İNTERNETİN İLK TÜRK GAZETESİ
14.06.2003
Cumartesi
  For English
  Ana Sayfa
  Haberler
  Ekonomi
  Dış Haberler
  Politika
  Kadın-Aile
  Kültür Sanat
  Televizyon
  Spor
  Yazarlar
  Yorumlar
  Çizgi-Yorum
 
  Akademi
  Bilişim
  Eğitim
  Otomobil
  Röportaj
  Tüketici Masası
  Okur Hattı
 
  Bölge Haberleri

  Dünyada Zaman

 
  Arşiv Arama
  Abone Formu
  About Us
  Reklam
  Künye / İletisim
  Hava Durumu
  Namaz Vakitleri
  E - Kart
  Sanat Galerisi

ZAMAN KiTAP

Kültür Sanat...(Bütün Haberler)

kultur@zaman.com.tr

 

Arkeoloji Müzesi’nin kapıları bir açılıyor bir kapanıyor

Personel yetersizliği yüzünden uzun süre kapalı kaldıktan sonra geçen hafta açılan İstanbul Arkeoloji Müzesi’nin salonları yeniden kapanmaya başladı.

Personel yetersizliği yüzünden altı aydır büyük bir bölümü kapalı tutulan; ancak 19 geçici işçinin alınmasıyla geçtiğimiz hafta başında ziyarete açılan İstanbul Arkeoloji Müzesi’ndeki salonlar, yeniden kapanmaya başladı. Anadolu’dan Mezopotamya’ya, Arap Yarımadası’ndan Mısır’a kadar birçok uygarlığa ait çoğu paha biçilmez eseri barından müzenin ziyarete açılan kısımlarının, yeni işe başlayan personelin ‘aldıkları parayı beğenmeyerek’ istifa etmesi veya eski görev yerlerine dönmesi yüzünden kapanacağı belirtildi.

Kültür ve Turizm Bakanlığı’na bağlı Döner Sermaye İdaresi Genel Merkezi’nde (DÖSİM) sözleşmeli işçi statüsünde görev yapan 19 personel, haziran ayı başında Arkeoloji Müzesi’nde çalışmaya başlamıştı. Böylece uzun süredir ‘mühürlü’ olan kapılar ziyaretçiye açılmış ve bu durum kamuoyunda memnuniyetle karşılanmıştı. Ancak bu sevinç uzun sürmedi; turizm sezonunun en yoğun döneminde ‘Kıbrıs, Suriye, Filistin’ salonları başta olmak üzere müzedeki seksiyonlar teker teker kapatılmaya başlandı. Şu anda kadar beş kişinin işi bıraktığı müzede, eğer istifalar devam ederse sırayla ‘Çağlar Boyu İstanbul’, ‘Çağlar Boyu Anadolu ve Troia’ ve ‘Anadolu’nun Çevre Kültürleri’ salonları da kapatılacak.

Abdullah Kılıç / İstanbul

14.06.2003


 

Aspendos Festivali 10. yaşına girdi

Devlet Opera ve Balesi Genel Müdürlüğü’nce düzenlenen “10. Aspendos Uluslararası Opera ve Bale Festivali’’ bugün Devlet Opera ve Balesi sanatçıları tarafından sahnelenecek “Aida’’ operasıyla başlayacak.

Açılışı, Kültür ve Turizm Bakanı Erkan Mumcu da izleyecek. Aspendos Antik Tiyatrosu’nda düzenlenecek festival süresince, yerli ve yabancı topluluklar toplam 17 temsille, sanatseverlerin karşısında olacaklar. Festival, 16 Ağustos’ta Kırgız Cumhuriyeti Ulusal Akademik Opera ve Balesi’nin sergileyeceği Tschaikowsky’nin “Fındıkkıran’’ balesiyle sona erecek.

Festivalin Türkiye’nin uluslararası tanıtımına önemli katkılarda bulunduğunu belirten Devlet Opera ve Balesi Genel Müdürü Remzi Buharalı, 9 yıldır opera, bale ve çoksesli müziğin en seçkin eserlerini sanatseverlerle buluşturan festivalin 10. yaşını sanatseverlerle kutlayacağını söyledi. Türkiye’deki turizm potansiyeli düşünülerek sürenin uzatılacağını ifade eden Buharalı, festival aracılığıyla bu yıl daha fazla yerli ve yabancı turiste ulaşılacağını vurguladı. Antalya, cihan

14.06.2003


 

Kutsal vazo, Bağdat Müzesi’ne geri döndü

Irak’ta savaştan sonra başlayan yağma sırasında ortadan kaybolan dünyanın en eski kutsal vazosunun Bağdat Müzesi’ne sessiz sedasız geri döndüğü bildirildi.

MSNBC’nin haberine göre, “Varka Vazosu’’ olarak bilinen 5 bin yıllık tarihî esere paha biçilemiyor. Beyaz kireçtaşından yapılma vazo, dünyanın en eski taştan oyulmuş vazosu. Vazonun 3 kişi tarafından bir kamyonun bagajında getirilerek müze yetkililerine teslim edildiği koalisyon güçlerince açıklandı. Vazoyu getiren kişilerin kimlikleri belirtilmedi. Varka Vazosu, İnterpol’un web sitesinde “aranan kültür varlıkları’’ arasında bulunuyordu. Vazo, sanat tarihi ve arkeoloji okuyan öğrencilere Mezopotamya’nın en değerli eserlerinden biri olarak tanıtılıyor. Vazonun üzerinde, Sümerlerin tanrıça İnnin’e adak sunuşları ve Uruk kentindeki günlük yaşamı canlandıran kabartmalar yer alıyor. Vazo, ilk kez 1940 yılında Samava kenti yakınlarında bir Alman arkeoloji heyeti tarafından bulunmuştu. Bağdat, aa

14.06.2003


 

Derviş Zaim ‘Çamur’un çekimlerini tamamladı

Derviş Zaim, “Tabutta Rövaşata” (1996) ve “Filler ve Çimen” (2001)’den sonra, uzun metrajlı üçüncü sinema filmi “Çamur”un çekim sonrası işlemlerini tamamladı.

Türkiye, İtalya, İsviçre ortaklığıyla üretilen “Çamur”, Avrupa Sinema Fonu (Eurimages) ve Efes Pilsen tarafından destekleniyor. Senaryosunu Derviş Zaim’in yazdığı Çamur’un başrollerinde, Mustafa Uğurlu, Bülent Emin Yarar, Yelda Reynaud, Taner Birsel, Tomris İncer ve Arslan Kacar yer aldı. Marathon Filmcilik yapımcılığında yürütülen Çamur’un çekimleri, 2002 yılının ağustos–ekim aylarında Kıbrıs, Konya, Gökçeada ve İstanbul’da gerçekleştirildi. Çekim sonrası işlemleri ise İtalya’nın Roma kentindeki Cinecitta stüdyolarında, yedi aylık bir çalışma sonrasında geçtiğimiz günlerde tamamlandı. Görüntü yönetmenliğini Feza Çaldıran’ın üstlendiği filmin montajı, Francesca Calvelli tarafından yapıldı. Müziğini ise Michael Galasso besteledi. Michael Galasso ülkemizde geçen yıl gösterilen, Taywanlı yönetmen Wong Kar Wai’nin “Aşk Zamanı” (In the Mood For Love) adlı filminin müziğini de bestelemişti. “Çamur”un, 2003–2004 sezonunda vizyona girmesi bekleniyor. Kültür–Sanat

14.06.2003


 

Altın Portakal afişi için 119 eser yarışacak

40. Antalya Altın Portakal Film Festivali’nin tanıtımında kullanılacak afişi belirlemek, tasarım alanında çalışan kişileri desteklemek ve grafik sanatına katkıda bulunmak amacıyla düzenlenen afiş yarışmasına, bu yıl rekor sayıda başvuru oldu.

Başvuru tarihi 10 Haziran’da sona eren Altın Portakal Afiş Yarışması’na 94 profesyonel–amatör grafik sanatçısı, 119 eserle başvurdu. 40. Antalya Altın Portakal Film Festivali’nin afişi, 16 Haziran Pazartesi günü toplanacak seçici kurulun değerlendirmesinden sonra önümüzdeki günlerde açıklanacak. Yarışmanın seçici kurulu, Antalya Kültür Sanat Vakfı, Akdeniz Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi, Süleyman Demirel Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi, Antalya Matbaacılar Derneği ve Antalya Reklamcılar Derneği’ni temsil eden kişilerden oluşuyor. Yarışmada birinci gelen eser 1,5 milyar lira para ödülü ve altın portakal heykelciği ile ödüllendirilirken, ikinci ve üçüncü gelen çalışmalara plaket verilecek. Fatih Yılmaz, Antalya

14.06.2003


 

Caz notaları körfezde gezinecek

İzmir Sanat, 18 Haziran Çarşamba günü, Bergama Vapuru’nda caz konseri düzenleyecek. Konser kapsamında körfezde müzik eşliğinde unutulmaz bir gezinti yapılacak.

Cazın sevilen parçalarının sunulacağı konsere Kerem Görsev de piyanosu ile katılacak. Sanatçıya kontrbasta Volkan Hürsever, davulda Ateş Tezer eşlik edecek. İlk beste denemelerine 1990 yıllarında başlayan Görsev, 1994 yılında ilk albümü olan “Hands and Lips”in kayıtlarını bitirdi. 1996 yılında ikinci albümü “I Love May”, 1997 yılında üçüncü albümü “For Murat”tan sonra dördüncü albümü “Relaxing”i 1998 yılında tamamladı. Kerem Görsev, 2001 yılının sonbaharında çıkan yedinci albümü “Warm Autumn”un kayıtlarını New York’ta yaptı. Sanatçı halen Türkiye’nin birçok şehrinde klasik orkestralarla birlikte “November in St.Petersburg” projesini çalıyor, üniversitelerdeki konserlerine devam ediyor. Pasaport İskele’den saat 19.30’da demir alacak Bergama Vapuru için bilet fiyatları 25 milyon olarak belirlendi. İzmir, cihan

14.06.2003


 

[YERİN KULAĞI] Yevgeniy Onegin’imiz yok derken ikincisi geliyor!

A. S. Puşkin’in Yevgeniy Onegin adlı şiir–romanı Rusçada yayımlanışının üzerinden tam 171 yıl sonra Türkçeye çevrilmiş ve geçtiğimiz ay Everest Yayınları tarafından yayımlanmıştı.

(Çev: Kanşaubiy Miziev – Ahmet Necdet) Türkçede ilk kez yayımlanan bu ‘zor’ kitap için Everest Yayınları özel bir basın kampanyası da yürütmüştü. Kulağımıza gelen haberlere göre Yapı Kredi Yayınları da haziran ayı içinde Ataol Behramoğlu’ndan onaylı bir çeviri ile Yevgeniy Onegin’i yayımlayacak. Ne denir buna, ancak sevinilir! Bilindiği üzere Rus edebiyatının ‘dahi’ şairi Puşkin, Yevgeniy Onegin’e tamı tamına 7 yıl, 4 ay, 17 gün emek vermiştir. Birinci bölümü 1825’te yayımlanan kitabın tamamı, 1832’de Rus okurların eline geçer. Yazılışı, yayınlanışı başlı başına bir efsane olan kitap, yaklaşık iki asırdır Türkçedeki okurlarının yolunu gözler; ama içinde şifreler, kendine has kıstaslar barındıran bu kitabı çevirmeye kimseler cesaret edemez. İlginçliğe bakın ki bunca yıl bekleyen Yevgeniy Onegin, Türkçe’de bir ay arayla iki yayınevinden iki ayrı çeviriyle çıkıyor. Ne demiş atalarımız, geç olsun da güç olmasın! Umarım Puşkin’in ruhu bu güzellikten haberdar olur...

* * *

Kitaplardan açılmışken ilginç bir yayını daha haber vereyim. Geçtiğimiz hafta içinde raflara bir ‘Yılan Hikâyesi’ kitabı çıktı. Hatırlayacağınız üzere yıllar önce TRT, Kemal Tahir’in ‘Yorgun Savaşçı’, romanından sekiz bölümlük bir dizi çekmiş sonra da bu diziyi yakarak imha etmişti. TRT prodüktörlerinden Ömer Serim, ‘Devlet Yapar Devlet Yakar’ adlı kitabında filmin yapımına karar verildiği 1978 yılından yaktırıldığı 1983 sonbaharına kadar görüp yaşadıklarını belgelerle dile getiriyor. ‘Yorgun Savaşçı’ Türkiye’de o kadar konuşuldu ki hatta zaman zaman bir kriz konusu haline bile geldi. ‘sansür’ün ülkemizdeki belli başlı sembollerinden biri olan filmin hikâyesi, merak edilen pek çok konuyu da aydınlatıyor. Yıl 2003, AB uyum yasaları birbiri ardına çıkıyor; ama ‘sansür’ hâlâ ülkenin gündeminden düşmüş değil. Yeni ‘Yorgun Savaşçı’ların aynı kötü sona maruz kalmayacağını söylemek zor. ‘Devlet Yapar Devlet Yakar’ bu bakımdan önemli bir kitap. Dileriz son sansür hikâyesi olur!

* * *

Bu arada ünlü ‘star’ Madonna’nın kitabından da söz açmadan edemeyeceğim. Madonna’nın yazdığı “İngiliz Gülleri” adlı çocuk kitabı 15 Eylül’de, aralarında Türkiye’nin de bulunduğu 100 ülkede aynı anda yayımlanacak. Kitap Türkiye’de İletişim Yayınları tarafından basılacakmış. 42 dilde çok renkli olarak basılacak kitap, şimdiye kadar değişik dillerde aynı anda yayımlanmış en geniş kapsamlı eser olacak. “Harry Potter” dahil hiçbir çocuk kitabının bu kadar çok dile çevrilmediği söyleniyor. Madonna yaptığı basın açıklamasında da çocuk kitaplarında artık ahlakî ders verilmediğini savunmuş ve bu amaçla kitap yazacağını açıklamış. Göreceğiz bakalım Madonna’nın ahlak dersleri hangi minval üzere olacak. Tabii bu arada yayın ciddiyetinden hiç şüphe duymadığım İletişim Yayınları’nın bu kitaba neden sıcak baktığını da merak etmedim değil. Çok satar olmak isteği değildir umarım bu ilginin nedeni.

* * *

Yavru vatan Kıbrıs’ta tiyatro etkinlikleri son birkaç yıl içinde büyük bir artış gösterdi. Şubat ayında sekiz genç tiyatrocu tarafından kurulan Açık Tiyatro, ilk oyunlarını sergilemeye başlamış bile. Bu yılın gözde yazarı Özen Yula’nın “Gözü Kara Alaturka” adlı oyununu sergileyen topluluk, 11–25 Ekim tarihlerinde Türkiye’yi ve KKTC’yi temsilen Pakistan’da düzenlenen World Performing & Visual Arts Festival adlı etkinliğe gitmeye hazırlanıyormuş.

İnternet hatlarında oluşan arıza, okuyucu e–postalarının da geç ulaşmasına yol açtı. Bu nedenle Sivas’ta gerçekleşen bir etkinliği sizinle paylaşmakta geç kaldım. Sağ olsunlar Sivaslı okurlarımız, bizi kendilerinin fahri temsilcisi ilan etmişler. Kentlerinde gerçekleşen güzel bir etkinliği de duyurmamı istemişler. Memnuniyetle... Türk Dili Konuşan Ülkeler TÜRKSOY 4. Şairler Buluşması ve Türksoy Resim Sergisi, 27 Mayıs–1 Haziran tarihlerinde Türk Kültür ve Sanatları Ortak Yönetimi ve Sivas Valiliği işbirliğiyle Sivas’ta gerçekleşti. Yavuz Bülent Bakiler’in dile getirdiği gibi Türk dünyası için çok önemli olan bu etkinliğin Sivas ayağı oldukça güzel ve verimli geçmiş. Gidip katılamadık ama gelen haberlerle sevindik; düzenleyenleri buradan bir kez daha kutlarım.

* * *

Bitirirken yine yayın dünyasından bir iki kulis bilgisi aktaralım. Geçtiğimiz haftalarda Timaş Yayınları’nın, Matrix felsefesi ile ilgili ABD’de yayımlanan kapsamlı bir kitabın peşine düştüğünü yazmıştık. Timaş biraz ‘çekimser’ kalınca kitabın telif hakkını bir başka yayınevi; Gelenek Yayınları almış.

* * *

Ankara merkezli bir yayınevi olan ve Asaf Halet Çelebi’nin tüm kitaplarını yayımlamaya başlayan Hece Yayınları, şair ile ilgili bir ‘armağan kitap’ın hazırlığı içinde şu günlerde. Bize gelen bilgilere göre yayınevi, Asaf Halet’in şiirinden etkilenen, onun süreği olan günümüz şairlerinden birer Asaf Halet yazısı istemiş. Kitapta, şaire ithaf edilen ve onun sesinden beslenen şiirler de yer alacakmış. Cahit Zarifoğlu için hazırlanan ‘armağan kitap’ ise geçtiğimiz hafta Kaknüs Yayınları’ndan çıktı. Alim Kahraman’ın hazırladığı kitapta, Zarifoğlu’nun kişiliği ve şiiri yetkin kalemler tarafından ele alınıyor. Doğrusu merhuma yakışan bir armağan olmuş.

PERİDE DUYAR

14.06.2003


 

“Sudaki Suret, bize büyük bir dostluk bıraktı”

Sergiye katılan ressamlar, projenin, kendileri için bölgeyi daha iyi tanıma–anlama imkânı sağladığını ve kendilerine sıkı bir dostluk bıraktığını söylüyor.

Kezban Arca Batıbeki, “Güneydoğu Anadolu’ya gitmemi, bölgede yaşanan gerginlikler etkilememeliydi.” diyor ve ekliyor. “Bilgilerimin, kanaatlerimin değişmesi beni hem mutlu etti hemde üzdü. Üzdü; çünkü bunca yılı kaçırmışım. Mutluyum, çünkü fark ettim.” Arzu Başaran, birlikte olmanın kendilerine kattığı şeyin altını çiziyor: “Gördüklerimizle aramızda büyük bir etkileşim doğdu. Kollektif bir duygunun ve düşüncenin ânı ânına bir paylaşımı söz konusuydu.” Yusuf Taktak, daha önce ‘uzaktan merhabalaşan’ bu sanatçıların arasında büyük bir dostuluğun başladığını belirtiyor ve şöyle diyor: “Döndükten sonra oradaki sıra geceleri gibi biz de kendi sıra gecelerimizi yaptık. Buluşmalarda gündemimiz hep orasıydı.” Balkan Naci İslimyeli de projenin bir parçası olan yolculuğa vurgu yapıyor: “Benim yolculuk fikrine karşı koymam mümkün değil zaten. Yol ve yoculuk çok eski ve çağrışımları çok geniş bir metafor. İnsan–ı kamil olma yolunda yol aldığınız oranda gelişebilirsiniz. Olgunlaşmanın zorunlu bir serüvenidir yolculuk.”

14.06.2003


 

Ünlü ressamlar, Mezopotamya’nın hüzünlü suretini İstanbul’a taşıdı

Günümüz Türk resminin 10 ünlü temsilcisi, “Sudaki Suret” adlı sergide bir araya geldi. GAP bölgesini gezen sanatçılar, bu geziden esinlenerek yaptıkları eserleri İstanbullu sanatseverlerle paylaşıyor.

Balkan Naci İslimyeli, Yusuf Taktak, Kezban Arca Batıbeki, Mehmet Uygun, Arzu Başaran, Mehmet Güleryüz, Tomur Atagök, İsmet Doğan, Ferhan Taylan Erder ve Günnür Özsoy... Günümüz Türk resim sanatının farklı disiplinlerinde eser veren 10 ünlü ressamı, medeniyetin başladığı yer olarak kabul edilen Mezopotamya’nın siluetini, “Sudaki Suret” adlı sergiyle İstanbul üzerine düşürdü. Dolmabahçe Kültür Merkezi’nde dün akşam bir kokteylle açılan sergiye eserleriyle katılan sanatçılar, geçen yıl haziran ayında gerçekleştirdikleri bir Güneydoğu gezisinden esinlenerek görsel izlenimlerini sanatseverlerin beğenisine sunuyor.

Güneydoğu Anadolu Projesi (GAP) İdaresi Başkanlığı tarafından Nurol Holding’in katkılarıyla düzenlenen serginin ilk adımları tam bir yıl önce atıldı. Projenin sahibi Döne Otyam, günümüz Türk resim sanatının on ünlü ismini bir araya getirerek Diyarbakır, Urfa, Mardin ve Gaziantep’i kapsayan bir gezi düzenledi. Çoğunun daha önce hiç gidip görmediği bölgede ressamlar, bölge halkıyla bir araya gelip şehirleri ve tarihî bölgeleri gezdiler. Döne Otyam, “Sudaki Suret” adlı serginin ilk ayağını oluşturan bu geziyle Fırat ve Dicle kıyılarında kurulan antik uygarlıkların izlerini sürmeyi amaçladıklarını belirtiyor ve ekliyor: “Hedefimiz, büyük uygarlıkların yaşandığı bölgede, yeni kalkınma ufuklarını, sanattan hareketle vurgulamaktı. Yüzyıllar boyunca sanatsal yaratıcılığa tanıklık eden bu topraklara yeniden ve çağdaş sanatçı gözüyle bakmak ve çağdaş yorumlar kazandırmaktı.”

Her ressam bölgenin bir

yüzünü aydınlatıyor

Hazırlık sürecinde, sergide eserleri yer alan Balkan Naci İslimyeli, Yusuf Taktak, Kezban Arca Batıbeki, Arzu Başaran ve Mehmet Uygun’la görüşme ve eserlerini izleme imkânı bulduk. Zaman ve mekân bakımından kolektif olarak gerçekleştirilen bu gezide sanatçılardan her biri ayrı bir koridora uzanarak kendi içsel yolculuğunu, serüvenini yansıtıyor. Balkan Naci İslimyeli, görüneni, görünmeyen yanıyla işleyen bir duyarlılığın sahibi olarak bölgede göremediği kadınları işlerken, Arzu Başaran, yüzlerde yoğunlaşan bir ressam olarak insan yüzlerini taşımış tuvaline. Kezban Arca Batıbeki, insan, toprak ve su konularını bölgede yüzyıllardır yaşanan savaş ve trajediyi de dikkate alarak işlemiş. Mehmet Uygun, eserlerinde bölgede bulunan tarihî yapının ışığında atıflar yaparken Yusuf Taktak, artık kendisiyle bütünleşen bisiklet metaforunu kullanarak zaman ve mekân kavramları içinde uzaklığı, kavuşamamayı, izleyenlerin hayli ilginç bulacağı düzenleme içinde işlemiş.

“Su parıltısının ardında

bir hüzün var”

Balkan Naci İslimyeli’nin “Ölü Kızlara Ağıt” adlı eserinde, ‘pencerelere gizlenmiş, gözetleyen, kaybolan’ dediği bölge kadınlarını, her zaman kullandıkları su kovaları ve çamaşır leğenlerini suyla doldurup telli duvaklar ekleyerek ve diplerini aynalayarak anlatmış. İslimyeli, kova ve leğenlerdeki suyun ve aynaların, ‘orada göremediğimiz kadını görüp hayal etme ve ve kendimizle yüzleşme’ imkânı sağladığını belirtiyor. İslimyeli’ye göre, eserlerinde hem materyal hem de konu olarak kullandığı su, sadece toprağı, doğayı yumuşatmıyor; insanları da yumuşatıyor: “Orası Akdeniz’e benzemeye başlamış. Mezopotamya zaten bereketiyle bir ‘rahim’ toprak. Ama bu suyla bu zenginlikte bir patlama olmuş.” Sergiye gelen ziyaretçilerin üzerine binebileceği, ‘zincirlenmiş ve birbirine hiç kavuşamayacak iki bisiklet’i materyal olarak kullanan Yusuf Taktak, önümüzdeki aylarda Ankara’da ve GAP bölgesindeki şehirlerde de açılacak sergi için farklı eserler hazırlayacağını belirtiyor ve eserle mekân arasındaki uyumun altını çiziyor: “Bundan sonraki sergilerde başka şeyler yaparım belki. Doğrusu da bence bu: Mekâna, atmosfere uygun işler yapmak, mekana ve çevreye uyumlu olmak...”

Kezban Arca Batıbeki, gezinin ve bu gezide gördüklerinin kendisini çok etkilediğini ve geçen yıl açtığı ‘Yolda’ adlı sergisinde de büyük izler bıraktığını söylüyor. Yüzyıllar boyunca pek çok medeniyete beşiklik etmiş bölgede yaşanan tarihî acı ve trajedi de onun hem zihnine hem tuvaline yansımış Batıbeki’nin. “Suyun parıltısı insanların yüzüne vurmuş belki; ama bir kırıklık, bir hüzün var yine de.” diyor Arzu Başaran. Başaran, Diyarbakır, Mardin ve Urfa’ya ithaf ettiği üç eserinde, yer alan ‘kırık ve hüzünlü’ yüzleri, yöreyi anımsatan dokuların arkasına gizlemesi, onları daha belirgin kılmak için belki... Gezide resmini besleyen ana kaynaklarla karşılaştığını ve bu yüzden gezinin kendisi için çok besleyici ve kazanımlı olduğunu söyleyen Mehmet Uygun ise, tarihî izlerin ve işaretlerin peşinden gitmiş.

Tarih boyunca pek çok medeniyete barınak olmuş, yaşanan siyasi, ekonomik ve sosyal sorunları içinde barındıran, GAP ile ekonomik ve sosyal olarak büyük bir değişime yüz tutan Güneydoğu Anadolu’nun “Sudaki Suret”i, 28 Haziran’a kadar Dolmabahçe Kültür Merkezi’nde sanatseverlerin ilgisine sunulacak. Önümüzdeki aylarda Ankara’da tekrarlanacak serginin son durağı ise kendisini anlatan GAP bölgesindeki şehirler... Çünkü serginin bir amacı da bu. Yöreye tanıklık etmek.

Burhan Eren / İstanbul

14.06.2003


 

Mercan Dede, Avrupa yollarında

Mercan Dede ve ekibi Secret Tribe, elektronikanın soğuk temelleri üzerine benzersiz bir biçimde oturttuğu sufi müziğinin derinliğini iki ay sürecek Avrupa turnesine taşıyor.

5 Haziran’da başlayan turne, 2 Ağustos’a kadar sürecek ve 10 ülkede toplam 19 konser gerçekleştirilecek. Secret Tribe projesinde Mercan Dede’ye davulda Cengiz Baysal, klarnette Serkan Çalgı, kanunda Göksel Baktagir, perküsyon ve vurmalı sazlarda Mehmet Akatay ile Kanadalı “Sacred Dans” sanatçısı Mira eşlik ediyor.

5 Haziran’da Makedonya’da Madredeus, Laika, Giles Peterson ve Asian Dub Foundation gibi müziğin farklı dallarından tanınmış müzisyen ve toplulukların da katıldığı Skopje Festivali’ne konuk olan Mercan Dede Secret Tribe, 9 Haziran’da Almanya’da dünyaca ünlü Moers New Jazz Festivali’ne katıldı. Grup, 20 Haziran’da Fransa’daki Lyon’da Les Invitées Festivali’nde de bir konser verecek. Sanatçı ve grubu, 12 Temmuz’da İsviçre’deki Montreux Jazz Festivali’nin davetlisi olarak yıldızlarının ağırlandığı “Miles Davis Hall”da sahneye çıkacak. Dünyanın en prestijli caz festivallerinden biri olan ve her yıl binlerce insanın izlediği Montreux’de Mercan Dede’nin yanı sıra Jethro Tull, Natalie Cole, Radiohead, George Benson, Jamiroquai ve ZZ Top gibi isimler de yer alıyor. Mercan Dede ve Secret Tribe, 17 ve 18 Temmuz tarihlerinde de İspanya’nın Etnimalaga ve Etnosur festivallerinde konser verecek. Daha sonra Londra’ya geçecek olan topluluk, “Rythm Sticks” kapsamında kentin Royal Festival Hall’dan sonra ikinci en prestijli konser salonu “Queen Elisabeth Hall”da ilk kez izleyiciyle buluşacak. Dünyanın en büyük bilim parklarından ve Fransa’nın en popüler ve geniş konser mekanlarından biri olan Paris’teki Parc de La Vilette’de düzenlenen ve Dave Douglas, Bill Frisell, Dianne Reeves ve Louis Sclavis gibi yaklaşık 100 farklı grubun katıldığı caz festivalinin ardından, turne 2 Ağustos’ta Almanya’da Berlin Popdeurope’de noktalanacak. Kültür- Sanat

14.06.2003


 

Kültür–Sanat Günlüğü

New York Times’ta sanat eleştirmenliği yapan Bill Zimmer bugün Pi Artworks Çağdaş Sanat Merkezi’nde New York’taki soyut sanatı anlatan bir konferans verecek. Program saat 15.00’te başlayacak. 0 212 236 68 53

Efes Pilsen’in “One Love in İstanbul” teması altında düzenlediği festival kapsamında Park Orman’da dünyanın en büyük yıldızlarından MOBY sahne alacak. (0 216 454 15 55)

Önceki yıllarda katıldığı İstanbul Müzik Festivalleri’nde oldukça ilgi gören Fabio Biondi yönetimindeki Europa Galante Topluluğu, bugün Aya İrini’de yine İstanbulluların karşısına çıkacak. Konser saat 19.30’da başlayacak. (0 212 334 07 00)

14.06.2003


Yazıcıya uyarla      Arkadaşıma gönder


GAZETE SAYFALARI


 


   BÜTÜN YAZARLAR


Bütün haberler



 

   
   
   
   

 

 

Copyright© 1995-2003 Feza Gazetecilik A.S. / Çobançesme Mh. Kalender Sk. No: 21 34530 Yenibosna / İstanbul
Tel:+90 (212) 639, 34 50 (pbx) Fax: +90 (212) 652 24 23 e-posta: okurhatti@zaman.com.tr
Bu site Zaman Gazetesi Bilgi İşlem ve İnternet Servisi tarafindan hazırlanmaktadır.