İNTERNETİN İLK TÜRK GAZETESİ
06.11.2003
Perşembe
  For English
  Ana Sayfa
  Haberler
  Ekonomi
  Dış Haberler
  Politika
  Kadın-Aile
  Kültür Sanat
  Televizyon
  Spor
  Yazarlar
  Yorumlar
  Çizgi-Yorum
  Mizah
 
  Akademi
  Bilişim
  Eğitim
  Otomobil
  Röportaj
  Tüketici Masası
  Okur Hattı
 
  Bölge Haberleri

  Dünyada Zaman

 
  Arşiv Arama
  Abone Formu
  About Us
  Reklam
  Künye / İletisim
  Hava Durumu
  Namaz Vakitleri
  E - Kart
  Sanat Galerisi

ZAMAN KiTAP


  Yorum

Siyasi depremin yıldönümü: 3 Kasım

PROF. DR. ÖMER ÇAHA



3 Kasım 2002 seçimlerinin üzerinden bir yıl geçti. Bu seçim belki de Cumhuriyet tarihinde üzerinde en fazla konuşulması gereken seçimlerin başında gelmektedir. Bu seçim, halkın, önüne serilen çok sayıda alternatif arasından kendi iradesiyle bir tercihte bulunmasıyla ön plana çıkan bir seçimdi. Bu yönüyle bakıldığında seçimin en büyük galibi AKP’den çok halkın kendisi olmuştur.

Halkın siyasete ilişkin tercihi aslında çok kırılgan, çok değişken bir tercihtir. İdeolojik blokların dışında kalan kitleler seçim atmosferinin etkisinde kalarak oy tercihinde rahatlıkla bir değişiklik yapabiliyor. Medya, seçim kampanyaları, kısaca seçimi yönlendirmeye ilişkin manipülasyonlar ideolojik özelliği olmayan kitlelerin tercihini rahatlıkla değiştirebilmektedir. Bu seçimde de bu yapılmak istenmişti. Büyük medya ve iş çevreleri, bürokrasi, yargı, hatta Cumhurbaşkanı seçimin yönünü değiştirmeye dönük manevralarda bulunmalarına rağmen, halk AKP arkasındaki desteğinden ödün vermedi. İktidarın devlet imkanını da kullanarak halkın karşısına bir öcü gibi sunduğu AKP, her şeye rağmen halkın tercihi olarak sandıktan çıktı.

Halk hareketi...

3 Kasım 2002 seçimi, bir halk hareketi olması itibarıyla 1950 ve 1983 yıllarında gerçekleştirilen seçimlere benziyor, ancak iki önemli noktada bu seçimlerden ayrılıyor. Gerek 1950, gerekse 1983 seçimlerinde halkın önünde fazla bir seçenek yoktu. Bu seçimlerde halkın tercih hakkı sınırlıydı, bu bakımdan tercih yapması fazla zor değildi. Oysa 3 Kasım seçimlerinde halkın önünde genişçe bir tercih listesi vardı. Toplum yaklaşık yirmi farklı parti arasından seçimini yaparak AKP’yi tercih etmiştir. Bu seçimi diğer ikisinden farklı kılan diğer bir husus da şu: Geçen iki seçimde toplum, devletin derin katmanlarıyla iç içe olan siyasal oluşumları tasfiye etmişti. Oysa bu seçimde aynı toplum, devletin derin katmanlarıyla flörtü olan oluşumların yanı sıra, genişçe bir parti yığınını da sandık dışında bırakarak tasfiye etmiştir. Bu seçimin birçok konudaki ilklerinin içinde dikkate değer en önemli özelliği hiç kuşkusuz budur.

Dolayısıyla, çok sayıda seçenek arasından bir partide karar kılması, halk iradesinin dışsal faktörlere rağmen kendi inisiyatifi ile harekete geçtiğini göstermektedir. Bu da bundan sonraki seçimlerde artık seçim kampanyası, reklam, medya desteği, kısa vadeli ayak oyunları gibi hususların seçmen iradesi üzerinde fazla etkili olamayacağını göstermektedir. 3 Kasım 2002 seçimleri, seçmenin, “etik tutarlılık” ve “performans” kriterlerine göre tercih yapma noktasına geldiğini göstermektedir.

Demokrat Parti’den sonra siyasete ne yazık ki “statükoculuk” ve “ilkesizlik” gibi iki değer hakim olmuştur. 1960’la 2000 yılları arasında Türk toplumuna, Özal’ın dışında dünyanın reel durumuna uygun yeni bir ufuk kazandırma, Türk siyasetinde yeni bir paradigma açma konusunda bir adım atan siyasetçi olmamıştır. Seçmenin 3 Kasım seçimlerinde siyasetin dışında bıraktığı siyasetçiler ne yazık ki statükocu ve ilkesiz siyasete imza atan siyasetçilerdi.

Siyasi ihtiraslara tırpan...

Bunun en bariz örneğini, Avrupa Birliği yolunda çaba gösteren Yılmaz’ın, Tayyip Erdoğan’ı siyasetin dışında tutan siyasi yasaklara verdiği destekte görüyoruz. Avrupa Birliği sözcüleri, AB’ye giden üç yoldan birinin Erdoğan ve benzerlerinin önünü açan yasal özgürlüklerden geçtiğini ısrarla vurgulamalarına rağmen, Mesut Yılmaz, seçimden önce popülist söylemlerle başka yollar aramaya çalıştı. İlkesiz bir duruşla seçime giden bu partilerin yanında, AKP halkın gözünde tutarlı bir tutum sergileyerek seçime girdi. Mesela seçimleri erteleme girişimine, Erdoğan’ın memnu haklarının iadesi süresini beklemek için destek verebilecekken, bu tuzağa düşmedi ve Erdoğan’sız da olsa seçim kararının arkasında durdu. Mükafatını da fazlasıyla almış oldu.

Sandığa gömülen parti liderlerinin seçim süreci boyunca sergiledikleri tavrın ilkeli bir tavır olduğunu söylemek çok zor. Özgürlüğe en fazla ihtiyacı olan siyaset dünyası olmasına rağmen, siyasi liderler günü kurtarma düşüncesinden hareketle adeta mağdur Erdoğan’ı siyasi mevta haline getirmeye ve bundan yağ çıkarmaya çalıştılar. Erdoğan’ın seçimden sonra artık siyasi arenada olmayacağını hemen hemen tüm rakip siyasetçiler vurgulayarak bundan siyasi rant sağlama yoluna gittiler. Ancak halk, deyim yerindeyse, zokayı yutmadı ve siyasetin dışına Erdoğan yerine onları gönderdi. Baraja yakın bir noktada sandığa gömülen parti liderleri Erdoğan’a yapılan haksızlığa karşı seslerini yükseltmiş olsalardı barajı aşabilecek bir oy potansiyeli yakalayacaklarından hiç kuşkum yok.

Halkın siyasetin dışına ittiği siyaset dünyası, 3 Kasım seçimlerinden gereken dersi alabildi mi? Bahçeli’nin, MHP genel başkanlığı statüsünü koruyuşunu, DYP’nin DEHAP’a giden oyların iptali için verdiği mücadeleyi, Erbakan ve Ecevit’in hiçbir şey olmamış gibi koltuklarını muhafaza etme tutumlarını göz önünde bulundurduğumuzda bu soruya “evet” cevabını vermek çok zor görünüyor.

FATİH ÜNİVERSİTESİ ÖĞRETİM ÜYESİ

06.11.2003


Yazıcıya uyarla      Arkadaşıma gönder




Diğer Yorumlar

> Bürokrasiye toplam kalite yönetimi geliyor Prof. Dr. Muhittin Şimşek (06.11.2003)

> YÖK nasıl despotizme dönüştü? PROF. DR. SELİM EKE (06.11.2003)

> Cumhuriyet’in getirdikleri ve Irak’taki Osmanlı idaresi Prof. Dr. M. Şükrü Hanioğlu (05.11.2003)

> Irak’ın geleceği PROF. DR. ALİ L. KARAOSMANOĞLU (05.11.2003)

> Patrikhane’nin Avrupa ve dünyadaki yeri DR. CENGİZ AKTAR (05.11.2003)

> Kamu yönetimi reformu: Bitmeyen senfonide sona doğru YARD. DOÇ. DR. ASIM BALCI (04.11.2003)

> Yunanistan’da ırkçılığın düşündürdükleri HERKÜL MİLLAS (04.11.2003)

> Arap sermayesi Türkiye’ye nasıl çekilebilir? Muzaffer Deligöz (02.11.2003)

> Müslümanları anlamak Sheema Khan (02.11.2003)

> İran’da ‘demokrasi’ rüzgârları Yıldız Ramazanoğlu (01.11.2003)

> Bush doktrini çöktü Mugtedar Khan Adrian (01.11.2003)

> Kanla irfanla kurduk biz bu cumhuriyeti ALEV ALATLI (31.10.2003)

> Türkiye hâlâ güvenilir bir ABD müttefiki Mark R. Parris (31.10.2003)

> Tarih Bremer’ı yalanlıyor, Osmanlı ‘sömürge devleti’ olmadı Erhan Afyoncu (30.10.2003)

> ‘Orduyu göreve’ çağıran zihniyet sorunlu Murat Şengül (30.10.2003)







GAZETE SAYFALARI


 

   BÜTÜN YAZARLAR


 

   
   
   
   

 

 

Copyright© 1995-2003 Feza Gazetecilik A.S. / Çobançesme Mh. Kalender Sk. No: 21 34530 Yenibosna / İstanbul
Tel:+90 (212) 454 1 454 (pbx) Fax: +90 (212) 652 24 23 e-posta: okurhatti@zaman.com.tr
Bu site Zaman Gazetesi Bilgi İşlem ve İnternet Servisi tarafindan hazırlanmaktadır.