|
Ya İran da İsrail gibi ‘nükleerlenirse’
Batını, İsrail ve İran’ın bölgedeki varlıkları ile geleceklerinin mücadele kaosu; zahiri ise ABD’nin Ortadoğu ve Ön Asya’daki varlığı şeklinde tezahür eden gelişmeler dizisi, kitle imha silahları tartışmasıyla kendisini bir kez daha gösteriyor.
1979’daki İran Devrimi’nden önce Tahran’la bir değil tam 8 nükleer enerji santralı kurma anlaşması yapan Washington, sorunların askeri yöntemlerle çözülme alışkanlığının hakim olduğu atmosferde, perde arkasındaki İsrail’in yönlendirmeleriyle ‘dünyayı kurtaran adam’a oynuyor.
Washington’ın argümanlarına göre İran, Buşehr’deki nükleer enerji santralı ile Natanz ve Arak kentlerindeki uranyum tesisleri sayesinde kitle imha silahları geliştirmeye çalışıyor. Petrol ve doğalgaz açısından dünyanın en zengin enerji kaynaklarının bulunduğu ülkelerin başında yer alan İran ise doğal olanı az bularak ya da ‘dar günde’ kullanılması için nükleer enerjide ısrarcı davranıyor.
Aslında Tahran yönetimi, 1990’lı yılların başında 2005 yılına kadar ülkede 23 nükleer enerji kompleksinin kurulmasını öngörüyordu. İranlı uzmanlar, petrolün 40, doğalgazın da 90 yıl yetebileceği, dolayısıyla alternatif enerji kaynaklarının devreye sokulması görüşünde.
Sahip olduğu basit kimyasal maddeleri kendi vatandaşları aleyhine (Kürtlere) karşı kullanabilen devrik lider Saddam Hüseyin’in memleketi Irak’tan farklı olarak İran, Washington’ın iddialarını destekleyecek pek çok ilerlemeye sahip.
Öncelikle 1500 Rus uzman tarafından ülkenin güneyindeki Buşehr kentinde inşası devam eden 1000 megavatlık nükleer enerji kompleksi var. İçinde bulunduğumuz yılın sonu ya da 2004’ün başında bitirilmesi öngörülen santralda geçtiğimiz hafta sonu Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı (IAEA) bazı incelemelerde bulundu. Üç kişilik heyetin hazırladığı rapor, örgütün 16–17 Haziran 2003’teki toplantısında, Viyana’da tartışılacak. Heyet üyeleri, Natanz’da da incelemelerde bulundu. ‘Yerel çabalar’la uranyumun elde edilmesiyle ilgili çalışmalar yapıldığı belirtilen Natanz’daki tesisin varlığı, ancak birkaç ay önce ABD tarafından bilinebilmişti. Uydularla tespit edildiği iddia edilen tesisin, rejim muhalifi Ali Rıza Caferzade tarafından CIA’e ‘jurnallendiği’ ifade ediliyor.
ABD ve İsrail, İran’ın nükleer programı nedeniyle Moskova’yı petrol fiyatları, ekonomik kriz ve etnik farklılıkla korkutarak sıkıştırmaya çalışıyor. ABD Başkanı George W. Bush’a kendi memleketi St. Petersburg’da ev sahipliği yaparken Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ilk kez İran’a karşı farklı bir pozisyon aldıklarının işaretini verdi. Ardından Moskova adına konuşan yetkililerin karışık açıklamalarından İran’a nükleer yakıtın verilip verilmeyeceği hâlâ anlaşılamadı. Bazıları, İran’ın kendileriyle çevresel faktörleri içeren; ancak asıl amacı Buşehr’de kullanılan yakıtın geri verilmesine yönelik protokolün imzalanmasının gerekliliğine dikkat çekiyor. Halbuki iki yıl önce çevre örgütü Greenpeace, bu konuda harekete geçtiğinde Moskova ve Tahran aralarındaki anlaşmanın ‘çevresel faktörler’i de içerdiğini iddia ediyordu.
Tahran, konuyla ilgili ek protokolü imzalamaya hazır olduğunu açıkladı; ancak bunun, baskıları azaltması neredeyse imkansız gibi görünüyor. Bazı yetkilileri ise İran’ın Nükleer Yayılmazlık Anlaşması’na sadık kalmasının gerekliliğine işaret ediyor.
12 Temmuz 1968 tarihinde BM Genel Kurulu’nda oluşturulan ve süresiz kabul edilen Nükleer Yayılmazlık Anlaşması’na dünyanın 187 devletinin aksine İsrail, (Hindistan, Pakistan ve Küba) iştirak etmiyor.
George Bush, son zamanlarda sık sık bu anlaşmaya uyması hususunda Tahran’ı tehdit ediyor. Halbuki, doğrulanmamış bilgilere göre en az 500 nükleer silaha sahip olduğu belirtilen ve kendi programlarını hiçbir uluslararası organizasyona göstermeyen bir İsrail’in varlığı da aşikar. Üstelik, birbirlerine kızdıklarında hemen birer atom bombasını deneme amaçlı olarak patlatmayı alışkanlık haline getiren Hindistan ve Pakistan’ın bu tutumları dünyanın geleceği için hayra alamet değil.
Ya telefon faturalarını bile ödemekte zorlanan Metzamor nükleer enerji santralı sayesinde Ermenistan, nükleer silah geliştirip Türkiye ve Azerbaycan’a birer paket gönderirse?..
Şah zamanında toplam değeri 18 milyar dolar olmak üzere 8 adet nükleer enerji santralı kurma anlaşmalarına imza atan Washington’ın, İran’ı bir boa yılanı gibi sıkıştırma operasyonu önümüzdeki zaman diliminde daha da belirginleşecek.
Acaba İran da şimdiden Kuzey Kore gibi ‘Evet nükleer silaha sahibiz; ancak bunları geliştirmeye çabalıyoruz.’ derse ne olur?
Tahran’ı şimdiden kıskıvrak yakalamayı planlayanların kafasındaki en büyük soru işareti de herhalde, ‘Ya İran da İsrail gibi nükleer silaha sahip olursa’da yatıyor.
09.06.2003
|