İNTERNETİN İLK TÜRK GAZETESİ
18.10.2003
Cumartesi
  For English
  Ana Sayfa
  Haberler
  Ekonomi
  Dış Haberler
  Politika
  Kadın-Aile
  Kültür Sanat
  Televizyon
  Spor
  Yazarlar
  Yorumlar
  Çizgi-Yorum
 
  Akademi
  Bilişim
  Eğitim
  Otomobil
  Röportaj
  Tüketici Masası
  Okur Hattı
 
  Bölge Haberleri

  Dünyada Zaman

 
  Arşiv Arama
  Abone Formu
  About Us
  Reklam
  Künye / İletisim

  Hava Durumu
  Namaz Vakitleri
  E - Kart
  Sanat Galerisi

ZAMAN KiTAP

YAZARLAR


ALİ ÇOLAK a.colak@zaman.com.tr
 
 

Güze veda!

Pastırma yazı da bitiyor artık, dedi dostum. Bitiyor evet. Bu sene kış çetin geçecek. Nereden anladın? Baksana ağaçlara! Ayvalar çangıl çangıl, salkım salkım... Eskiler ayva bol olursa kış zorlu geçecek derdi. Sahi mi? Öyle...


Bir koruya gittim geçende. Aman Allahım! Çalılar, palamutlar, meşeler tepeden tırnağa pelit. Ağaçların yüklü pelit tutması da kara kışa işarettir. Deme yahu! Evet, aldanma sen yazın uzun sürmesine, bak kargalar gark gark diye senfoniye başladı. Bu uysal sonbaharın ardından karlı, buzlu, fırtınalı kışa hazır ol... Yandık desene!

Uzun sürdü güz. Ama ne güzeldi!.. Tatlı yağmurlar; ardından güneşli sabahlar, serin akşamüstüler... İnsanı şehirden alıp kırlara, parklara, bahçelere çağıran; mütemadiyen yürüme, avare avare dolaşma arzusu uyandıran zamanlardı. Yan bahçedeki ayva ağacına baktım, salkım salkım dallar, meyveden yapraklar görünmüyor. Ayvalar sert mi yumuşak mı bilmem, henüz bir ayva alıp yiyemedim. Beyoğlu’na çıktım geçende, kestaneciler çoktan kurmuşlar tezgahı. Baktım, çıtır çıtır, bir yanık kestane kokusudur yayılıyor etrafa. Eh kış gelebilir artık. Kazaklar, pardösüler, atkılar, potinler çıksın yavaş yavaş ortaya. Evlerde kış hazırlığı gecikti mi ne? Pencereler macunlansın, süngerlensin; bacalar temizlensin, kiremitler aktarılsın...

Güze veda dedim de, öyle kolay geçemem ben bir mevsimden öbürüne. Bağlılıklarımı terk edemem kolay kolay. Ne yapacağını bilmez, gelmekte olana ayak uyduramaz, gideni nasıl uğurlayacağını kestiremez bir halde kalakalırım ortada. Güz yavaş yavaş pılını pırtısını toplamaya durdu ya, ne yapılır şimdi? Çıkıp korulara, parklara gidilir, avarelik edilir. Güneşli günlerin tadına doymamış, sarı yeşil yaprakları muazzam bir pastel cümbüşüne dönmüş ağaçların altına oturulup sonbaharın asude müziği dinlenir. Güz meyveleri koparılır dallarından. Alıçlar, çitlembikler, palamutlar, yabani kestaneler... Pelitlerin, palamutların, cevizlerin peşinden koşan kargalara bakıp gülümsenir. Cenge gider gibi geçen bulutların seyrine dalınır. Sarı–yeşil yapraklardan bir döşek yapılıp üstüne uzanılır ve doyasıya göğe bakılır. Bulutların yelesine tutunup bilinmedik zamanlara doğru seyahate çıkılır.

Güzden ve avarelikten söz açıp da Sait Faik’e uğramamak olur mu? O tam bir güz adamıdır. Havuz Başı, Son Kuşlar, Mahalle Kahvesi; bahçeler, Ada sahilleri, işinde gücünde insanlar, park müdavimleri, balıkçılar, kır kahveleri, bıldırcın peşinden koşan avcılar ve kuş avlayan çocuklar panayırıdır. Havaların sertleştiği, lodosların birbirini kovaladığı, poyrazın, karayelin, gündoğusunun seferber olduğu günlerde Sait Faik, rüzgârın ıslık çaldığı bir Ada vapurunda, yahut Köprü’de uzaklara bakıyordur. Sokaklarda, parklarda göçmen kuşların; serçelerin, atmacaların, sakaların, isketelerin, karıncaların, kertenkelelerin, sineklerin, güzce konuşan yaprakların seyrine dalmıştır. Sonra kocaman bir vaveyla koparacaktır: “Kuşları boğdular, çimenleri söktüler, yollar çamur içinde kaldı... Dünya değişiyor dostlarım. Günün birinde gökyüzünde, güz mevsiminde artık esmer lekeler göremeyeceksiniz...”

Güz geçiyor dostlarım, pastırma yazı bitiyor!.. Vakit varken parklara, korulara gidip konuşan yaprakları, aceleci kuşları, yabani alıçları, palamutları görünüz. Onlar ki pek yakında, “Melül, mahzun, dargın çocuklar gibi, rüyalarına ve yataklarına kavuşur, yeni bir hız alabilmek için uyurlar.” Siz de gelmekte olan karakışa dayanabilmek için son güneşli günlerden ılık aydınlıklar biriktirin. Ve yavaş yavaş sert rüzgârlara, kurşunî gökyüzüne hazırlayın kendinizi.


18.10.2003


Yazıcıya uyarla      Arkadaşıma gönder



Önceki Yazıları

> (11.10.2003) - Ne mutlu, artık edebiyat ‘star’ımız da var!

> (04.10.2003) - ‘Temiz edebiyat’ taşrada yaşıyor

> (27.09.2003) - Bizim gezegende aşk yok, aşk!..

> (20.09.2003) - Evet, Türkler imlası kıt bir millettir

> (13.09.2003) - Sonbahar giysileri

> (06.09.2003) - Yakup Kadri treniyle Ankara’ya...

> (30.08.2003) - Ha gayret, ebedî gençliğe az kaldı!

> (23.08.2003) - Bir otel odası insana ne söyler?

> (16.08.2003) - Tutkular üstüne

> (09.08.2003) - Yazdan dönüş




GAZETE SAYFALARI


 

   BÜTÜN YAZARLAR


Bütün yazılar



YAZARLAR

A. TURAN ALKAN

ABDULLAH AYMAZ

AHMED ŞAHİN

AHMET SELİM

ALİ BULAÇ

ALİ ÇOLAK

ALİ H. ASLAN

ALİ ÜNAL

BÜLENT KORUCU

EKREM DUMANLI

ERHAN BAŞYURT

ETYEN MAHÇUPYAN

EYÜP CAN

FİKRET ERTAN

FİKRİ TÜRKEL

HASAN ÜNAL

HEKİMOĞLU İSMAİL

HİLMİ YAVUZ

HÜSEYİN GÜLERCE

İBRAHİM KIBRIZLI

İSKENDER PALA

KADİR DİKBAŞ

KERİM BALCI

M. ALİ YILDIRIMTÜRK

M. NEDİM HAZAR

MEHMED NİYAZİ

MELİH ARAT

MİRZA ÇETİNKAYA

MUSTAFA ARMAĞAN

MUSTAFA ÜNAL

NEVVAL SEVİNDİ

REHBER ABİ

SELÇUK GÜLTAŞLI

SELİM IŞIKLAR

ŞAHİN ALPAY

TAMER KORKMAZ

ZİYA PERVER




 

   
   
   
   

 

 

Copyright© 1995-2003 Feza Gazetecilik A.S. / Çobançesme Mh. Kalender Sk. No: 21 34530 Yenibosna / İstanbul
Tel:+90 (212) 639, 34 50 (pbx) Fax: +90 (212) 652 24 23 e-posta: okurhatti@zaman.com.tr
Bu site Zaman Gazetesi Bilgi İşlem ve İnternet Servisi tarafindan hazırlanmaktadır.