| |
Kavak yelleri iyi de!..
Hiç aklımda yoktu kavaklar üstüne yazmak; onlar tutup o inatçı pamukçuklarını üzerime salmasaydı. Adamakıllı bir göz nezlesi oldum mu! Durun bir yazayım da haddinizi bildireyim sizin...
Yaz başı geldi mi şımarıveriyor bunlar. Hep bir elden, sözleşmiş gibi o küçücük, mini minnacık pamukçuklarını salıveriyorlar ortalığa. Sizi gidi pervasızlar! Göz gözü görmez oluyor. Beyaz bir fırtınanın içinde kalıveriyor insan. Gözünü kapat, eğil, bükül, dinlemez; elinle kovarsın gitmez, sakınırsın olmaz. Aciz kalırsın. Küçük, şeffaf tüycüklere yenilirsin. Olacak iş mi, hapşır dur artık... Nereden geliyor bunlar? Bakarsın, sağda solda çelimsiz, kavaklar... İşte onlar, suçlu! Ağaç da suçlu olur muymuş! Olur. Ne yapalım? Keselim kavakları kurtulalım! Kesmekle biter mi bunlar? Bitmez, tükenmez. Bilen bilir, inatçıdır; kesersin, öte yanından yine fışkırır. Bastırırsın, yeni bir şıvgın verir. Bir ölür, bin dirilir.
Bu yıl pek sözünü eden yok, geçtiğimiz yıl bir kavak kesme seferberliği başlatılmıştı İstanbul’da. Kestiler mi, ne kadarını kestiler meçhulüm; ama sevmedim bu kesme işini. Tamam, pek faydaları dokunmuyor; öyle aman aman bir güzellik de katmıyorlar kente. Üstelik pamukçuklarının böyle ağza, burna doluşması hoş değil. Hastası var, astımlısı, alerjisi olanı; yaşlısı, çocuğu var... Zararlı onlara, doğrudur; ama kesmeye nasıl eli varır insanın?
Kent ağacı değilmiş kavaklar. Değildir... Kırın bayırın ağacıdır, özgür ovaların, sulakların, bahçelerin yeşilliğidir. Halil Nihad Boztepe o meşhur ‘Ağaç Kasidesi’nde bin bir halini anlatır kavağın. Üstada göre kavak milleti ‘havay–i aşk ile baş sallar çemende.’ O âşık ki çemendeki cezbenin dala yaprağa bürünmüş halidir. “Feragat ehlidir âşık, ne bir çiçek ne yemiş, / Ne gölge namına bir şey.. O sade boy çekmiş.” Öyle boy çekip uzamıştır amma boşuna değildir. Bu kayıtsız halleriyle kavaklar, riyazete girmiş bir dervişi andırır. “Riyazetin küre üstünde işte timsali! / Kıyafetinde belirmiş bir evliya hali!” Yapraklarının o fısıl fısıl fısıldaması da ibadet halinde olduklarına işarettir şaire göre: “Değil bulunduğu yer tekke, bahçedir bu ne iş? / Ne salınış o, ilahi, ağaç değil derviş!” Şair sözüne itimat edecek olursak kavaklar kalp çarpıntısına da birebir gelir: “Düşünme doktoru kalbin sıkıştırırsa seni! / Sükun bulur helecanın, kucakla gövdesini!”
Velhasıl kavaklar, kendi halinde, başında ‘kavak yelleri esen’ derviş meşrep ağaççıklardır. Kent insanının vücut kimyasını bozuyor diye onlara düşman kesilmemiz haksızlık olur kanaatimce. Dedim ya onlar kırın bayırın süsüdür, çiftçilerin mevsimlerden haber veren akıl hocasıdır. Ortada bir suçlu varsa o da tutup bu ‘derviş’ ağaçları şehre indirenlerindir. Kimler, nasıl getirdi ilk kim bilir? Belki bir dal sokup geldi heybesine bir adam. Yaslanacak bir değnek yapıp getirdi. Bir dayanak, bir hatıra olsun istedi. Sonra tutup sokuverdi toprağa. Toprak kabul etti, benimsedi; büyüdü serpildi kavak. Hoşuna gitti adamın, ısındı ona; onunla ısındı kente. Yasladı sırtını diktiği ağaca, baktı uzaklara, serinledi. Ona baktıkça hatırladı kırları, bayırları, ovaları. Ağaç kendine yaslanan adamdan güç aldı, adam sırtını dayadığı ağaçtan... Ağaç çoğaldı sonra orman oldu, adam çoğaldı, bir köy kurdu kentin ortasında. Kök sala sala kentin tümüne yayıldı ağaç, adam kente indi, çocukları, torunlarıyla. Kentte köyler oluştu, köylerde sayısız kavak boy attı.
Kesilir mi şimdi bunca ağaç? Hadi kestin diyelim; öbür gün bir başkası köyünden bayırından koparıp gelmez mi bir dal, saplamaz mı toprağa? Toprak yeşertmez mi yine? Yok yok, baş edilemez kavaklarla, kesmekle olmaz bu iş. İnsan oldukça kurumaz hiçbir ağacın soyu. Köyden kente akın ettikçe insanlar; ekmeğini, tarhanasını, bulgurunu getirdiği gibi ağacını da alır getirir. Bir kavak dalı gelir ve bulur toprağını; serpilip çoğalır. Gönülsüz, çilekeş, naz niyaz bilmez kavak, ‘arsız’ kavak, eksik olmaz kentlerden...
Hani haddini bildirecektim kavaklara; olmadı, kıyamadım. Bir sürü övgü düzdüm yine. Gözlerimi bu hale koydunuz ya, aşk olsun! Söz yine şairin: “Ağaç değil, bu kıyafetle âdeta zenne / Ki bir bakışta da benzer zamane erkeğine!”
14.06.2003
|