| |
Ne mutlu, artık edebiyat ‘star’ımız da var!
Geçen haftaki ‘Temiz edebiyat taşrada yaşıyor’ başlıklı yazım, pek çok okurumun iltifatına mazhar oldu. Edebiyatın kendi duru alanından saptırılarak edebiyat adamının eserinin önüne geçmesi, gerçek edebiyat okurunu rahatsız ediyor.
Edebiyatta yaşanan ‘kirlenme’ ile edebiyat metinleri ve onların ortaya koydukları ‘değer’ yitiyor; yazarın ya da şairin kendisi okurun temel ilgi alanı haline geliyor. Tam bunları düşünüp üzerinde kafa yorarken bir de ne göreyim, haftalık dergilerden birinin kapak konusu genç bir romancımıza ayrılmış. Elbette bu dergiye ‘kapak olması’nın sebebi, onun yazarlık yeteneği ya da yeni çıkan romanının edebi değeri değil. Genç romancımız, dünyaca ünlü starımız Tarkan’ı ‘sollamış’! “Ne Tarkan ne Ahmet Altan!... Genç romancı ... , genç kızların sevgilisi oldu. Son romanı 50 bin sattı, genç kızlar kapısında yatıyor, erkekler ona benzemek istiyor...”
Demek ki ‘pop star’lardan sonra artık ‘edebiyat starları’mız da oluyor. Yakında genç ve güzel bir kadın şairimiz, elinde şiir kitabı ve mankenlere özgü kıyafetiyle bir dergiye kapak olursa şaşırmayacağız! Artık ondan sonra ülkemizin ‘edebiyat sever’ gençleri, onun kapısında sabahlar; cüzdanlarında fotoğraflarını taşıyıp bekar odalarının yoksul duvarlarını posterleriyle süsler. Böylece her fırsatta yineleyip durduğumuz, ‘Okumuyoruz, gençler edebiyata ilgi duymuyor!’ yakınmaları da tarihe karışır. Şiir kitaplarının ezelden beri ‘bin’ rakamını aşamayan baskı sayısı da on binleri, yüz binleri bulur!
Kitaplarıyla bir anda ‘renkli’ basının magazin malzemesi haline gelen yazar ve şairlerin bu işlerde payı ne kadardır bilemiyoruz doğrusu. Şu bir iki yıldır tartıştığımız ‘çok satma’ meselesi, hakikaten onların rüyalarını süslüyor mudur? Ya da isimlerinin, yakışıklılık ya da güzelliklerinin, yazdıklarının önüne geçmesi kendilerini rahatsız ediyor mudur? Bu, meçhulümüz... Fakat şunu rahatlıkla söyleyebiliriz ki ortalıkta böyle allayıp pullamalara, şişirmelere, yüceltmelere can atan ‘yazar–şair’ tiplerinin olduğu da gerçek. Onların derdi edebiyat değil, varsa yoksa ‘benlik’... Bu yüzden yazdıklarının önüne geçmekten, birtakım sıfatlarla anılmaktan rahatsızlık duymuyor, aksine bundan hoşnut oluyorlar. Yayıncılar, bazı magazin sever ‘kültür – sanat organları’ ve bir kısım ‘fanatik’ okurları, isimlerinin önüne bir sıfat yakıştırıp kendilerini ‘yüceltmek’(!) için sabırsızlıkla bekliyor çünkü: ‘Şiiri sevdiren adamlar...’, ‘edebiyatın dahi çocuğu...’, ‘Türk şiirinin prensesi...’ vs. Aklı başında ve amacı gerçekten ‘edebiyat’ olan birinin böyle vıcık vıcık nitelemelere, sözüm ona yüceltmelere eyvallah etmesi beklenmez. Fakat unutulmamalı ki, dilimizde ‘şeyh ve mürit’ bağlamında söylenmiş bir ‘uçurma’ deyimi var; onu da bütün bütün yabana atmamak gerekiyor.
‘Edebiyat ve kirlenme’ konusuna değinmişken, geçtiğimiz Ocak ayında ilk sayısı yayımlanan ‘geceyazısı’ dergisinin ‘Sunu’ bölümünde dile getirilen görüşleri hatırlamakta fayda olduğunu düşünüyorum. Şöyle deniyordu orada: “1980’den bu yana, gitgide arttığını gözlemlediğimiz bir ivmeyle, Yazar imgesi Ürün’ün önüne geçirildi. (...) Her şey o kadar kirlendi ki, bir ‘jest’ olarak algılanabileceği endişesi olmasa, bu ürünleri imzasız yayımlamak en doğru tavır sayılabilirdi.” Bir edebiyat organından, aynı zamanda bir yayınevi, dergi ya da gazeteden beklenen, edebiyat ürünüyle edebiyat okurunu ‘araya girmeden’ buluşturmak olmalı. Edebiyatın doğasında bulunan yalınlık ve duruluk bunu gerektirir çünkü.
Orası öyle de, o zaman şu bizim ‘renkli’ basın organları ‘edebiyat haberi’ni nereden bulacak? Genç kızlarımız ‘edebiyat starları’nın kapısının yolunu nasıl öğrenecek? Ve dahası, içindeki ‘star’ çekirdeğini yeşertmek için bekleyip duran genç ve yakışıklı/güzel şairlerimiz, yazarlarımız sevgili okuruna nasıl ulaşacak? E, tabii yazık olacak hepsine!..
11.10.2003
|