| |
Bir vefa örneği
Sayın Alim Kahraman’ın rahmetli Cahit Zarifoğlu için hazırladığı kitap Kaknüs Yayınevi tarafından okuyuculara sunuldu. Her şeyden önce, Hak’kın rahmetine kavuştuğu yıllar olan bir dostu hatırlamak, onun hatıralarını tazelemek, yazdıklarının gündemden düşmemesi için çaba göstermek alkışlanmaya değer bir olaydır. Hele “vefa”nın çoğumuzca, sadece İstanbul’da bir semti ifade ettiği bir dönemde böyle bir çalışma bambaşka bir önem taşımaktadır.
Cahit Zarifoğlu ile Marmara kahvesinde karşılaşırdık. Şiirle meşgul olduğu için daha çok Sezai Karakoç ağabeyimizin masasını tercih ederdi. Sonra onu Rasim Özdenören, Akif İnan, Erdem Bayazıt, Bahri Zengin, Hasan Seyithanoğlu, Nazif Gürdoğan ve Alaaddin Özdenören’le Mavera Dergisi’nde görmeye başladık. Milli ruhla bezenmiş bu dergi, edebiyatı yerli figürlerle dokunan insanın ortak malı olarak görürdü. Dünyaya bakışı da sıradan dergilerden farklıydı; Büyük Doğu, Diriliş gibi bütüncü bir anlayışla bakıyor, fiziği metafizikte, metafiziği fizikte idrak ediyordu. Bu idrakte olanların sanatçıyı değerlendirmeleri de elbette farklı olacaktır. Nazif Gürdoğan’ın şu cümleleri sanatçıdan ne anladıklarını veciz bir şekilde özetlemektedir: “Onlar meyvede ağacı gören vizyonlarıyla, iç dünyalarında kopan fırtınaları, toplumu dalgalandıran bahar rüzgarlarına dönüştürür. Toplumun ortak bilincinin yaratıcısı olarak, onların bir eli yönetenlerde, diğer eli de yönetilenlerdedir. Düşünce ve duygular arasında kurdukları uyum ve düzenle, sanatlarına hem derinlik hem de zenginlik kazandırmanın yolunu açarlar. Çünkü düşüncesiz sanat sığ, sanatsız düşünce de kaba olur.”
Kitapta Zarifoğlu’nu anlatan Sayın Talat Halman’ın, İlhan Berk’in, Nursel Duruer’in, daha pek çok değerli kalem erbabının yazıları bulunuyor. Turan Koç’un “Cahit Zarifoğlu ve Şiiri”, Mehmed Can Doğan’ın “Dönemi içinde Cahit Zarifoğlu şiiri” değerlendirmeleri, şairimizin iç dünyasını tanımamız bakımından dikkat çekici. “İşaret Çocukları” kitabına dair Yılmaz Taşçıoğlu’nun yazısı beni çok eskilere götürdü; Zarifoğlu’nun o şiirleri yayınladığı derginin nüshaları gözlerimin önüne geldi. Mehmed Maraşlıoğlu’nun “Cahit Zarifoğlu’nun Poetikası” yazısında, naklettiği bir konuşmasından onun şiir anlayışını öğreniyoruz: “Benim şiir yazarken prensibim yoktur. Daha doğrusu kendi sanatımın teorisini de yapmış değilim. Yapmaya kalkarsam tatsız gelir bana. Küçük çocuklarda bilinçsiz fakat değişmeyen bir sevimlilik vardır.” Kanaatimizce Zarifoğlu en sağlam ölçüyü şiirde ideoloji konusunda söylüyor: “Sanat eseri verirken peşin peşin oturup ideolojik tavır almaya gerek yoktur. Her şeyden önce o zaten vardır. İşte onun üzerine basa basa şiirinize, hikayenize giydirmeye çalışırsanız, ideolojik acele, sanatı yiyiverir. Bu nedenle hep sanatı düşünün bir sanatkar olarak, ideolojiyi değil.”
M. Fatih Andı, Ömer Say, M. Ruhi Şirin, İlhan Kutluer, Ali Haydar Haksal, Hasan Akay, Rıdvan Çınar, Zarifoğlu’nun ayrı yönlerini ele almışlar; hepsi de okunmaya değer şeyler yazmışlar. Keşke imkan olsaydı, hepsine birkaç cümlecik de olsa yer ayırabilseydik. Ünlü hikayecimiz Rasim Özdenören de “Acının Köşeleri” yazısıyla kitaba renk katmış. “Ne çok acı var” alıntısını şöyle tamamlıyor: “Cahit Zarifoğlu’nun hayatı, bir başına bu tarafsız cümlenin içine sıkıştırılmış gibidir. Mutluluklar, umutlar, mutsuzluklar ve umutsuzluklar da bu kısa ünlem cümlesinin içinde düşünülebilir.” Kimseyi kimseye benzetmeyi kendime yakıştıramam; çünkü herkesin bende ayrı bir değeri var. Hele eli kalem tutanların gönlümdeki yerleri ayrıdır; zira onlar milletimin geleceğini yazıyorlar; insanlığı zenginleştiriyorlar. Fakat Rasim Özdenören’in ne zaman bir hikayesini okusam; “Niçin Rasim dünyada Kafka kadar ünlü değil?” sorusuna cevap ararım. Her fırsatta Zarifoğlu’nu gündeme getirmesi de, dostuna sadakatinden dolayı, yüreğinin farkında olan herkeste mutlaka saygı uyandırıyordur.
Cahit Zarifoğlu deyince akla şiir gelir; ne yazık ki şiiri hakkında bir şeyler söylemeye kendimi yetkili bulmuyorum; çünkü yazdıklarını yeterince anlayabildiğimi zannetmiyorum. Değersiz olduklarını kesinlikle söylemek istemiyorum. Değersiz olsaydı, Talat Sait Halman gibi bir kültür insanı, Kültür Eski Bakanı şiirini İngilizceye çevirmezdi. Halman’ın çevirdiği şiirin bir kısmıyla okuyucularımızı baş başa bırakmak için aradan çekiliyorum:
“Namlular aralanıyor bir sabah rüya dan bir şey salıyorsun
Yitti yolun hakkı
Her kadın çıplak kürkler cam her biri beylik istasyonu
Gıybetleniyor düşünmek dostum
Soru var içi çelişkisiz ucu dosdoğru adaletli.”
20.10.2003
|