılda bir kez de olsa üç İlahi dinin mensuplarını aynı atmosferde buluşturması bakımından ayrı bir önem taşıyor. Fatma Gül, İstanbul

05.06.2003


 

Genç işi kısa filmler Beyoğlu’nda

Bu yıl ikinci kez düzenlenen “Marmara İletişim Kısa Film Günleri”, Akbank Kültür Sanat Merkezi’nde başladı.

Kısa film yapımını desteklemek, iletişim fakülteleri öğrencilerinin sinemaya bakışını yansıtmak amacıyla düzenlenen festival, kültür ve sanatın kalbi olan Beyoğlu’nda 2 hafta boyunca kısa film serüveni yaşatacak. Tüm gösterimlerin ücretsiz olacağı festivale, aralarında Anadolu, Ankara, Beykent, Colorado, Erzurum Atatürk, Ege, İstanbul, Bilgi, Marmara, Mimar Sinan, Maltepe ve Selçuk gibi pek çok seçkin üniversiteden 70’i aşkın film katılıyor. Festivalde bu yıl, öğrenci filmlerinin yanı sıra profesyonel filmler de yer alıyor. Ahmet Sönmez’in tamamen bir fotokopi makinesiyle çektiği filmi “Kopi”, İlker Canikligil’in Manchester Film Festivali’nde ödül alan filmi “Simulacra”, Belmin Söylemez’in Altın Portakal Film Festivali Kısa Film dalında jüri özel ödülü alan filmi “Dalgalar” ve New York’un Robert De Niro tarafından düzenlenen yeni film festivali Tribeca’da yer alan tek Türk filmi olan Tunay Sevinç’in “Muzaffer Muzaffer”i de bu festivalde yer alacak. Festival, 18 Haziran’da sona erecek. İstanbul, cihan

05.06.2003


 

Mersin, festivale hazırlanıyor

Mersin’de ekim ayında gerçekleştirilecek “2. Mersin Uluslararası Müzik Festivali’’nin hazırlıklarına başlandı.

Mersin Valisi Atilla Osmançelebioğlu, festival hazırlıkları için Kültür Merkezi’nde yapılan toplantının açılışında, kentte sanatın her çeşidinin yılın her ayında dolu dolu yaşandığını söyledi. Bu yıl 1–19 Ekim tarihleri arasında gerçekleştirilecek olan ve Mersin Valiliği ile çeşitli kurum ve kuruluşların desteklediği festivalin bütçesi, 250 bin dolar. Festivale ünlü piyanist Fazıl Say, Jazz sanatçısı Okay Temiz ve Yıldız İbrahimova, gitarist Ricardo Moyano ve piyanist Gülsin Onay’ın yanı sıra Mersin Devlet ve Opera Balesi, Mersin Üniversitesi Oda Orkestrası ile Wiener Saloniker Orkestrası sanatçıları da katılacak. Mersin, aa

05.06.2003


 

Festival başlıyor, şehrin her yanında müzik var!

İstanbulluların aylardır bekledikleri bir müzik festivali daha geldi, çattı. Otuz yıldır müzikseverlerin ilgiyle takip ettikleri “Uluslararası İstanbul Müzik Festivali”, bu akşam Gürer Aykal yönetimindeki Borusan İstanbul Filarmoni Orkestrası’nın konseriyle başlıyor.

İstanbul’un fethinin 550. yılına atfedilen konser, Beyberbeyi Sarayı’nda gerçekleştirilecek. Topluluk, yarın akşam aynı konseri Ayasofya Müzesi’nde tekrarlayacak.

Festival programında önceki yıllardan tanıdığımız isimlerin yanında, ilk kez İstanbullularla buluşacak isim ve topluluklar da var. Bunların başında yalnızca Avrupa’nın değil, dünyanın en iyi orkestralarından biri olarak kabul edilen Lorin Maazel yönetimindeki Bavyera Radyosu Senfoni Orkestrası geliyor. Orkestra, 2 ve 3 Temmuz tarihlerinde Atatürk Kültür Merkezi’nde klasik müziğin başyapıtlarından oluşan iki farklı program sunacak. Iván Fischer yönetimindeki Budapeşte Festival Orkestrası’nın ilk konseri ise 23 Haziran’da.

İstanbul Müzik Festivali, bu yıl birbirinden seçkin oda orkestralarına ev sahipliği yapıyor. Bunlar arasında, konserlerini dönem çalgılarıyla icra eden üç topluluk göze çarpıyor. 21 Haziran akşamı Aya İrini Müzesi’nde vereceği konserle ilk kez İstanbulluların karşısına çıkacak olan Les Musiciens du Louvre–Grenoble topluluğunu, genç kuşağın en ünlü şeflerinden Marc Minkowski yönetiyor. 13 ve 14 Haziran’da iki farklı programla Aya İrini Müzesi’nde dinleyeceğimiz Fabio Biondi yönetimindeki Europa Galante topluluğunun konseri, 30 Haziran’da gerçekleşecek.

Uzun yıllar İstanbul müzik yaşamında önemli bir rol oynayan, ancak sonradan konserlerine ara veren İstanbul Oda Orkestrası, 25 Haziran akşamı, Arkeoloji Müzesi’nde şef Emre Aracı yönetiminde bir konser verecek. Konser, “Boğaziçi Mehtaplarında Sultanlarla Vals” başlığını taşıyor. Bu isimden de anlaşılacağı gibi, konserin ağırlığını Osmanlı Sarayı’nda dinlenen Batı müziği yapıtları oluşturuyor. Programda Batı tarzında besteler yapan sultanların eserlerinin yanı sıra Emre Aracı’nın Keman Konçertosu da yer alıyor. Solist ise Cihat Aşkın.

10 ve 11 Haziran’da Yıldız Saray Tiyatrosu’nda çalacak olan piyanist Kenneth Hamilton, konserlerinde Franz Liszt’in 1847 yılında İstanbul’da Çırağan Sarayı’nda Sultan Abdülmecid’in huzurunda seslendirdiği parçaları yorumlayacak. 12 Haziran’da Aya İrini Müzesi’nde dinlenebilecek Saim Akçıl yönetimindeki Tekfen Filarmoni Orkestrası, Karadeniz Ekonomik İşbirliği’ne üye ülkelerin sanatçılarından oluşan bir topluluk. Orkestranın bu konserinde, neyzen Ercan Irmak ve buzuki sanatçısı Yannis Saoulis de yer alıyor.

Fazıl Say, İstanbul’un ‘uzak semtler’ine açılıyor

Fazıl Say, 10, 11 ve 12 Haziran’da, İstanbul’un sanat etkinliklerinin gerçekleştiği merkezinden uzakta kalan üç ilçesi Zeytinburnu, Avcılar ve Ümraniye’de vereceği konserlerle, yeni dinleyicilere ulaşmayı deneyecek. Sanatçı 3 Temmuz akşamı Açıkhava Tiyatrosu’nda gerçekleşecek olan konserde şef İbrahim Yazıcı yönetimindeki Kültür Bakanlığı Devlet Çoksesli Korosu eşliğinde, şair Metin Altıok’un anısına bestelediği oratoryonun ilk seslendirilişini gerçekleştirecek.

Geleneksel müziğin renkleri de yansıyacak

İstanbul Müzik Festivali’nde ilk yıldan beri önemli bir yer tutan geleneksel müzik konserleri, bu yıl da zengin bir program ve farklı mekânlarla dinleyicinin karşısına çıkıyor. Darphane–i Âmire’de gerçekleşecek dört konserlik dizide, klasik Türk musikisinin değişik dönemlerinden örnekler sunulacak. 16 Haziran’da Fikret Karakaya yönetimindeki Bezmârâ Topluluğu, 17 Haziran’da Kâni Karaca’nın da katılacağı Osmanlı–Türk Geleneğinde Fasıl Musikisi, 18 Haziran’da Nurettin Çelik yönetimindeki “19. Yüzyılda Fasıl” ve 19 Haziran’da Ferit Alnar’ın On Saz Semaisi dinlenebilir.

10 Haziran’da Beyoğlu Üç Horan Kilisesi’nde bir konser verecek olan Surp Takavor Kilisesi Korosu ve 22 Haziran’da Schneidertempel Sanat Merkezi’nde dinlenebilecek olan Aaron Kohen Yasak Maftirim İlahiler Korosu, İstanbul’un zengin kültür mozaiğinin güzel bir kesitini oluşturuyor. 20 Haziran’da Rahmi M. Koç Müzesi’ndeki “Sema & Zen’ensemble” konserinde ses sanatçısı Sema, kendisine eşlik edecek küçük bir grupla birlikte ilahi ve nefeslerden örnekler seslendirecek. Kültür-Sanat

05.06.2003


 

Grammy ödüllü sanatçı Cecilia Bartoli geliyor

Dünyaca ünlü sanatçı Cecilia Bartoli, 31. Uluslararası İstanbul Müzik Festivali’nde konser vermek üzere İstanbul’a geliyor.

Sanatçı, 22 Haziran Pazar günü Aya İrini Müzesi’nde bariton Oliver Widmer ile birlikte bir konser verecek. Roma’da profesyonel şancı bir ana–babanın kızı olarak doğan dünyaca ünlü mezosoprano Cecilia Bartoli, ilk eğitimini Santa Cecilia Konservatuvarı (Roma)’da aldı. Bartoli’nin 10’u aşkın opera kaydı ve birçok solo CD’si bulunuyor. Sanatçı, 1999 sonbaharında çıkardığı “Vivaldi” albümüyle Antonio Vivaldi’nin hiç bilinmeyen operalarının gün ışığına çıkmasını sağladı ve büyük başarı elde etti. Bu albüm aynı zamanda Bartoli’ye dünyanın her yerinden çok sayıda ödül getirdi. Ekim 2001’de Gluck’un operalarından aryaları seslendirdiği albümü piyasaya çıkan Cecilia Bartoli “En İyi Klasik Vokal Performansı” dalında 2002 Grammy ödülünü aldı.

05.06.2003


 

‘Renk çılgını’ Sali’nin renklerle son dansı...

Ressam Sali (Salih Turan), Antik Sanat Galerisi’nde “... Dün... Bugün...” adlı sergisini açtı. Cemal Süreyya’nın “Renk çılgını” dediği ressam Sali’nin bu son sergisi, bütünüyle bir renkler evreni.

Tek bir resimde hemen bütün renkler yer alıyor. Sali, eserlerinde ustalıkla kullandığı renkler arasında bir komşuluk ilişkisi kuruyor. Bir ressamın renklerle dansının böyle olacağını düşünüyor. Önceki sergilerinde doğa, kent, toplum ve tarihî mekanları resmeden Sali, son sergisinde daha bireysel durumları anlatıyor. Tablolarda, insanın olduğu doğa manzarasını, antik kentleri, yaşamın içinden insan manzaralarını ve kendi hayal aleminden kesitleri betimleyen Sali, “Bu yaratılana başkaldırı değil, sadece kendi dünyamda yeni bir düzen oluşturmak isteyişimden kaynaklanıyor. Bu bir çılgınlık olabilir. İnsanın yapısında, kişiliğinde, kimyasında olan bir şey bu. Öğrenciyken yeşil ağaçları kırmızı, mor, her renkte boyadım. Yani doğayı olduğu gibi değil de kendi istediğim gibi yapmaya çalıştım.” diyor.

Sali’ye göre sanat, Tanrı’ya en yakın amaç, “Yaşamak bir amaçtır, bu amaca ilerlerken başka küçük amaçlar da olması gerekir. Sanat, bu amaçlar içinde Tanrı’ya en yakın olanıdır. O’na taşıyan en verimli yol da yine ‘sanat’tır. Geçmişle bugün arasında geçen zamanı bilmek, sorgulamak gerek. Ben de bunu resimlerimde renklerle göstermeye çalışıyorum.” Her ressamın resmini yapmak isteyip de yapamadığı nesneler, kavramlar vardır. Sali, en çok ‘ses’in resmini merak ediyor. Ses, acaba nasıl resmedilir? Sali, uzun zamandır bu soruya cevap aradığını söylüyor: “Sesin resmini hep hayal ediyorum. Görselliği olmayan sesten yola çıkarak onun formunu yakalamak, onun belirdiği gücün kaynağını elde etmek en büyük hayalim.” Renklerle dünü ve bugünü sorgulayan Sali’nin sergisi, 17 Haziran’a kadar açık olacak.

Fatma Gül / İstanbul

05.06.2003


 

Barlow’un İznik koleksiyonu satılıyor

Aralarında dünyaca ünlü İngiliz koleksiyoner Sir Alan Barlow’un İznik seramiklerinin de bulunduğu İznik koleksiyonu Türkiye’de satışa sunuluyor.

Koleksiyona ait 16 eser, Antik AŞ’nin bu akşam Ritz Carlton Otel’de düzenleyeceği özel gece müzayedesinde satışa çıkacak. Sir Alan Barlow, 1905–1968 yılları arasında oluşturduğu ünlü İznik koleksiyonuna ait eserlerinin önemli bir bölümünü Londra Müzesi, Victoria and Albert Müzesi ve kendisinin de bir zamanlar üye olduğu seçkinler kulübü Savile Club’a bağışlamış. Müzayedede tek lot olarak satışa sunulacak eserler, Türkiye’de satılacak ilk İznik koleksiyonu niteliğinde. 16. ve 17. yy’a tarihlenen eserlerin çok büyük ilgi görmesi ve rekor bir fiyatla satılması bekleniyor. 16. yy’a tarihlenen, Osmanlı Sarayı için özel yapım yakut, zümrüt, yeşim ve firuze taşlar ile dekorlu murassa ayna, enfiye kutusu ve silme kum incili, altın montür üzeri yakut ve zümrüt taşlı kama, koleksiyonerlerin dikkatini çekecek nitelikte.

Türk resim sanatının en iyi natürmort ressamı olarak kabul edilen Süleyman Seyyid Bey’in başyapıt bir natürmortu ile Namık İsmail’in Bursa konulu iki eşsiz yapıtı ve doğumunun 100. yılında Fikret Mualla’ya ait başyapıt eserler, Hoca Ali Rıza, Halil Paşa, İbrahim Çallı, Hikmet Onat, Şevket Dağ, Vecihi Bereketoğlu, Ali Sami Boyar, İbrahim Safi, Naci Kalmukoğlu, Celile Hikmet, Burhan Uygur, Nuri İyem, Cihat Burak, Kornet, Turan Erol, Avni Arbaş imzalı tablolar, Türk hat sanatının en önemli isimlerinden İsmail Zühdi, Derviş Ali, Hafız Vahdeti, Kazasker Mustafa İzzet, Çarşambalı Arif, Hamid Aytaç ve Necmeddin Okyay ketebeli Hilye–i Şerif, Kur’an–ı Kerim, levha ve murakkalar, tuğralı leğen–ibrik, kahvedan, stil ve tatlı takımlarından oluşan Osmanlı tuğralı gümüşler, İngiliz ve Fransız gümüşleri, Osmanlı pazarı için özel yapım Meissen, Sevres ve Jacop Petit imalat damgalı porselenler de müzayedede satışa sunulacak eserler arasında yer alıyor. Kültür–Sanat

05.06.2003


 

Afyon Arkeoloji Müzesi yeniden ziyarete açıldı

1992 yılında yaşanan hırsızlık olayının ardından 7 yıl kapalı kaldıktan sonra 2002 yılı Ekim ayına kadar açık kalan, fakat tadilat çalışmaları nedeniyle tekrar kapatılan Afyon Arkeoloji Müzesi yeniden ziyarete açıldı.

Afyon Arkeoloji Müzesi’ne vatandaşların pek ilgi göstermediğinden yakınan Müze Müdürü Seracetin Şahin, “Türkiye’de ilk 5 müze arasına giren Afyon Arkeoloji Müzesi’nde Hititler, Frigya, Lidya, Helenistik, Roma ve Bizans dönemine ait birbirinden kıymetli eserler teşhir ediliyor.” dedi. Üniversite gençliğinin müzeye daha çok ilgi gösterdiğini belirten Şahin, talebin artması için önümüzdeki günlerde müzeyi tanıtan bir kitap yayınlamayı düşündüklerini söyledi. Şahin, Afyon’a ziyaretçi çekmek açısından ören yerlerinin de ziyarete açılması gerektiğini belirtti. Afyonkarahisar Kalesi’nin daha cazip hale getirilmesi ile birlikte Afyon’un turizm potansiyelinin artabileceğine dikkat çeken Şahin, “Afyon’da çok önemli turizm merkezleri var. İhsaniye ilçesine bağlı Ayazini kasabasında çevre düzenlemesi yapılırsa o bölgedeki ziyaretçi sayısı çoğalır. Sadece 6 ay içerisinde bu bölgeyi 9 bin kişinin ziyaret ettiğini öğrendik. Bunun yanında Afyonkarahisar Kalesi’ne asansör kurulması da insanların buraya yoğun ilgi göstermesini sağlayabilir. Şu anda pek çok insan kaleye çıkamıyor.” diye konuştu. Mesut Mercan, Afyon

05.06.2003


Yazıcıya uyarla      Arkadaşıma gönder


GAZETE SAYFALARI


 

   BÜTÜN YAZARLAR


Bütün haberler



 

   
   
   
   

 

 

Copyright© 1995-2003 Feza Gazetecilik A.S. / Çobançesme Mh. Kalender Sk. No: 21 34530 Yenibosna / İstanbul
Tel:+90 (212) 639, 34 50 (pbx) Fax: +90 (212) 652 24 23 e-posta: okurhatti@zaman.com.tr
Bu site Zaman Gazetesi Bilgi İşlem ve İnternet Servisi tarafindan hazırlanmaktadır.