|
Zaman 17. yılında basının yüz akı
Türkiye’de gazetecilik ilk yıllarda, maalesef milleti yönlendirmek isteyen seçkinci zihniyetler tarafından kuralları tespit edilip, hayata geçirilmiş bir meslek dalı idi. Bu çerçevede faaliyet gösteren gazetelerin yöneticileri veya sahipleri, ekseriyetle “halka rağmen halk için” yayıncılık yapan, halktan ziyade devletin yanında tavır sergileyen bir anlayış içerisindeydiler. Hâl böyle olunca, haberlerde manipülasyon ve yönlendirme eksik olmazdı.
Buna karşılık zamanla milletin yanında ve onun değerlerini sahiplenen basın organları da ortaya çıktı. Ancak ne yazık ki onlar da kuralları sözkonusu zihniyetler tarafından oluşturulan bir yayıncılığın içerisinde buldular kendilerini. Bu kez bu basın organları, kendi doğruları çerçevesinde okuyucusunu manipüle etmekte, gerekirse manipülasyon yapmakta belki beis görmediler. Çünkü o güne kadar basın diye okudukları mevkuteler, bunu hep yapıyorlardı.
Tabii bu durum ülkede gerginliği, çatışmayı hep artırdı. Hele seçkinci zihniyetin elinde olan egemen basının, gözünü kırpmadan pire için yorgan yakmaktan çekinmeyerek yaptığı yayıncılık kaotik ortamı daha da körüklüyordu. Zaman zaman milletin sağduyusu –herşeye rağmen– kendini gösterince bu egemen basın, insan hakları, demokrasi bir tarafa, darbe şakşakçılığı yapmaktan da kaçınmıyordu.
Dolayısıyla Türkiye’de basın, âdeta etki–tepki prensibi çerçevesinde yayıncılık yapıyordu. Buna bir de savundukları zihniyet itibarıyla azınlık konumunda bulunan yayıncıların, haksız oldukları halde konjonktürel olarak seslerini yükselterek yaptıkları yayınları eklerseniz, Türkiye’de basının bir dönem ülkeyi ne hâllere düşürdüğünü tahmin edebilirsiniz. Zaten durumu yakın tarihimizden biliyorsunuz.
Neyse ki, 80’li yıllar Türkiye’de değişimin en hızlı yaşandığı seneler oldu. Siyasetle birlikte medyada da değişim yaşanmış, bir dönemin sağ cenahın en etkili gazetelerinden Tercüman, yavaş yavaş etkinliğini kaybetmiş, okur kitlesi yeni alternatif arayışına girmişti. Artık bu dönemde meselelere sağ ve sol cenahtan bakmayan, işin ortayolu olabileceğine inanan yurdum insanları da “farklı bir gazete”ye ihtiyaç hissediyorlardı. ZAMAN tam da bu dönemde yayın hayatına başlamıştı.
Peki neden böyle bir gazete çıkarılmak istenmişti? Okur kulübümüzün derlediğine göre, bu sorunun cevabını gazetenin ilk İmtiyaz Sahibi Alaaddin Kaya Bey şöyle veriyordu: “Türkiye’de çok değişik gazeteler vardı ama onlarda kendimizi bulamıyorduk. Kitleler arayış içindeydi. Ciddi boyutta sağda kendisine uygun gazete arayan bir okuyucu kitlesi vardı veya bir gazete boşluğu söz konusuydu.”
Evet, özellikle muhafazakâr kesim ciddi boyutta kendilerini temsil edecek, sesleri solukları olacak bir gazeteye ihtiyaç duyuyordu. Belki gazete sayısı bugün olduğu gibi yine fazlaydı ama tek sesli olmaktan öteye geçilemiyordu. Tek seslilik beraberinde yargısız infazı da getiriyor, sessiz çoğunluk sesini çıkaramıyordu.
İşte ZAMAN, böyle bir ortamda 3 Kasım 1986’da Fehmi Koru Bey’in yönetiminde yayına başladı. Ankara Ulus’da Rüzgârlı sokak Uçar Han’da yayın hayatına başlayan ZAMAN, bir süre sonra İstanbul’da yoluna devam etme kararı aldı ve merkezini, 1988’nin ilk aylarında İstanbul Cağaloğlu’ndaki bir binaya taşıdı. İşte bizim ZAMAN’a muhabir olarak ayak basışımız da 25 Aralık 1987, yani bu taşınmadan kısa bir süre öncesine rastlıyordu.
ZAMAN’ın ilk yılı zorlu mücadelelerle geçmişti. ZAMAN, o günlerde de sansasyonel gazeteciliğe muhalefet ediyor; yalan haber yapan gazetelerin bundan vazgeçmeleri için tavır alıyordu. O güne kadar yalan haberin üzerine kimse gitmediği için malum basın organları, rahatlıkla ithamlarda bulunuyor, irtica haberleri gırla gidiyordu. ZAMAN çıkalı henüz bir ay olmamıştı. Egemen basında Manisa, Konya, İzmir ve Denizli merkezli halkı üzen yayınlar artmıştı. Mesela Denizli’de bir kasabada Kur’an Kursu öğrencisi olan bir çocuk kendini asmıştı. Çocuğun feci akıbeti, okuduğu kursun eğitim tarzına bağlanmıştı.
Hemen olayın üzerine giden ZAMAN, o dönem, “İrtica balonunu patlattık.” haberiyle iddianın gerçek olmadığını ortaya çıkardı. Arkasından bir çok yalan haberin balonunu patlattı ZAMAN. Bunun üzerine diğer gazetelerin yazdıklarının ne kadar doğru olduğu artık sorgulanmaya başlandı. İzlenen politika ZAMAN’ın halkın gönlünde önemli bir yer edinmesine vesile oldu.
Gazete kısa bir zaman içinde öyle mesafe kateder ki, Türkiye sınırları yetmez. 90’ların başında ZAMAN’ın başka ülkelerde de basılması gündeme gelir. İlk adımlar Azerbaycan’da atılır. ZAMAN, bizim de 3 yıl görev yaptığımız Azerbaycan’dan sonra diğer Orta Asya Türk Cumhuriyetlerinde de yayın hayatına başlar. Ardından Bulgaristan, Makedonya ve Romanya derken bugün Almanya, ABD ve Avustralya gibi dünyanın 26 ayrı ülkesine ulaşarak bir rekora da imza atar.
ZAMAN bütün bu mirasın üzerine, 3 Kasım 2001 tarihinde şimdiki aydınlık ve ilkeli yayıncılığını bina etti. Ortaya koyduğu gazetecilik anlayışıyla ZAMAN, ayrıca ciddi itibar kaybetmeye başlayan Türk basın dünyasına, yeni bir soluk ve itibar kazandırma gibi bir misyonu da üzerine almış durumda. Ve ZAMAN, okuyucusunun da desteğiyle bugün ulusaldan evrensele zirveleri zorlayan bir konumda 18. yılına girdi.
05.11.2003
|