İNTERNETİN İLK TÜRK GAZETESİ
24.09.2003
Çarşamba
  For English
  Ana Sayfa
  Haberler
  Ekonomi
  Dış Haberler
  Politika
  Kadın-Aile
  Kültür Sanat
  Televizyon
  Spor
  Yazarlar
  Yorumlar
  Çizgi-Yorum
 
  Akademi
  Bilişim
  Eğitim
  Otomobil
  Röportaj
  Tüketici Masası
  Okur Hattı
 
  Bölge Haberleri

  Dünyada Zaman

 
  Arşiv Arama
  Abone Formu
  About Us
  Reklam
  Künye / İletisim

  Hava Durumu
  Namaz Vakitleri
  E - Kart
  Sanat Galerisi

ZAMAN KiTAP

Haberler...(Bütün Haberler)

haberler@zaman.com.tr

 

Hurdaya çıkan elektronik aletler ekonomiye dönüyor

Türkiye’nin ‘elektronik atık çöplüğü’ olma yolunda ilerlediğini fark eden iki girişimci, kullanılmayan elektronik aletleri ekonomiye kazandırmak amacıyla şirket kurdu.

İzmit’te Doğa Elektronik Geri Dönüşüm Şirketi’ni kurarak bir ilke imza atan işadamları, eski model bilgisayar, printer (yazıcı), faks, cep telefonu, televizyon gibi aletleri ekonomiye kazandıracak.

Geri dönüşüm şirketinin sahibi Murat İlgar ve Kerim Daşkaya, yaptıkları işin ‘hurdacılık’ olmadığını, çevreye zarar veren eskimiş elektronik aletleri değerlendirip ekonomiye katkıda bulunacaklarını ifade ediyor. İlgar ve Daşkaya’ya göre, Türk insanının hızlı gelişen teknolojiye merakı sonucu, son 20 yılda ülkeye giren elektronik eşyaların yüzde 70’i hurda statüsüne düştü. Geçen 10 yılda Türkiye’de 20 milyona yakın siyah–beyaz televizyon, 4 milyondan fazla bilgisayar, 20 milyon civarında da cep telefonu yenileriyle değiştirildi. Ancak bunların hiçbiri geri dönüşüm kapsamında değerlendirilmedi. Bu noktadan hareket eden girişimciler, toplayacakları bilgisayar hurdalarındaki (plaka) bakır, demir ve plastik gibi parçaları ayırıp granül (tanecik veya küçük parça) halinde Almanya’ya ihraç edecek.

Turkcell ve Siemens gibi dev şirketlerle görüşmelerinin sürdüğünü belirten Murat İlgar, “Doğaya bırakıldığında yüzyıllarca kalan elektronik atıkların, radyoaktivite ve kimyasal açıdan çevreye büyük zararları var. Sadece iletişim teknolojileri (IT) pazarında 4–5 milyon elektronik eşya her 3 yılda bir yenileniyor.” dedi.

Kadıköy’ün en büyük elektronik alışveriş çarşısı olan Yazıcıoğlu Elektronik Çarşısı’ndan İstanbul Bilgisayar’ın sahibi Aydın Şimşek, özellikle yedek parçaların kullanılmaz hale gelmesinden sonra doğrudan çöpe atıldığını söylüyor. Bilgisayar işlemcilerinin bulunduğu boardların ikinci eli 15–20 dolara, sıfırları ise 55 dolara satılıyor. Sadece Yazıcıoğlu Çarşısı’nda günde yüzlerce board ve bilgisayar parçası atığı çöpe gidiyor.

Uluslararası Elektronik Geri Dönüşümcüler Birliği’nin verilerine göre, Amerika’da 400’ün üzerinde, Avrupa’da 600’e yakın elektronik geri dönüşüm şirketi var. Sadece Almanya’da çalışan 140’tan fazla şirket, bilgisayardan para sayma makinesine kadar 3 milyon tonluk elektronik atığı işleyerek ekonomiye kazandırıyor. Amerika’daki elektronik dönüşüm şirketleri milyonlarca ton atıktan yılda 700 milyon dolarlık gelir elde ediyor, sektör 7 bin kişinin istihdamını sağlıyor.

Fatih Uğur / İstanbul

24.09.2003


 

Elektronik ürünler 4 yılda değişiyor

Türkiye’de yaklaşık 2 milyar dolarlık elektronik cihaz pazarı 4 yılda bir yenileniyor.

Türkiye’deki evlerin yüzde 4’ünde, küçük işletmelerin yüzde 22’sinde bilgisayar var. Yıllık kişisel bilgisayar (PC) satışı 500 binleri buluyor. PC pazarının büyüklüğü ise 1,7 milyar dolar. Bu pazara sunulan bilgisayar, monitör, klavye, mouse, işlemci gibi elektronik ürünler yerini her 4 yılda bir yeni teknolojiye bırakıyor.

24.09.2003


 

Satılığa çıkarılan cami, icra ile Vakıflar’a geçti

Denizli’de Vakıflar Genel Müdürlüğü tarafından faiziyle 9 milyarı bulan kira gelirinin tahsili için satılığa çıkarılan Değirmenönü Camii’nin bir bölümü, icra yoluyla satıldı.

Bin 322 metrekare arsa üzerine kurulu caminin, Mülkiyeti Cami Derneği’ne ait olan 63 metrekarelik kısmı satışa çıkarıldı. Arsayı 10 milyar 700 milyona Vakıflar Genel Müdürlüğü aldı. Böylece tamamı halkın katkılarıyla yapılan ve 1997’de 400 milyara malolan cami Vakıflar Genel Müdürlüğü’ne geçti.

Vakıflar Genel Müdürlüğü, Denizli’deki Değirmenönü Camii’nin altındaki marketin gelirlerini izinsiz kullandığı için Değirmenönü Camii Yaptırma, Tamir ve Yaşatma Derneği’ni dava etti. Mahkeme sonucunda dernek, tahsil ettiği kira geliri karşılığında Vakıflar Genel Müdürlüğü’ne 3,5 milyar ödemeye mahkum edildi. Paranın ödenmemesi üzerine faizler ve diğer eklerle ceza 9 milyara çıktı. Bu paranın da ödenmemesi üzerine arsa yerine caminin binası da kıymet takdir raporu çerçevesinde hesaplandı ve 535 milyar lira fiyat biçildi. Derneğe de 25 milyar düştü. İlk ihale 12 Eylül’de yapıldı. Satışın ikinci ihaleye kaldığı gerekçesiyle değerinde yüzde 40 indirime gidildi. Son ihalede üzerinde cami bulunan arsaya tek talip Vakıflar Genel Müdürlüğü oldu. Denizli 3. İcra Müdürlüğü’ndeki satış işlemi sonrasında cami, 10 milyar 700 milyon liraya Vakıflar’a satıldı. Derneğin avukatı İsmet Işıkhan, “Vakıflar Genel Müdürlüğü, vatandaşın 400 milyara yaptırdığı camiyi 10 milyara satın aldı. Amaç, caminin gelirlerine el koymaktır.” dedi. Hamit Kavak, Denizli

24.09.2003


 

‘Şike çetesi’ sanıkları delil yetersizliğinden beraat etti

‘Susurluk Davası’ hükümlüsü Ali Fevzi Bir ile bazı hakemler ve teknik direktörler arasında ‘şike çetesi’ oluşturulduğu iddiasıyla yargılanan 11 sanığın, delil yetersizliğinden beraatına karar verildi.

Kadıköy 1. Ağır Ceza Mahkemesi’ndeki duruşmaya, tutuksuz sanıklar Ali Fevzi Bir, Sadık İlhan, Erdoğan Arıca, Samet Aybaba, Sebahattin Bitirim, Ferhat Gündoğdu, Kenan Kozak, Volkan Aymankuy, Kenan Nurhan Altınsaat, Cafer Kuştepe ve Dilek Uzun katılmadı. Duruşmada hazır bulunan sanık avukatları, eski savunmalarını tekrar ettiklerini ve ek savunma yapmayacaklarını belirterek, önceki savunmaları doğrultusunda karar verilmesini istedi. Duruşmada, Yüksekova Cilospor Kulübü adına Başkan Murat Erdoğan’ın ‘davaya müdahil olma’ isteğini içeren dilekçesi mahkeme heyetince değerlendirildi. Mahkeme heyeti, ‘dilekçede kulübün zarara uğratıldığını gösteren bir iddia bulunmadığı ve dilekçenin Türkiye Futbol Federasyonu hakkında yakınma niteliğinde olduğu’ gerekçesiyle talebi reddetti. Daha sonra duruşmaya ara veren mahkeme heyeti, ardından kararını açıkladı.

Mahkeme heyeti, ‘üzerlerine atılı suçların oluştuğuna dair mahkumiyetlerine yeterli kesin ve inandırıcı kanıt bulunmadığı’ gerekçesiyle tüm sanıkların oybirliği ile beraatına karar verdi. Heyet, sanık Sadık İlhan’a ait kefalet ücretinin de karar kesinleştiğinde iadesini kararlaştırdı.

Kadıköy Cumhuriyet Başsavcılığı’nca 14 Mart 2002 tarihinde hazırlanan iddianamede, Ali Fevzi Bir ile hakem Sadık İlhan ve firari Şenol Dede’den oluşan ‘üçlü çete’nin, internet kanalıyla Türkiye liginden seçilen maçların sonuçları üzerinde bahis oynadıkları, maçların ihtimale göre sonuçlanması için de hakemlere kadın ve para sundukları’ öne sürülüyordu. Ali Fevzi Bir’in ‘suç işlemek için teşekkül oluşturmak’ suçundan 1,5 yıl ile 3 yıl, “rüşvet vermek” suçundan da 5 ile 18 yıl arasında ağır hapis cezasına çarptırılması istenen iddianamede, Sadık İlhan’ın da aynı suçların yanı sıra ‘rüşvet almak’ suçundan dolayı 11 ile 29 yıl arasında ağır hapisle cezalandırılması talep edilmişti. Teknik direktörler Erdoğan Arıca ve Samet Aybaba’nın ‘rüşvet vermek’ suçundan 4 ile 12’şer yıl, Sebahattin Bitirim ile A Klasmanı Hakemi Ferhat Gündoğdu, yardımcı hakemler Kenan Kozak, Volkan Aymankuy, Kenan Nurhan Altınsaat ve hakem Cafer Kuştepe’nin de ‘rüşvet almak’ suçundan 4 ile 10’ar yıl arasında ağır hapis cezasına çarptırılması öngörülen iddianamede, Dilek Uzun’un da ‘suç işlemek için oluşturulan teşekküle yardım ettiği’ gerekçesiyle 6 ay ile 1 yıl arasında hapisle cezalandırılması istenmişti. İstanbul, aa

24.09.2003


 

Haluk Levent: Sevda türküleri söylemeye devam edeceğim

DEHAP’ın Almanya konserinde şarkı söylediği için gözaltına alınan Haluk Levent serbest bırakıldı. Sanatçı, AB’ye uyum yasalarının uygulanmamasından yakındı. Özgür Toplum Partisi Genel Başkanı Ahmet Demir ile DEHAP lideri Tuncer Bakırhan da tutuksuz yargılanacak.

Almanya’daki Kürt Festivali’ne katıldıkları gerekçesiyle gözaltına alınan sanatçı Haluk Levent, DEHAP lideri Tuncer Bakırhan ve Özgür Toplum Partisi lideri Ahmet Turhan Demir dün serbest bırakıldı. Haluk Levent, mahkeme çıkışında yaptığı açıklamada, Türkiye’de dil, din ve ırk ayrımı yapmadan herkese sevda türküleri söylemeye devam edeceğini söyledi. ‘Talihsizlik’ diye nitelendirdiği olayın kendisini çok üzdüğünü belirten şarkıcı, gözaltına alınış şeklini de şöyle eleştirdi: “Uyum yasaları tam uygulanmıyor. Beni gözaltına alınma şekli ilgilendirmiyor. Beni yanlış anlaşılma ilgilendiriyor. Çünkü ben her insana sevda türküleri söyleyen bir insanım. Yanlış anlaşılmaktan nefret ediyorum. Mustafa Kemal şarkısı da söyleyeceğim, Ahmet Kaya şarkıları da söyleyeceğim. Bu benim bölücü olduğumu göstermez.”

Levent ve iki orkestra arkadaşı, Devlet Güvenlik Mahkemesi savcısının sorgusunun ardından serbest bırakılırken, DEHAP Genel Başkanı Bakırhan ile Özgür Toplum Partisi Genel Başkanı Demir, tutuklanma talebiyle yedek hakimliğe sevk edildi. Hakimlikteki sorgularının ardından serbest bırakılan iki parti lideri tutuksuz yargılanacak. Bakırhan ve Demir, DGM çıkışında partililerin sloganlarıyla karşılaştı. DEHAP lideri Bakırhan, olayı ‘talihsizlik’ olarak niteledi. Türkiye’nin demokratikleşme ve barış adımlarını tartışması gerekirken bu tür tavırların şık olmadığını vurgulayan Bakırhan, “Her şeye rağmen biz bundan sonra Türkiye’nin gündeminin şenliklerde, festivallerde atılan sloganlar olmayacağını, aksine gündemin milyonlarca insanın dile getirdiği barışçıl ve demokratik taleplerin tartışılmasıyla doldurulması gerektiğine inanıyoruz.” dedi.

Özgür Toplum Partisi lideri Demir de yaşanan olayın demokratikleşme ile çeliştiği görüşüne yer verdi. “Bir yandan uyum yasaları çıkarılıyor, bir yandan da bu tür olaylar yaşanıyor.” diyen Demir, yaşanan gelişmelerin Türkiye’nin demokratik gelişimine ve sorunlarını aşmasına katkı sağlamayacağı üzerinde durdu. Demir, “Sorumlu olan herkes bilmek zorundadır ki, Türkiye gerçekten özgürleşme ve barış sürecine muhtaçtır. Bunun için şimdiye kadarkinden daha fazla çalışmak zorundayız.” diye konuştu.

Parti liderlerinin ardından DGM’den ayrılan Haluk Levent, olayların kendisini çok üzdüğünü, ancak Türkiye’de dil, din ve ırk ayrımı yapmadan herkese şarkı okumaya devam edeceğini söyledi. Türkiye’de bütün insanların barış, kardeşlik içinde yaşamasını istediğini belirten Levent, “Kuvayı Milliye ruhuna sahip olan bir insan olarak her zaman insanların bölünmesinden yana olmadığımı ifade ettim. Bu nedenle yaşadığım olay beni çok üzdü.” dedi. Haluk Levent gözaltına alınış şeklini şöyle eleştirdi: “Konser alanında rahatlıkla gelip teslim olabileceğim bana bildirilse tabii ki teslim olabilirdim. Zaten yerim, adresim belliyken o şekilde çağrılmam, alınmam daha şık olurdu. Ama beni alındığım şekil ilgilendirmiyor. Beni yanlış anlaşılma ilgilendiriyor. Çünkü ben her insana sevda türküleri söyleyen bir insanım. Sevda türkülerimi din, dil, ırk ayrımı gözetmeksizin herkese söylemeye devam edeceğim. Mustafa Kemal şarkısı da söyleyeceğim, Ahmet Kaya şarkıları da söyleyeceğim. Bu benim bölücü olduğumu göstermez. Ancak bu olay bana bundan sonraki konser organizasyonlarına dikkat etmem gerektiğini gösterdi.”

Levent, yaşadığı olayı ajitasyon malzemesi olarak kullanmayacağını kaydetti. “Ben durup da DGM savcısını suçlayamam.” diyen Levent, “Uyum yasaları tam uygulanmıyor. Bunun sebepleri var. Adalet Bakanı da bunu söyledi.” diye konuştu.

Haluk Levent, “Yaşadığınız bu olayla ilgili bir şarkı yapacak mısınız?” sorusuna, “Toplumsal şarkılarla başım derde giriyor, biraz da aşk şarkıları yazayım.” esprisiyle cevap verdi.

Habib Güler / Ankara

24.09.2003


 

Şike iddiasını Tuncay Özkan ortaya atmıştı

Tüm sanıkların beraat etmesiyle sonuçlanan Şike Çetesi davasını ilk olarak 14 Şubat 2002 tarihinde gazeteci Tuncay Özkan, Milliyet gazetesinde gündeme getirmişti.

Haberlerde, aralarında Samet Aybaba, Erdoğan Arıca gibi Süper Lig teknik direktörleri ve Sadık İlhan, Sebahattin Bitirim ve Ali Uluyol gibi hakemlerin de bulunduğu bir ‘çete’nin Ali Fevzi Bir’in organizatörlüğünde maçlarda şike yaptıkları iddia ediliyordu. Tuncay Özkan, yaklaşık 20 gün süren yazılarında, Ali Fevzi Bir’in; hakemler Sadık İlhan, Ali Uluyol, Harun Yiğit, Sebahattin Bitirim, teknik direktörler Coşkun Demirbakan (Sakaryaspor teknik direktörüydü), Erdoğan Arıca (Gençlerbirliği teknik direktörüydü), Samet Aybaba (Gaziantep teknik direktörüydü), Hasan Vezir (Karabük teknik direktörüydü), Şenol Dede (A.Fevzi Bir’in yurtdışında ortak bahis oynattığı iddia edilen arkadaşı), Dilek Uzun (Ali Fevzi Bir’in talimatıyla hakemlere kadın ayarlayan aracı), Aydın Torunoğlu (Türkiye Futbol Federasyonu yetkilisi) bunlarla ortak bir çete oluşturduğunu kaleme aldı. Tuncay Özkan; Ali Fevzi Bir’in, Türkiye futbol liglerinde oynanan bazı futbol karşılaşmalarında şike yaptırarak bundan çıkar elde ettiğini, maçın kendi istediği şekilde bitmesini sağlayan Bir’in bu arada müşterek bahis de oynatarak kazancını katladığını öne sürmüştü.

24.09.2003


 

Canlı bombayı, Sezer’in affettiği mahkûm eğitmiş

Ankara Kızılay’da bir cafede eylem hazırlığı yaparken ölen canlı bomba Şengül Akkurt’un, Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer tarafından affedilen DHKP–C’nin Ankara sorumlusu Mustafa G. tarafından 15 gün boyunca başkentte eğitildiği ortaya çıktı.

Kamu Emekçileri Sendikaları Konfederasyonu’nun (KESK) 23 Ağustos’ta Ankara’da düzenlediği eylemde yaklaşık 30 kişilik grup polisle çatışmış, 8 polis yaralanmıştı. Eylemin ardından Ankara Emniyet Müdürlüğü Terörle Mücadele Şubesi ekipleri eylemde çektikleri görüntülerden polisle çatışan 15 kişiyi gözaltına almıştı. DHKP–C örgütü üyesi oldukları gerekçesiyle gözaltına alınan zanlılardan bir bayanın ifadesi sonucu 4 kişi daha gözatına alınmıştı. Gözaltına alınanlardan Doğan Karataş’ın Sincan F Tipi Cezaevi’nde başladığı ölüm orucu sonucunda Wernicke Korsakoff hastalığına yakalanması sebebiyle Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer tarafından affedildiği belirlendi. Eyleme katıldığı tespit edilen ancak henüz yakalanmayan İhsan Civelek’in de Cumhurbaşkanı’nca aynı gerekçe ile affedildiği belirlendi.

Gözaltına alınan DHKP–C üyesi kadının verdiği ifadelerden Kızılay’da eylem hazırlığı yaparken ölen Şengül Akkurt’un başkent Ankara’da 15 gün boyunca eyleme hazırlandığı ortaya çıktı. Söz konusu kişi, Mustafa Anıl (70) ve Fatma Anıl’ın (65) canlı bomba Şengül Akkurt’u bir ay süre ile evlerinde barındırdığını, DHKP–C’nin Ankara sorumlusu Mustafa G.’nin de Akkurt’u 15 gün süreyle Ankara’da eyleme hazırladığını kaydetti. Mustafa G. gözaltına alınırken, Mustafa G.’nin de cezaevinde başlatığı ölüm orucu sonucunda yakalandığı Wernicke Korsakoff hastalığı sebebiyle Sezer tarafından affedilerek cezaevinden tahliye edildiği anlaşıldı. Ankara, Zaman

24.09.2003


 

Aileler çocuklarına istediği ismi verbilecek

Aileler, genel ahlak kurallarına aykırı olmamak, kamuoyunu incitici yanı bulunmamak şartıyla çocuklarına her ismi verebilecek.

İçişleri Bakanlığı, son zamanlarda isim konulması konusunda yaşanan tartışmalara son veren bir genelge yayımladı. İçişleri Bakanı Abdülkadir Aksu imzasıyla yayımlanan genelge, “Genel ahlak kurallarına aykırı olmamak, kamuoyunu incitici yanı bulunmamak ve Türk alfabesine uygun olma şartıyla her isim konulabileceği’’ni düzenliyor. Genelgenin, bugün il valiliklerine gönderileceği öğrenildi. Ankara, aa

24.09.2003


 

Cem Uzan, telif hakkı ile ilgili ifade verdi

Genç Parti Genel Başkanı Cem Uzan, Star ve Süper FM’de 2000–2001‘de yayınlanan parçalara telif hakkını ödemediği gerekçesi ile yargılandığı mahkemede celse arasında ifade verdi.

Musiki eserleri sahipleri tarafından şikayet edilen Uzan’ın 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu’na muhalefet ettiği ileri sürülüyor. Avukatları ve korumaları ile adliyeye gelen Cem Uzan’ın, adı geçen şirketlerin yönetim kurulunda bulunmadığını belirterek suçlamaları reddettiği öğrenildi. Nuri İmre, İstanbul

24.09.2003


 

Sağlık Bakanı’nın makam odasında dinleme cihazı bulundu, failler kayıp

Polis, iki dinleme cihazını bakanlığa kimin koyduğunu araştırıyor. 28 Şubat sürecinde yaşanan ‘telekulak skandalı’nı çağrıştıran olay üzerine Bakan Akdağ, “Bu durum tasvip edilemez.” dedi.

Bir dönem Ankara Emniyet Müdürlüğü’nde patlak veren ‘telekulak skandalı’nın bir benzeri Sağlık Bakanlığı’nda yaşanıyor. Bakan Recep Akdağ’ın makam odasının girişindeki özel dinlenme odasında mutat aralıklarla iki dinleme cihazı bulundu. Cihazların kim tarafından konulduğu şu ana kadar belirlenemedi. Bakan Akdağ’ın odasındaki kameralarla odaya kimin girip çıktığı kolayca belirleniyor. Olayla ilgili şüpheliler polis tarafından araştırılıyor. Sağlık Bakanı Recep Akdağ, telekulak olayı üzerine yaptığı açıklamada, makamında dinleme aleti bulunduğunu doğruladı. Makamının hemen girişinde yer alan özel dinlenme odasında yapılan aramalarda mutat aralıklarla iki dinleme cihazı bulunduğunu belirten Akdağ, konunun Emniyet Müdürlüğü İstihbarat Dairesi yetkililerine iletildiğini söyledi. Bilirkişi heyeti ilk incelemelerinde, cihazların Ulus Konya Sokak’ta satılan “tam bir amatör işi” olduğu sonucuna vardı. Uzmanlar cihazların ileride kullanılmak üzere hazırlanmış olabileceği üzerinde duruyor.

Bakan Akdağ, dinleme aletlerinden önceki gün haberdar olduğunu ifade ederek, “Cihazları kimin koyduğunu bilmiyoruz. Bulduğumuzda çalışır durumda değildi. Profesyonel bir dinleme aleti olsaydı tedirginliğe yol açabilirdi.” dedi. Oda girişinde kameralar bulunduğunu dile getiren Akdağ, “Odalara giren çıkan bellidir.” bilgisini verdi.

Bakan Akdağ, dinleme aleti bulunan ve sürekli olarak kullandığı odaya birçok insanın girip çıktığına işaret ederek, “Bazı görüşmelerimizi de orada yaparız. Aletlerin ne zaman oraya konulduğu da belli değil. Cihazları görmedim.” diye konuştu. Gizli dinlemenin kabul edilebilecek bir olay olmadığının altını çizen Akdağ, “Ancak bizim de saklayacak gizleyecek hiçbir şeyimiz yok.” dedi. Akdağ, olay üzerine bakanlıktaki güvenlik önlemlerinin daha sıklaştırılacağını söyledi.

Akdağ, cihazların makam odasının bitişiğindeki özel dinlenme odasına ne amaçla yerleştirildiği konusunda bilgi sahibi olmadıklarını ifade etti.

Akdağ, bakanlık makamında değişik aralıklarla çok sayıda dinleme cihazı bulunduğu yönündeki haberler üzerine Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’a danıştıktan sonra açıklama yaptı. Bakanlık binasında on dinleme cihazı bulunduğu yönündeki iddiaları reddeden Akdağ, dinleme cihazı sayısının yalnızca iki olduğunu dile getirdi. Bakan Akdağ, gazetecilerin kendisini beklediği sırada Başbakanlık’a giderek, Erdoğan ile görüştü. Akdağ, Başbakan’a SSK hastanelerinin ortak kullanımı ile ilgili bilgi vermesinin yanı sıra konu hakkında Başbakan’ı da bilgilendirdiğini belirtti. Akdağ, diğer bakanlıklarda da bu tür dinleme olayı yaşanıp yaşanmadığı konusunda bilgisinin sorulması üzerine, “Çocuk sağlığı konusunda uzman olan bir sağlık bakanı bu tür konulardan anlamaz.” diye konuştu.

Akdağ, telefonlarının dinlenip dinlenmediği konusundaki soruya ise cevap vermezken, “Hem bakanlığımın, hem de diğer bakanlıkların profesyonel anlamda dinlendiği kanısında değilim.” diye konuştu.

Dinleme cihazlarını inceleyen bilirkişi, tertibatın "tam bir amatör işi" olduğu sonucuna vardı. Bakanın masasının altına monte edilen mikrofon ve halının altına konulan kulaklıktan oluşan sistemin birbiriyle bağlantısının olmadığı, güç kaynağının bulunmadığı ve hiç dinleme yapılmadığı sonucuna varıldı.

Necip Çakır - Sedat Güneç / Ankara

24.09.2003


 

İlk dinleme skandalı dört yıl önce Emniyet’te ortaya çıkmıştı

Sağlık Bakanı Recep Akdağ’ın makam odasında dinleme cihazı bulunması, geçmişte yaşanan böcek olaylarını hatırlattı.

Dinleme konusunda Türkiye’de en büyü skandal, Ankara Emniyet Müdürlüğü’nün sekizinci katında oluşturulan merkezden 963 kişinin dinlendiğinin ortaya çıkmasıyla patlak vermişti. Mayıs 1998–99 yıllarında Cumhurbaşkanlığı, Başbakanlık, Genelkurmay GES İstasyonu, Milli Savunma Bakanlığı, Milli Güvenlik Kurulu, bakanlar, milletvekilleri, gazeteciler, belediye başkanları, büyük holding patronları, Emniyet Genel müdürü, İstanbul Emniyet müdürü, Emniyet Genel Müdürlüğü İstihbarat Daire Başkanlığı’nın telefonlarının savcı ve hakim kararı olmaksızın kanunsuz olarak dinlendiği ortaya çıkmıştı. Dinlenenlar arasında dönemin Başbakan Yardımcısı Hüsamettin Özkan, bakanlar Zekeriya Temizel, Hikmet Uluğbay, Metin Bostancıoğlu, Salih Yıldırım, gazetecilerden Emin Çölaşan, Mine Kırıkkanat, Tuncay Özkan, Koray Düzgören; işadamı Ayhan Şahenk; hukukçular Yargıtay 8. Ceza Dairesi üyeleri Yusuf Kenan Doğan, Muhittin Mıçak, Ahmet Köksal ve sanatçı Bedri Baykam da yer almıştı.

Ankara Büyükşehir Belediyesi eski Başkanı Murat Karayalçın’ın görevi Melih Gökçek’e devretmesinin ardından koltuğa oturan Melih Gökçek, konutunda böcek (dinleme cihazı) bulduğunu iddia etmişti.

ANAP eski Genel Başkanı Mesut Yılmaz da evinin dinlendiğini öne sürmüş, Nenehatun Caddesi’ndeki konutunda böcek aranmıştı. Eski başbakanlardan Tansu Çiller’in de Rusya’yı ziyareti sırasında kalacağı otel odasında dinleme cihazları bulunmuştu. Diğer bir dinleme girişimi ise eski Devlet Bakanı Kemal Derviş’in ikametine ayrılan Pembe Köşk’te ortaya çıkmış, böcek tabir edilen dinleme cihazları istihbarat uzmanlarınca temizlenmişti.

Adalet ve Kalkınma Partisi’nin iktidara gelmesinin ardından Başbakanlık Resmi Konutu’nda yapılan tadilat “böcek aranıyor” yorumlarına neden olmuştu.

Dinleme konusundaki son skandal ise İmar Bankası soruşturması çerçevesinde ortaya çıkmıştı. Soruşturmayı yürüten birimler Uzanlar’a ait kasalarda çok sayıda dinleme cihazı bulmuştu. Gruba ait Adabank’ı denetleyen murakıbın da çalışma masasının altına konulan cihazla dinlendiği ortaya çıkmış, cihaz incelenmek üzere İstihbarat Daire Başkanlığı’na gönderilmişti.

Sedat Güneç / Ankara

24.09.2003


 

‘Kordon kanı bankacılığı’ yasal zemine oturtuluyor

Yeni doğan bebeklerin göbek kordonunda bulunan kanın, bazı hastalıkların tedavisinde kullanılmak üzere saklanmasıyla ilgili yasal boşluk dolduruluyor.

‘Ailelerin, çocuklarına verecekleri en iyi hediye’ olarak nitelendirilen ve ölümcül pek çok hastalığın tedavisinde gelecekte kesin sonuç vermesi beklenen ‘kök hücre tedavisi’ ve ‘kordon kanı bankacılığı’ konusunda faaliyet gösteren kuruluşlar yasal zemine oturtulacak.

Genetik biliminin gelişmesiyle birkaç yıl önce gündeme gelen kök hücre tedavisi ve kordon kanı bankacılığı konusunun hukuki boyutunu belirlemek için harekete geçen Sağlık Bakanlığı, uzmanlardan oluşan bir komisyon kurdu. Çalışmaların sonunda kordon kanı bankacılığını yasal hale getirecek düzenlemeler TBMM’ye gönderilecek. Sağlık Bakanlığı Tedavi Hizmetleri Genel Müdür Yardımcısı Dr. Bekir Keskinkılıç, vatandaşların yüklü bedeller ödeyerek bebeklerinin kordon kanlarını yeni kurulan merkezlerde saklattıklarını belirterek, bunların mutlaka yasal bir güvenceye kavuşturulması gerektiğini söyledi. Yasayla, buralardan yararlanacak olan vatandaşların haklarının da güvenceye alınacağını ifade eden Keskinkılıç, “Düzenlemelerle bu işi yapmak isteyen kamu ve özel kuruluşların taşımaları gereken standartlar belirlenecek. Ayrıca sigorta şirketlerinin sıcak bakması durumunda kordon kanı bankacılığı için özel bir sigorta sistemi de kurulabilir. Kan merkezinin kapanması, ya da kordon kanlarının usulüne uygun muhafaza edilmemesi durumundaki mağduriyetler sigorta şirketleri ile halledilebilir.” dedi.

Doğumun ilk 10 dakikasında bebeğin göbek kordonundan alınarak azot tankları içinde eksi 196 derecede dondurularak saklanan kanın, teknolojik gelişmelerle birlikte ileride birçok hastalığın tedavisinde kullanılabileceği düşünülüyor. Bebeğin kordon kanında bol miktarda bulunan ‘kök hücreler’ sayesinde, aralarında kan kanserinin de bulunduğu çeşitli kan hastalıkları, doku ve organ zedelenmeleri, felç, parkinson ve kalp krizi gibi pek çok ölümcül hastalığın tedavi edilebileceği ispatlandı. Hastalıklı ve bozuk dokuları yenileme özelliği bulunan kök hücreler, insanlığın vücudunu onaran mucizevî bir ilaç olmaya aday. Hastalıklara yakalanan insanlar, doğumlarında kendilerinden alınan kordon kanlarının saklandığı merkezlerden edinecekleri kendi kök hücreleriyle sağlıklarına kavuşabilecek. Hatta kordon kanının, doku ve organ yenilenmesinde de kullanılarak bir nevi ‘gençlik aşısı’ işlevi görmesi bekleniyor. Tüm dünyada hızla yaygınlaşan kordon kanı bankacılığı Türkiye’de Hacettepe ve Ankara üniversiteleri ile birkaç özel hastanede yürütülüyor. Kordon kanının dondurulması için bir milyar 600 milyon, muhafazası için de yıllık 110 milyon lira gibi ücretler alınıyor.

Necip Çakır / Ankara

24.09.2003


 

Miraç Kandili’nde müminler camilere akın etti

Miraç Kandili’nde camilere akın eden müminler, Hz. Peygamber (sas)’e bağlılıklarını ve Allah’a olan imanlarını pekiştirerek bol bol dua edip bağışlanma talebinde bulundu.

Her yıl olduğu gibi bu yıl da camiler, Miraç Gecesi’nde dolup taşarak inananların Hz. Peygamber’e bağlılık sınavına şahit oldu. Gündüzü oruç ile değerlendiren müminler, geceyi de camilerde ellerini Rabb’lerine açıp dua ederek geçirdi. Çocuklarının elinden tutarak camilere akın eden anne–babaların yanında, ninelerini tekerlekli sandalye ile camiye getiren torunlar da göze çarptı. Yürüyemeyecek kadar yaşlı 74 yaşındaki Saniye teyze, torunu Hasan tarafından tekerlekli sandalye ile Sultanahmet Camii’ne getirildi. “Her kandili Sultanahmet Camii’nde geçirmeye çalışırım.” diyen Saniye teyze, ömrü vefa ederse bundan sonraki kandillerde de gelmeye devam edeceğini söyledi. Koltuk değneklerinden yardım alarak zor şartlar altında camiye gelenlerden birisi de ayakkabı boyacısı Salih Kaya. 28 yaşındaki Salih Kaya, normal zamanlarda camiye gelemediğini; ama Miraç Gecesi’nde dua etmek için Kumkapı’dan Sultanahmet Camii’ne geldiğini belirtiyor.

Okunan mevlit ve arkasından yapılan dualara amin diyen müminler, Miraç’ın insanlığın önüne açılan sınırsız bir yükseliş ufku olduğunu bir kez daha idrak ederek evlerine döndü. İstanbul, Cihan

24.09.2003


 

Sultanbeyli Belediye Başkanı kefaletle serbest

Saadet Partili İstanbul Sultanbeyli Belediye Başkanı Yahya Karakaya, hakkındaki soruşturma çerçevesinde Sultanbeyli Cumhuriyet Savcısı Muhsin Özdeş’e ifade verdi.

Savcı Özdeş’in tutuklanması istemiyle 1. Sulh Ceza Mahkemesi’ne sevk ettiği Başkan Karakaya, 5 milyar lira kefalet karşılığı tutuksuz yargılanmak üzere serbest bırakıldı.

Ali Yakup Turanoğlu isimli şahsın silahlı saldırıya uğramasında azmettirici olduğu öne sürülen Başkan Karakaya’nın bir kadınla yasak aşkının gizli çekimle kasete alındığı öne sürülmüştü. Başkan’dan şantajla para aldığı öne sürülen Turanoğlu’nun aracı 11 Eylül akşamı 4 kişi tarafından kurşunlanmıştı. Polisin olayı derinleştirmesiyle Turanoğlu’nun evinde bir video kaset bulunmuş, kasetteki erkeğin Sultanbeyli Belediye Başkanı Yahya Karakaya olduğu iddia edilmişti. Başkan Yahya Karakaya, Sultanbeyli Adliyesi çıkışında yaptığı açıklamada, olayların Sultanbeyli’deki tapu işlerinden kaynaklandığını savundu. Karakaya, kendisine ait olduğu iddia edilen kasetin de montaj olduğunu ileri sürdü. Siyaseti bırakacağını söyleyen Karakaya, “Partiden istifa ettim, başkanlık görevimi sürdüreceğim, bir daha aday olmayacağım.” dedi.

Başkan Karakaya, şantaj yaptığı iddia edilen Turanoğlu’nun cezaevinden kendisine mektup göndererek özür borçlu olduğunu yazdığını söyledi. Daha sonra makam aracıyla belediye binasına gelen Karakaya, belediye çalışanları tarafından alkışlarla karşılandı. İstanbul, Cihan

24.09.2003


 

Biga Ovası, termik santral tehdidiyle karşı karşıya

Devletin 25 milyon kişiyi besleyebilecek tarımsal üretim artışı için Devlet Su İşleri (DSİ) kanalıyla 4 baraj, 14 gölet inşa ettiği Biga Ovası’nda, termik santral kuruluyor.

Özel bir şirket tarafından yapılacak santral yılda 480 bin ton ithal kömür yakacak. Çıkan tüm atık gazların bölgede hakim olan poyraz sebebiyle tarım alanlarına taşınacağı belirtiliyor. Uzmanlar, santralın tarıma vereceği zararı tahmin edemiyor.

İlgili tüm birimlerden onay aldığını açıklayan İÇDAŞ’ın ‘havayı kirletmeyen temiz bir yakma biçimi olan akışkan yatak teknolojisiyle çalışacak’ diye savunduğu santral mahkemeye verildi. Bursa İdare Mahkemesi’ndeki davalarda, İÇDAŞ’ın önce santralı doğalgazla kuracağını beyan ederek Çanakkale Valiliği’nden onay aldığı, 4 yıl sonra yakıt türünü gaz, kömür, fuel–oil olarak değiştirdiği ifade ediliyor. Kararın verildiği 1997 ÇED Yönetmeliği’ne göre “Faaliyet hakkında verilen çevresel etkileri önemsizdir” kararının etkisinin 3 yıl olduğu, bu nedenle yenilenmesi gerektiği belirtiliyor. Prof. Dr. Turhan Uslu, santrallardan çıkan baca gazlarının çevredeki insan, tarım ve orman ürünlerini olumsuz etkilediğini vurgularken santrala karşı dava açan Biga Belediye Başkanı Şükrü Kemerli, santralın bölgeye yapılmasını 25 milyon kişiyi besleyebilecek tarımsal üretim açısından ‘katliam’ olarak nitelendirdi. Santral bölge halkını da tedirgin etti. Sivil toplum kuruluşlarının başlattığı imza kampanyasına 10 bin kişi katıldı. Belediye ve vatandaşlar tarafından santral aleyhine 30 ayrı dava açıldı. Biga Çevre ve Kültür Derneği santral aleyhine imza kampanyası başlatırken, Marmara Bölgesi’ndeki çevre derneklerinin oluşturduğu Marmara Çevre Platformu 6–7 Eylül tarihleri arasında Biga’da yaptığı toplantıda termik santrala karşı olduğunu açıkladı.

İÇDAŞ’ın termik santralı kurmak için çalışmalara başladığı arazi, Marmara Denizi’nin, Çanakkale Boğazı’na doğru daralmaya başladığı sahilde, Biga Ovası ve orman arazilerinin kenarında bulunuyor. İÇDAŞ, 1996’da Biga Değirmencik’te daha önce başka bir firma tarafından yapımı sürdürülen tersane ve araziyi devredildiği İş Bankası’ndan ihaleyle satın almış. Şirket burada Türkiye’nin en büyük demir çelik tesislerinden birini kuruyor. Bu tesisle ilgili de Çevresel Etki Değerlendirmesi Raporu (ÇED) hazırlanmadı. Santral ise bu tesislerin elektrik ihtiyacını karşılayacak. Bölgede İÇDAŞ’ın kuracağı 118,5 megavatlık santralın yanı sıra 350 megawattlık Çan Termik Santralı da bulunuyor.

Gürhan Savgı / İstanbul

24.09.2003


 

Kuzey Kutbu’nun en büyük buzulu kırıldı

Bilim adamları, Kuzey Kutup bölgesinde en büyük buzul örtüsü olan Ward Hunt buzulunun kırıldığını açıklarken, bu olaya küresel ısınmanın yol açmış olmasından şüphe ediliyor.

‘Jeofizik Araştırma Mektupları’ dergisinde, Kanada’nın Laval Üniversitesi’nden Warwick Vincent ve Derek Mueller ile ABD’nin Alaska Üniversitesi’nden Martin Jeffries’in konuya ilişkin araştırmalarının sonuçları yayınlandı. Bölgede inceleme yapan ve uydu görüntülerini değerlendiren ekip, Kanada’nın Nunavut bölgesinde bulunan Ellesmere Adası’nın kuzey sahilindeki Ward Hunt buzulunun iki parçaya ayrıldığını, bu nedenle bölgede içme suyu havzasının denize aktığını bildirdi. Dev buzuldan, büyük buz adacıklarının da koptuğu, bu parçalardan bir kısmının Beaufort Denizi’ndeki platformlar ve gemi trafiği için tehlikeli olabilecek büyüklükte olduğu belirtildi. Washington, aa

24.09.2003


 

İngiliz hükümeti light sigaraya savaş açtı

İngiliz hükümeti, piyasada “nikotini azaltılmış” olduğu iddiasıyla satılan “light” (hafif) sigaralara karşı savaş açtı.

Bu amaçla hazırlanan kampanyada, bu tür sigaraların “ölümün yeni ambalajıyla sunulan hali” olduğu vurgulanırken, tiryakilere “bu tür sigaraların sağlığa verdikleri zarar açısından diğerlerinden hiçbir farkı olmadığı” anlatılmaya çalışılıyor. İngiliz hükümeti, söz konusu kampanya için 2,5 milyon sterlin harcayacak. Kampanyanın ayrıntılarını ise İngiltere Kanser Araştırmaları Vakfı yaptı. Vakfın yaptığı araştırmaya göre; “light” sigaraların hedef kitlesini 25 yaş veya üzeri, profesyonel, sağlığın öneminden haberdar, kültürlü ve güzel kadınlar oluşturuyor. Daha çok kendisini sigara içtiği için suçlayan ama yine de sigarayı bırakamayan kitle “light” seçeneğine yöneliyor. Londra, aa

24.09.2003


Yazıcıya uyarla      Arkadaşıma gönder


GAZETE SAYFALARI


 

   BÜTÜN YAZARLAR


Bütün haberler



 

   
   
   
   

 

 

Copyright© 1995-2003 Feza Gazetecilik A.S. / Çobançesme Mh. Kalender Sk. No: 21 34530 Yenibosna / İstanbul
Tel:+90 (212) 454 1 454 (pbx) Fax: +90 (212) 652 24 23 e-posta: okurhatti@zaman.com.tr
Bu site Zaman Gazetesi Bilgi İşlem ve İnternet Servisi tarafindan hazırlanmaktadır.