İNTERNETİN İLK TÜRK GAZETESİ
14.09.2003
Pazar
  For English
  Ana Sayfa
  Haberler
  Ekonomi
  Dış Haberler
  Politika
  Kadın-Aile
  Kültür Sanat
  Televizyon
  Spor
  Yazarlar
  Yorumlar
  Çizgi-Yorum
 
  Akademi
  Bilişim
  Eğitim
  Otomobil
  Röportaj
  Tüketici Masası
  Okur Hattı
 
  Bölge Haberleri

  Dünyada Zaman

 
  Arşiv Arama
  Abone Formu
  About Us
  Reklam
  Künye / İletisim

  Hava Durumu
  Namaz Vakitleri
  E - Kart
  Sanat Galerisi

ZAMAN KiTAP

NURİYE AKMAN



İslami medyada tenezzülen yazdım benim onlara tek kuruş borcum yok

İsmet Özel, Faydasız Yazılar kitabında Chuang Tzu’nun peşinden giderek meyveleri için dallarını kimsenin taşa tutmadığı, çok budaklı olduğundan marangozların kesmeye değer bulmadığı, dokusu gevşek olduğu için yakmaya da yaramayan, kimsenin bahçesine dikmek istemeyeceği, şehrin bulvarlarına sokulmayan bir ağaç olmak istediğini anlatmıştı.

Kıraç bir ıssızlıkta, bunalmış bir yolcu, dibinde oturacağı, sırtını dayayacağı bir ağaç buldu diye ferahlarsa bunun ona yeteceğini söylüyordu.

Bu uzun söyleşi, bu portrenin bir izdüşümü oldu sanki. Okurlar, İsmet Özel gerçekten faydasız bir ağaç olabilmiş mi? Yoksa ‘Meyvem var diye taşlanıyorum, kerestem mükemmel diye marangozların saldırısına uğruyorum, herkes beni bahçesine ekmek, şehri benimle süslemek istiyor’ mu dediği test edilsin. Milliyet’ten Ahmet Tulgar’a İslami kesimden koptuğunu açıkladıktan sonra ortalık birbirine girmiş, soldan, sağdan ve de ortadan pek çok kalem bunun ne anlama geldiğini sorgulamıştı. Bu söyleşi İsmet Özel’in ruhunun temel koordinatlarını çok açık bir şekilde ortaya koyuyor ve yeni tartışmalara aday görünüyor. İsteyen onun dev egosuna takılır, isteyen İslamcılıkla ilgili sözlerinin içeriğine kafa yorar. Sadece şunu söyleyeyim; söyleşi boyunca çok neşeliydi, öfkesini coşkuyla yansıttı, en mahrem sorulardan kaçmadı. Öyle ki ben daha ileri gitmekten çekinip bir noktada durmak zorunda hissettim kendimi. Söyleşi bitiminde, Türk sanat müziğinin çok ağır parçalarından oluşan bir dizi şarkı söyledi. O an, masum bir çocuk gibiydi.…

Demek İslami kesimle yollarınızı ayırdınız, öyle mi? Bu eyleminiz, aşağıdakilerden hangisini kapsıyor? A) Bu kesimden insanlarla görüşmemek, B) Bu kesimin yayın organlarında görünmemek, C) Ne halleri varsa görsünler deyip İslami sorunlar üzerinde düşünmemek, D) Merkez medyaya kucak açmak, E) Sadece şiirle ilgilenmek.

Merkez medyaya kucak açmak, küçümseyebileceğim bir şey. Asıl beni bir ahlaki zaaf içinde göstermek isteyen insanların ne halleri varsa görsün diyorum. 59 yaşındayım, itibarlı çevrelere girmek için birçok imkanla karşılaştım. Hiç umrumda olmadı. Ben bir zaman, birileri tarafından itilip kakılmışım da, şimdi, birilerinin imkanlarına mı talibim yani? Asla. Ben tenezzülen, lûtfen yazdım.

Bu ne kibir böyle?

Yıllarca insanlar bana ‘Buralarda neden yazıyorsun?’ diye sordu. Benim çapımda bir yazarın, o yayın organlarında görülmesi zaten şaşırtıcı bir şeydi. Bu sadece kalite değil, aynı zamanda tutum meselesidir. Yazı yazdığım yayın organlarının politikasıyla benim yazdığım şeyler arasındaki konu, tavır, üslup farkına bakın. Ben fiilen kaç kere yazmayı bıraktım. Ama hayatımı idame ettirmem için bir yerden para almam lazım ve yıllarca yaptığım öğretmenlik de bunu bana sağlamadı.

O zaman nasıl, size ekmeğinizi veren yerde tenezzülen yazdığınızı söylersiniz?

Kim benim ekmeğimi vermiş? Rezzak olan Allah’tır. Ben merkez medyada da çalışabilirdim. O zaman onlar mı benim ekmeğimi vermiş olacaktı? Diyelim bir bankada veznedarım. Bana teslim edilen paraları iç etmedikten sonra, banka idaresinin bana ödediği para lûtfen mi olmuş olur? Hem ayrıca alacaklıyım ben o insanlardan.

Ne alacağınız var?

Ben yıllarca onlara ‘İsmet Özel bizim gazetemizde yazıyor’ deme imtiyazını bağışladım. Onlar beni beslemek yerine, ben onlara yayın imkanlarının bir şekilde tezkiye edilmesini sağladım. Yıllarca insanlar, bana müracaat etti. Kimileri gelip, dizi konuşmalarının ilkini benim yapmamı, birinci sayıda mutlaka yazımın olmasını istedi. Dolayısıyla onlar bana borçludur. Benim onlara kuruş borcum yok.

Kopmak için neden bunca yıl beklediniz?

Ben sadece sabrettim. Taşmayan sabır sabır değildir, o tahammüldür. Ben o insanların kalitece yükselmelerini bekledim. Ve nitekim, Milli Gazete’yi yazılarımı bastığı için, düşünce özgürlüğüne saygılı bir yer olarak kabul ettim. Hatta şöyle bir olay oldu: Necmettin Erbakan, ‘Atatürk sağ olsaydı, Refah Partili olurdu’ dediği günün ertesinde, ben Milli Gazete’de şu başlıklı bir yazı yazdım: ‘Atatürk sağ olsaydı, İsrail’i durdurur muydu?’ Bu, okuyucunun tepkisini çekti. Hatta bir kısmı gazeteye telefon edip, ‘İsmet Özel aleyhinde imza toplayalım’ teklifinde bulundu.

Bardağı ne taşırdı?

Bardağı, MSP, RP, SP çizgisinin ve tabii AKP de bunun içinde, siyasi bakımdan nasıl bir tezgâhın ürünü olduklarını izah eden bir yazımı Milli Gazete’nin basmakta tereddüt etmesi taşırdı. ‘Bu İsmet Özel’in yazısı, ne olursa olsun basılır.’ Böyle düşünmelerini beklerdim. Erbakan’ın uyguladığı bir sansür yok. Bilakis, bir keresinde bunlar benim istediğim parayı vermeye cesaret edemediler, Erbakan’a danıştılar, o da rıza gösterdi.

Ayrıldıktan sonra ‘Niye ayrıldın?’ dedi mi size Erbakan?

Demez. Tam tersine, Erbakan’la bir anlaşma alanımız yok. İsmet Özel isminin bir prestij ürettiğini biliyor, ona itirazı yok. Siyasi kamp bakımından da benim ona muhalif olan bir kampın bir elemanı olmadığımı da biliyor tabii. Erbakan’la bir sorunumuz yok.

Milli Gazete’deki tezgâh nedir?

Türk siyasi hayatındaki ihtiyaçlara cevap verecek bir mekanizmanın bir parçası, siyasal İslam dediğimiz şey. 1973’te AP oylarının bölünmesi gerektiği için MSP’ye yol verildi mesela. 80 sonrasında neyi dolduracaktı, onu tekrar tartışmamız lazım.

Saadet Partisi ile AKP arasında bir fark var mı?

Arada bir fark var. Birisi iktidarda, diğeri değil. İktidarda olduğu için birileri bazı imkanları kullanıyor, öbürleri sanki biz olsak başka türlü yapardık gibi karşılıyorlar. Ben genellikle AKP’nin bir siyasi parti olduğu ve birtakım görüşlerin savunmasını üstlenerek ve bu görüşler adına iktidara geldiği fikrini taşımıyorum. Belli güç odakları tarafından kendi uygulamalarına vesile olabilecek bir kadroyu, daha doğrusu kadrolaşma diyelim... Hazır bir kadro yoktu. Bunlar belli örgünün birer parçaları. Mesela ANAP’lı bir dalga oldukça baskın, MSP’den ziyade. O mânâda ben AKP’yi bir siyasi görüşleri billurlaşmış insanların faaliyetlerinin bir sonucu olarak değil, bir emir yerine getiren konumda görüyorum.

Kimin emrini?

Onu olaylarda görüyoruz. Mesela Irak’a asker gönderme meselesi, gündeme geldiğinde kararsızlığı ortaya çıkan; ama AB konusunda yapmayacağını bırakmayan bir performans sergiledi AKP. Bu demektir ki, sözünü dinlediği bir merkez var.

Türk derin devletini mi?

Ben Türkiye’de devletin, hiçbir derinliği olmadığı kanaatindeyim. Derin olmayan ama birçok unsurun etkilediği bir ortam var. Pervasız olarak bir politik çizgi sunmuyor AKP. Net olarak şöyle yapabilir, sınırları şudur diyemiyoruz. Kendisine bir şey söylenirse ancak yaptığını çıkarıyoruz buradan.

Daha önce de Gerçek Hayat’taki yazılarınıza son vermiştiniz. Oradaki problem neydi?

Onlar beni sadece bir malzeme, bir flaş isim olarak gördü. Ben Gerçek Hayat’ın önerisi üzerine, ‘Toparlanın, gitmiyoruz’ konuşmaları yaptım. Bunlar, Gerçek Hayat’ta özetle dahi olsa yansıtılmadı. Ki o konuşmalara giriş bileti, Gerçek Hayat’tı. Yeni Şafak’taki problemim de, gazetenin Müslüman olmayan yazarlarına tanıdığı hem maddi, hem manevi yer olmuştur.

Orada Hıristiyan yazar mı var?

Müslüman olmayan deyince Hıristiyan mı anlıyorsunuz?

Bir kulun Müslümanlığını başka kulun ölçmesini doğru mu buluyorsunuz?

‘Ben Müslüman kimliğimle öne çıkıyorum’ demeyen yazarlar diyelim. Yeni Şafak gazetesinin ortaklarından birinin, gazetede alenen, ‘Bundan böyle İslamcı bir gazetede çalışıyorum demeyeceksiniz’ dediğini de biliyoruz.

Siz sadece bir yazarsınız. Gazetenin bütün yayın politikası ile ilgili kararı sizin vermenizi nasıl beklersiniz? İstediğine yazdırır. Size ne? Yazınızı yazın geçin.

Tamam helal olsun, ben Yeni Şafak ile o gün bana verilen ücretlerin en üstünü, yani yazarlara ödediklerinin üstünde, üstelik bir misli para vermesi şartıyla kabul etmiştim. Bir yıl sonra zam yapılması gerekti. Yüzde 30 herkese zam yaptılar ve bana yapmadılar. Alenen yüzüme dediler ki: “Biz filanca yazara yüzde yüz zam yapıyoruz, ama onun aldığı, senin almakta olduğuna hâlâ yetişmiyor.” Ben de onlara dedim ki: “Ben bu para için yazıyorum, para için yazmıyorum.” Çünkü o sırada borçlarım vardı. Ondan sonra birkaç yıl daha sürdü Yeni Şafak’ta çalışmam.

Yani zamsız yazmaya devam ettiniz.

Yo yo hayır. Onlar yaptılar zammı. Ne münasebet? Hiçbir zaman kendimi birilerine mecbur hissetmedim. O yüzden de ayrılmam çok şaşırtıcı olmamalı.

Milli Gazete’den ne alıyordunuz?

En son 635 milyon alıyordum.

İslami kesimden ayrılmanın diğer şıklarına dönelim mi?

İslami kesimle ilişkim neymiş? Ne zaman kurulmuş, ne yapmışım onlarla ortak da bunu ayıracağız? Ben Müslümanlarla müşterek dergi bile çıkaramadım. Bunu istedim, fakat hiç kimse, bir kişi bile arkamda, yanımda olmadı. Siyasi olarak dönen bir dolap var ve ben bunun içinde hiçbir zaman olmadım. Kendim de bir dolap çevirmedim. O bakımdan çok rahatım, hiç dert değil bana İslami kesimin yayın organları. Kanal 7’de üç sene, haftada bir ‘İsmet Özel ile Başbaşa’ programı yaptım. Ama onlar hiçbir zaman rahat olmadılar bu konuda. ‘İsmet Özel acaba ne der, bizi ne bakımdan zor durumda bırakır’ endişesiyle, bir süre canlı olan yayın, kısa sürede bant yayına dönüştü.

Ama bir kurum, her şeyiyle, A’dan Z’ye size göre kendini dizayn edemez ki.

Valla edemez ise çok kaybeder.

Siz de kaybedebilirsiniz.

Ben niye kaybedeyim ki? Bir şey elde etmek istemişim de başarısız mı olmuşum? Türkiye’nin ileri gelen ailelerinden birine mensup değilim. Herhangi bir yarışmada birinci gelmedim. Benim İsmet Özel olmamda, Türkiye’nin tutacağı istikamet açısından sıhhatin nerede olduğunu bilip, ona göre zahmet çeken bir kimse olmanın harcı var.

Sosyal bir çevrem hiç olmadı

O kesimden insanlarla görüşmeyi de bıraktınız mı?

Benim sosyal bir çevrem hiç olmadı. İnsanlarla temas ettim, ama o insanlar baktılar ki, bu adamla işleri devam ettirmenin fiyatı çok yüksek.

Nedir o fiyat?

Yaşadığımız ortamın eleştirisini üstlenme fiyatı. Yani perhiz yapacaksınız ve lahana turşusu yemeyeceksiniz. Bu perhiz çok ağır geldi insanlara.

İslamcılığı terk ettiniz mi peki?

Hayır, ben sözlerimi İslamcılığı terk edenlere karşı söyledim. İslamcılarla eğer aramda bir mesele varsa onların İslamcı olmayışı yüzünden.

Onlardan kopuşunuzu medyatik bir gösteriye dönüştürdüğünüz yolunda eleştiriler oldu.

Valla bunu eleştiri kabul etmek doğru değil, bu bir tespit.

Niye böyle bir gösterişe ihtiyacınız var?

Gol atmak için.

Vay be! Bu ne hınç?

İçimdeki kırgınlık, bu hıncın daha üstünde. Çocuklarımın başkalarının çocukları yanında daha az imkanlar içinde büyümelerine sebep olacak bir aralıkta yaşadım hayatımı. Çocuklarımın hakkını yedim bir bakıma.

İslami medyada yazıp az para alarak mı?

Tabii. Davama sadık kalmaktan pişman değilim. Ama insanlar orada burada kuyruk sallarken ben belli bir yolu yürüdüm. Hem de ayak seslerimin duyulacağı bir şekilde.


Yazıcıya uyarla      Arkadaşıma gönder



Önceki Röportaj

> (08.09.2003) - Dinç Bilgin’in kızı olsaydım babama çok kızardım

> (07.09.2003) - Aydın Doğan’ın kızı Vuslat Doğan Sabancı: Ben olmasaydım Hürriyet’in geleceğini kim düşünecekti?

> (24.08.2003) - Amerika’da 28 Şubat benzeri bir sürecin yaşanması mümkün değil

> (18.08.2003) - Futbolcularımla aynı camiye gitmem

> (17.08.2003) - Spor medyası Hıncal’ın tuzağına düştü

> (16.08.2003) - Saddam Hüseyin ne kadar meşru ise 12 Eylül Anayasası da o kadar meşru!

> (10.08.2003) - Bilimsel araştırmalar faydaya değil, kâra endekslendi

> (03.08.2003) - Psikiyatr Saffet Murat Tura: Laikler hayatı derin yaşatmıyor!

> (27.07.2003) - MGK ile ilgi dokümanların çoğu gizlenmesi gereken şeyler değil

GAZETE SAYFALARI


 

 

Copyright© 1995-2003 Feza Gazetecilik A.S. / Çobançesme Mh. Kalender Sk. No: 21 34530 Yenibosna / İstanbul
Tel:+90 (212) 639, 34 50 (pbx) Fax: +90 (212) 652 24 23 e-posta: okurhatti@zaman.com.tr
Bu site Zaman Gazetesi Bilgi İşlem ve İnternet Servisi tarafindan hazırlanmaktadır.