| |
Bir kez daha Samarra!
Genelkurmay Başkanlığı, Türk askerinin Irak’ta görev sahası olarak öncelikli tercihlerinin Selahattin bölgesi olduğunu ortaya koydu. Selahattin, ABD karşıtı direnişin güçlü olduğu tehlikeli bir görev sahası. Ancak, Türkiye’ye yönelik tehditleri bertaraf etmede, oldukça stratejik bir konumda yer alıyor.
Saddam’ın doğum yeri olan Tikrit’in yanı sıra, Türkler için tarihi önemi büyük Samarra şehri de bu bölgede. Samarra, Türk askerinin Irak’a gidişine, Arapların neden karşı çıktığını anlamamıza yarayacak tarihi birikimleri taşıyor.
Bağdat’a bir saat kadar uzaklıktaki şehir, Abbasi Halifesi Muttasım tarafından 836’da inşa ettirilmiş. Bağdat’ta, Araplar ile sorun yaşamaya başlayan giderek sayıları artan Türk askerler ve saraydaki Türk komutanlar buraya yerleştirilmiş. Sonra da halife ve ülkenin başkenti buraya taşınmış. Abbasi sultanı ve İslam dünyasının halifesi, böylece Türklerin fiili korumasına girmiş. Yani Samarra, Araplarla Türklerin nüfuz mücadelesinde, Türklerin üstün gelmelerinin mimari anıtı bir yönüyle.
Samarra için, Türklere Ortadoğu’ya açılan kapı oldu demek aslında daha doğru. Nitekim, Samarra’da yetişmiş Türk komutan Ahmed İbn-i Tulun vali olarak tayin edildiği Mısır’da, 878 yılında Suriye’yi de kapsayan halifeye bağlı bir devlet kurdu. Tulunoğlu Devleti, Orta Asya dışında kurulan ilk Türk devleti olma özelliği taşıyor. Yani Türkler, 1071’de Anadolu’ya girmeden 193 yıl önce. Tulunoğlu’nun ardından Mısır, İhşidler, Eyyübiler, Memluklular ve Osmanlılar olmak üzere, 1956 Nasır iktidarına kadar (110 yıllık Fatımiler devri hariç) Türk idareciler tarafından yönetildi hep.
Mısır’ın başkenti Kahire’nin en büyük camii, halen Eski Kahire’de yer alan İbn-i Tulun Camii’dir. 879’da cuma namazları için inşa ettirilen üstü açık avlu şeklindeki caminin en dikkat çeken yanı, minaresi. Minare, dıştan merdivenlerle çıkılan bir kuleyi andırıyor. İbn-i Tulun Camii, orijinali Samarra’da olan Büyük Cami’nin taklidi. Irak’a yaptığım seyahatte, Samarra’yı da sırf bu merakla ziyaret etmiştim. Samarra’daki cami, hem daha geniş bir alanı kapsıyor hem de 175 basamak ile çok daha yüksek bir minareye sahip. Ortak mimarili her iki cami Samarra’dan Kahire’ye uzanan coğrafyada, İslam’ın sancaktarı olarak Türklerin mührü gibi.
Türkiye’nin, Selahaddin bölgesini istemesine sadece Kürtlerden değil Araplardan da tepki gelmesinde, Samarra’nın açtığı bu çığırın çağrışımları da rol oynuyor.
Tabii, Samarra’ya yeniden yerleşme beklentimizi ilkinden farklı kılan önemli bir unsur var. Türk askerleri, 836’da halifeyi korumak ve İslam’a sahip çıkmak için Samarra’ya yerleşmişlerdi. Şimdi ise, “bir İslam ülkesini işgal eden Amerika’ya destek için” bölgeye gittiği imajı hakim. Dolayısıyla, bölgede tutunmak için vereceği mücadelenin şekli de farklı olacak.
Türkiye benzer bir durumla, 1955’te yine ABD ve İngiltere’nin zorlaması ile giriştiği Bağdat Paktı sırasında karşılaşmıştı. Sömürgeci eski güç ile onun yerini almaya çalışan yeni gücün, Türkiye’yi Arap dünyasında bir nevi ‘Truva Atı’ gibi kullanma planları olan pakt tutmadı. Ama, Arap milliyetçiliğinin yükseldiği bir döneme denk gelen girişim, Türkiye’yi Arap dünyasında ciddi imaj kaybına uğrattı. Bağdat Paktı, Türkiye’nin Irak’a asker sevkine, Arapların bugün de tepki göstermelerini besleyen önemli bir faktör.
Tepkilere rağmen, Türk askeri Irak’ta görev yapacaksa, Selahaddin stratejik konumu ile risk almaya değer en ideal bölge. Türk askerinin yerleşeceği bölgede yer alan Samarra’nın, bir kez daha Ortadoğu’ya açılan kapı olup olmayacağını ise, zaman gösterecek. Bugünden söylenebilecek tek şey, şartların ne 836 ne de 1955’e benzemediği ve Türkiye’yi bu kez daha çetin bir mücadelenin beklediği olacaktır.
19.10.2003
|