İNTERNETİN İLK TÜRK GAZETESİ
30.06.2003
Pazartesi
  For English
  Ana Sayfa
  Haberler
  Ekonomi
  Dış Haberler
  Politika
  Kadın-Aile
  Kültür Sanat
  Televizyon
  Spor
  Yazarlar
  Yorumlar
  Çizgi-Yorum
 
  Akademi
  Bilişim
  Eğitim
  Otomobil
  Röportaj
  Tüketici Masası
  Okur Hattı
 
  Bölge Haberleri

  Dünyada Zaman

 
  Arşiv Arama
  Abone Formu
  About Us
  Reklam
  Künye / İletisim
  Hava Durumu
  Namaz Vakitleri
  E - Kart
  Sanat Galerisi

ZAMAN KiTAP


  Yorum

“Kim 500 milyar ister?” ya da bir yarışma programına düşen Türkiye fotoğrafları

Sema Karabıyık



Türkiye’nin en uzun soluklu ve (belki de) en çok seyredilen yarışmasıdır “Kim 500 milyar ister?” Yarışmanın başladığı Türkiye fotoğrafıyla bugünkü fotoğraf birbirinden çok farklı. Krizler zincirinin henüz başlamadığı, insanların bu kadar derinden yarın korkusu yaşamadığı, işsizlik oranının makul olduğu zamanlar...

Diğer yarışma programlarında “lütfen yardım edin Mehmedaliii beyyyy” yalvarmaları ya da “mı acaba?” şeklinde vurgularla bilgiden ziyade yalvarmanın; yalvarma ne kadar özgün olursa o denli şov malzemesi haline gelmesinin ön planda olduğu ve daha ziyade “kitleye” hitap edişinin karşısına kendisini bilgi paydasında eşitlemek isteyen “seçkinlerin” programı olarak doğdu: “Kim 500 milyar ister?”

Başlangıçta “ben isterim” şeklinde davete icabet olarak değil de ben bu yarışmaya katılacak kadar bilgi sahibiyim manasını taşıyordu. Onun için katılanlar bilenler ve bilmeyenler olarak sınıflandırılıyordu. Bilgi üst sınıfa ait bir değer gibi görülüyordu. Bilginin değerine, sunucunun muhatabına karşı ciddiyet, saygı ve hürmet ile yaklaşımı eklenince, yarışmayı kısa zamanda “çok konuşulanlar” kategorisine oturtuverdi.

Bir değer olarak bilgi, “Kim 500 milyar ister?” üzerinden günlük hayatın konuları arasına girip toplu taşıma araçlarında bile tartışılmaya başlandı.

Bilgi bir hiyerarşi sorunu olarak da geldi gündemimize. Mesela bir profesör, Orhan Pamuk’un yeni çıkan kitabı Benim Adım Kırmızı’yı kastederek “Benim okuyamadığım/anlamadığım bir romanı kim anlayabilir ki” serzenişiyle tıp bilgisiyle edebiyat bilgisini aynı kefeye koyup tarttı. Sonuç: Bir romandan tıp profesörü anlamıyorsa kimse bir şey anlamaz.

Kenan Işık yıllarını tiyatroya vermiş değerli bir sanatçı olarak tanınma yolundaki ilk adımını bu programla attı. Ciddi, karizmatik ve objektif olarak da beğeni topladı. Bilginin ön planda olduğu, yarışmacıların sadece ve sadece bilgilerini ölçmek için katıldıkları bir programdı bu. Sunucunun yarışmacı hakkında merak ettiği yegane şey hangi okulda okuduğu ya da mezun olduğu idi. Zaten yarışmacılar da kendilerini mezun oldukları okulla tanıtıyorlardı. Bir iş sahibi olmak için mezun olmak yeterliydi. Eğer mezuniyeti tamamladığı halde işsizse, bu kişisel bir mesele, kişisel bir beceriksizlikti. Ama zaten o günlerde yarışmacı öyle olsa bile bundan bahsetmekten imtina ederdi, sormak da sunucunun aklının ucundan dahi geçmezdi.

Karşısına, yolu Boğaziçi Üniversitesi’nden geçmiş yarışmacılar çıkınca hayranlığını gizlemedi Kenan Işık. Bunda kuşkusuz en büyük pay ilk 125 milyarı kazanan kişinin, B.Ü.’de okuyan bir öğrenci olmasının etkisi büyüktü. Ondan sonra katılanlar arasında, aynı okuldan mezun ya da okuyan kişiler ilk beş soruda elenmiş olsalar da sunucunun “ilk intibaı” hiç değişmedi.

Yaşanmakta olan kriz her şeyin rengini değiştirip başkalaştırdığı gibi “Kim 500 milyar ister?” muhataplarını da değiştirdi. Ülkenin “kriz cenneti” tanımını layıkıyla hak etmesiyle birlikte yarışmaya başvuranlar arasında değişimler baş göstermeye başladı. Değil işini kaybetmiş kriz mağdurları, işi olanlar dahi kredi kartı borçlarını ödemek amacıyla yarışmaya katılmaya başladı. İşsizlik saklanacak değil özellikle haykırılacak bir durumdu artık. Çünkü bu mesele kişisel olmaktan çıkmış ülke meselesi haline dönüşmüştü. İş bulma umudunu her yaşanan günle birlikte biraz daha yitiren insanların, yarışmaya katılarak en azından ilk baraj sorusunun ödülü olan 500 milyonu kazanmak amacında olduğu yarışmalar izlemeye başladık.

Yaşanan krizlerle birlikte program bilgiden ziyade umudun yarışması olarak yoluna devam etti(yor). Yarışmaya katılanların amaç ve beklentilerinin değişmesiyle sunucunun tavrında ve program formatında bir farklılaşma hissedilmeye başlandı.

Yarışmaya işsizlerin gelmesi sunucuyu mutlu ediyordu, özellikle kriz mağduru işsizlerin. Zira ‘Ne kadar zamandır işsizsiniz?’ sorusuna verilen cevap krizden önceki bir zamana rast geliyorsa bu özellikle irdeleniyordu. “Merak ettim o zaman kriz başlamamıştı siz niye işsizdiniz?” İşsiz ama beyaz yakalı işsizler ayrıca tercih konusuydu. Eşinin kebapçı, kendisinin lise mezunu olduğunu söyleyen genç hanıma tahammülsüzlüğünü her haliyle belli etmekten çekinmedi saygın sunucu.

Yarışma programlarına bakarak Türkiye’nin bilgiye verdiği değeri, kimin neyi ne kadar bilebildiği ve bilemediğini görmek mümkün. Mesela bir ilkokul öğretmeni sıradan bir soruya cevap veremediğinde o haftanın gazetelerinde “biz çocuklarımızı bu öğretmenlere mi emanet ediyoruz?” eleştirileri gayet üst perdeden seslendirilirken; ‘Sahibi bilinmeyen eserlere ne denir?’ sorusunu ‘anonim’ diye değil de ‘antoloji’ olarak cevaplayan tıp doçenti konu bile edilmiyor.

Hülasa “Kim 500 milyar ister?” Türkiye gerçeği için bir fenomen. Yarışma başlangıçta “tuzu kurular” için formatlanmış, bilmek için bilmenin heyecanıyla yarışmak isteyenlerden, zamanla, para kazanmak için bilmek isteyen, hayatta kalmak için bilgiyi sermaye olarak kazanmak isteyenlere doğru bir değişim göstermiştir.

semakarabiyik@tnn.net

30.06.2003


Yazıcıya uyarla      Arkadaşıma gönder




Diğer Yorumlar

> Din ve topluma objektif bakabilmek R. Kemal Karyağdı (29.06.2003)

> İran Türkleri Nebi Mehdiyev (29.06.2003)

> “Hissin doğusu” ile “aklın batısı”nın buluşamadığı bir coğrafya: İran Şatlık Amanov (28.06.2003)

> Barış ve Arap aklından örtünün kaldırılması Neval al-Saadavi (28.06.2003)

> Vatan aşkı “fıtrî” değildir! ALEV ALATLI (27.06.2003)

> Pınar Altuğ’un Prisma’sından post–modern tarikatlar M. Nedim Hazar (27.06.2003)

> Ermenistan’la sınır kapısının açılması Türkiye’ye zarar verir Svante Cornel (26.06.2003)

> Amerikan sivil dini.. semavi mi yoksa yerli mi? Henry Muto (26.06.2003)

> Cumhuriyetçilik ne demek? ESER KARAKAŞ (25.06.2003)

> Asr-ı Saadet ve Aydınlanma İhsan Eliaçık (25.06.2003)

> TL’nin değer kazanması ne anlama geliyor Abdulkadir Buluş (24.06.2003)

> Ege’de gene gerilim HERKÜL MİLLAS (24.06.2003)

> CMUK Tasarısı, Türkiye’nin değişim ihtiyacına cevap vermiyor Vahit Bıçak (23.06.2003)

> RTÜK Yasası, AB normları ve Kürtçe yayın Hikmet Kırık (22.06.2003)

> Kör topal barış ve Araplar Zeynep Hıfni (22.06.2003)







GAZETE SAYFALARI


 

   BÜTÜN YAZARLAR


 

   
   
   
   

 

 

Copyright© 1995-2003 Feza Gazetecilik A.S. / Çobançesme Mh. Kalender Sk. No: 21 34530 Yenibosna / İstanbul
Tel:+90 (212) 454 1 454 (pbx) Fax: +90 (212) 652 24 23 e-posta: okurhatti@zaman.com.tr
Bu site Zaman Gazetesi Bilgi İşlem ve İnternet Servisi tarafindan hazırlanmaktadır.