|
Yunanistan’la ticaret
Dev mağaza zincirleri, gelişmiş ülkelerde olduğu gibi artık Türkiye’de de ticaretin önemli aktörleri haline geldi. Yerli ve yabancı markaları sıkça görüyor, kıyasıya rekabetlerine tanık oluyoruz.
Bu rekabetin önemli bir ayağı da yapı marketlerinde gerçekleşiyor. Alışageldiğimiz marketlerden çok sonra tanıdık ama yapı marketleri de Türkiye’de hızla yayılıyor. Bu yarışta Praktiker, Koçtaş ve Tekzen öne çıkan markalar.
Bunlardan Praktiker, 1998’den bu yana Türkiye’de ve bu yıl kuruluşunun 25. yılını kutluyor. Kutlamalar çerçevesinde geçtiğimiz hafta Yunanistan’daydık. Bu vesileyle, Praktiker’i daha yakından tanıdığımız gibi Türk–Yunan ticari ilişkilerini, bir de karşı taraftan bakarak, değerlendirme imkanı bulduk.
Alman Praktiker, ilk mağazasını 1978’de Lüksemburg’da açtıktan sonra, büyümeye Almanya’da devam etmiş. Bir yıl sonra bu ülkede dört mağaza birden açarak işe başlamış. Bundan sonra gittiği ülke ise Yunanistan. 1991’den bu yana 7 mağaza açmış burada. Türkiye’de de halen 7 mağazası var.
Şirket Avrupa’nın güneydoğu ucundaki Türkiye ve Yunanistan’a büyük önem veriyor. İki ülkedeki çalışma tarzı aşağı yukarı aynı. Çünkü iki toplum arasında benzer çok şey var: İklim, coğrafya, alışkanlıklar, zevkler, yemek, müzik vs. Tek önemli fark Türkiye’nin daha büyük nüfusa ve gelişme potansiyeline sahip olması. Praktiker’in Alman Genel Müdürü Werner Müller, iki ülkeyi kıyaslarken bu gerçeğin altını çiziyor.
Müller ve Praktiker’in Yunanistan’daki Genel Müdürü Selalmazidis Ioannis, hitap ettikleri müşteri kitlesini, özelliklerini anlatırken sanki aynı müşterilerden bahsediyorlardı. Mesela Kuzey Avrupa’da çok tutulan “Kendin Yap” felsefesi, bizdeki gibi onlarda da pek tutmamış.
Marketlerde imkansız ama dükkanlarda ve ticarette pazarlığın bu kadar yaygın olduğu başka bir Avrupa ülkesi yok sanırım.
Çarpık yapılar bile bizdekileri aratmıyor.
Aktarılacak daha pek çok şey bulunabilir. Ama nedense bunca benzerliğe rağmen iki komşu arasındaki ticaretin çok zayıf olduğunu görüyoruz. Sebebine gelince, hep siyasi sorunlar öne çıkıyor. Yunan hükümeti, siyasi sorunların öncelikli olarak çözülmesini ticari ilişkilerin geliştirilmesinin ön şartı olarak görmeye devam etmekle birlikte, mevcut ilişkileri aksatacak davranışlardan da kaçınıyor.
Sokakta karşılaştığınız sıradan vatandaş, özellikle de Türkiye’yi görmüş olanlar çok sıcak karşılıyor sizi. Bir an içimden, “Hükümetler sorun çıkarmasa ne de güzel anlaşacağız.” diye geçiriyorum. Ancak Atina Praktiker’de gördüğüm büyük Avrupa haritası beni hemen tekzip ediyor.
Praktiker mağazalarının bulunduğu ülkeler sarı renkle, sınırlar da kalın mavi çizgilerle gösterilmiş. Kıbrıs haritasına gözüm takılıyor. Eğilip dikkatlice bakıyorum. Sanki üzerinde küçük bir “harp” yaşanmış. Haritanın orijinalinde, olması gerektiği gibi, KKTC ile Rum Kesimi mavi çizgilerle biribirinden ayrılmış. Ancak tepki görmüş olacak ki, daha sonra bu sınır, sarı renkli şeritlerle kapatılmış ve kuzeyle güney birleştirilmiş. Arkasından birisi de tutmuş bu şeridi sökmeye çalışmış ama kısmen başarılı olmuş.
Türkiye ile Yunanistan arasındaki ticaretin canlanma gösterdiği dönem, imza attığımız Gümrük Birliği Anlaşması’nın yürürlüğe girdiği 1996’da başlıyor. O tarihten sonra özellikle ihracatımızda istikrarlı bir artış gözlenirken ithalatta dalgalı bir seyir söz konusu. Hali hazırda ticaretimiz fazla veriyor. 2002’de 897 milyon dolara çıkan ticaret hacmi, olması gerekenin altında.
Yunanistan, Avrupa Birliği (AB) sayesinde toparlanabilmiş, açık bir ekonomiye sahip. AB içinde Portekiz’den sonra en küçük ekonomi ve kişi başına düşen milli gelir 14,5 bin avro.
Ekonomiyi ayakta tutan en önemli sektör turizm. Nüfusundan daha çok turist ağırlayan nadir ülkelerden birisi ama hizmet kalitesinin Türkiye’den daha iyi olduğunu söylemek mümkün değil. Fiyatlar da çok pahalı.
İmalat sanayiinin ekonomideki payı, yüzde 10–12 gibi oldukça düşük bir seviyede.
1980’li yıllarda yüzde 1,7 olan ortalama büyüme oranı AB’ye tam üyelikten sonra ikiye katlanmış. Bu büyümenin ardındaki motor, çoğunluğu altyapı yatırımlarına giden AB fonları. Sadece 2000–2006 döneminde AB’den gelecek kaynak tutarı 30 milyar doları bulacak.
İki komşu arasındaki ticarette Gümrük Birliği ile başlayan ivmenin bir sıçramaya dönüşmesi, büyük ölçüde Kıbrıs’taki durum ve Türkiye’nin AB takvimi ile yakından alakalı. Benzerlikler yetmiyor.
24.09.2003
|