İNTERNETİN İLK TÜRK GAZETESİ
09.11.2003
Pazar
  For English
  Ana Sayfa
  Haberler
  Ekonomi
  Dış Haberler
  Politika
  Kadın-Aile
  Kültür Sanat
  Televizyon
  Spor
  Yazarlar
  Yorumlar
  Çizgi-Yorum
  Mizah
 
  Akademi
  Bilişim
  Eğitim
  Otomobil
  Röportaj
  Tüketici Masası
  Okur Hattı
 
  Bölge Haberleri

  Dünyada Zaman

 
  Arşiv Arama
  Abone Formu
  About Us
  Reklam
  Künye / İletisim
  Hava Durumu
  Namaz Vakitleri
  E - Kart
  Sanat Galerisi

ZAMAN KiTAP

NURİYE AKMAN



Sağlık Bakanı Recep Akdağ: Aile planlamasını güçlendireceğiz

Sağlık Bakanı Recep Akdağ’la söyleşinin benim için en heyecan verici yanı, onun bir edebiyatsever olduğunu öğrenmem oldu. Politikada kaç kişi çıkar böyle bilmem ama sorunların kırıp dökmeden çözümüne söz sanatı ile meşgul olmanın büyük katkısı olacağını düşünürüm hep.

Akdağ, bir çocuk doktoru olarak bebekler üzerine şiirler yazacak kadar duygusal bir insan. Ayrıca maniler yazıyor, roman okuma lezzeti var dimağında. En son İskender Pala’nın El–Em isimli romanını okumuş, ondan önce Orhan Pamuk’un Kar’ı ve Ahmet Altan’ın İsyan Günlerinde Aşk’ını bitirmiş. Romancıların özellikle final bölümlerinde başarılarının azaldığına inanıyor. Romancının kitabını yazarken, kahramanları ile düşünce ve ruh planında nasıl buluştuğunu merak ediyor. Bugünkü Türk romanı ve romancısı ile ilgili olarak Anadolu’nun zengin kültürel mirasının ve Türkiye’nin kıvraklığının hâlâ keşfedilmeye hazır olarak beklediğini düşünüyor.

Kendinizi inşa etme sürecinde tasavvufun rolü ne oldu?

Tasavvuf kültürü Anadolu’nun, topyekün bir millet olarak uyanışında çok önemli bir rol oynamıştır. Yetiştiğim Erzurum’un bu anlamda zengin bir kültürü var. Alvarlı Efe Hazretleri diye bilinen bir zatın şiirleri bizim şehirde çok yaygın bir şekilde söylenir. Böyle bir atmosferde büyümenin, insanı sevme, kim ve ne olursa olsun saygı duyma; hoşgörüyü bir yaşam biçimi olarak geliştirmemize yardımı oldu.

Ruhani olgunlaşmanıza vesile olan başka insanlar da olmuştur.

Bu tarzdan ruhani olgunlaşmaların adreslerini vermek bu ruhani olgunlaşmalara biraz ters. Büyüdüğüm çevre, mahallemizin imamından, yaşlı bir ninemize; bu kültürü yaşatan rahmetli babacığımdan onun bize aktardığı tasavvuf içerikli kitaplara kadar geniş bir yelpazede hayatımı yönlendirdi.

Bakanlığınız doktorluğunuzdan her gün bir şeyler çalıyordur. Kaç yıl sonra artık kendinizi doktor hissedemez olacaksınız?

Asistanlığım, uzmanlığım, öğretim üyeliğim boyunca, hep doğuda çalıştım ve şunu gördüm: Hekim olarak ne kadar çabalarsanız çabalayın, ne kadar özveride bulunursanız bulunun, eğer mevcut sistem, sizin yeterince hizmet etmenizin önünü açmıyorsa, müthiş enerji kaybediyorsunuz. O nedenle önüme siyaset imkanı çıkınca, “bugüne kadar yapamadıklarımı bu yolla yapabilirim” düşüncesi oluştu bende.

Dolayısıyla feda olsun doktorluğum diyorsunuz.

Evet, feda olsun. Ama iki ay önce şunu düşündüm: Hiç değilse haftada bir saat, iki çocuk muayene ederek, ailesini dinleyerek kendimi taze tutmaya çalışayım. Bu, sahamdaki bilimsel gelişmeleri takip etmemi sağlayamaz ama en azından çocuklardan uzak kalmamış olurum.

Doğum kontrolüne inanmadığınız için mi beş çocuğunuz var?

Hayır, eşimle birlikte çocukları çok seviyoruz. Biz de aile planlaması yaptık. Zaten yapmasanız, insanın kırk üç yaşına gelinceye kadar on tane de çocuğu olabilir. En küçük çocuğumuz altı yaşında ve daha küçük bir çocuğun özlemini ben hissetmeye başladım. Artık onu torunlarımızla gidereceğiz. Doğum kontrolünü ben aile planlaması olarak düzeltmek isterim. Doğum kontrolü, kişilerin arzuları dışında yönetimlerin kontrolünü yani otoriter bir yaklaşımı ifade ediyor. Aile planlaması ise ailenin, istediği sayıda ama sağlıklı aralıklarla çocuk sahibi olmasıdır. Aile planlaması güçlendirilmeli. Yalnız bunun bazı araçları ailelere vermekten ibaret olmadığı, sosyal ve psikolojik bir tarafı olduğu da anlaşılmalı. Doğurganlık hızı tabiri, doğurganlık çağındaki bayanların ortalama doğum sayılarını bize tarif eder. Türkiye’de bu 2,6. Bunu 2010’dan önce 2’nin altına çekmemiz lazım.

Kürtajın doğum kontrol yöntemi olarak kullanılmasından yana değilsiniz. Bu ne demek, kürtaj yapan doktorlar ceza mı alacak?

Hayır. Biz aile planlaması çalışmalarını, meseleyi kürtaj işlemi aşamasına getirmeden başarmalıyız. Buna rağmen kürtaj yaptırmak isteyenlere zaten mevcut yasa belli bir süreye kadar müsaade ediyor. Eğer aile planlaması çalışmalarını topluma yeterince ulaştıramamışsanız, o zaman insanlar mecbur kalır, bir anlamda kürtajı teşvik etmiş olursunuz.

Yasanın tanımı doğru mu, yani size kalsa süreye bağlı kalmaksızın kürtaja müsaade eder miydiniz?

Şüphesiz belli bir süre kısıtlaması olmaksızın kürtaja izin vermek söz konusu bile edilmemeli.

Geçirdiğiniz hastalıkları algılayış biçiminizi merak ediyorum. Çünkü ben hastalıkların, acı vermesi yanında insanı yenileyen, savaşma gücünü pekiştiren bir yanı da olduğunu düşünüyorum.

Tabii bir sağlık bakanının, hastalığın da iyi tarafı olur şeklinde bir felsefe geliştirmesi zor. Ama nezle ve grip benzeri hastalıklarımı kendi başıma kalıp, iç dünyama dönebilmek için bir fırsata dönüştürüyorum. Benim üroloji ile ilgili bir problemim vardı. Yıllar boyunca, küçük seri operasyonlar geçirdim. Bu sırada acı da çektim. Hastalığın kişiliği geliştirme yönünde olumlu ne gibi katkılar sağlayacağını 1997’de rahmetli olan babamın hastalığında yaşadım. Kişi hastalanınca, mesleği gereği, empati oluşturması gereken hastalarını, neyle uğraştığını daha iyi anlayabiliyor.

Newsweek’in son sayısında dua ile hastalıkların tedavisi arasında olumlu bir ilişki olduğuna ve sağlık personelinin hastaları için toplu dua yaptıklarına dair bir konu işlendi. Ne düşünüyorsunuz bu konuda?

Hastanelerde hastaların ve hasta yakınlarının kendi inançlarına göre dinî vecibelerini yerine getirebilmelerini sağlamanın önemine inanıyorum. Böylece hem bir insan hakkını kullanmış olurken, hem ortama yabancılaşmazlar, hem de hasta ve yakınlarının hastalıklarıyla ruhen başetmeleri kolaylaşabilir. Özellikle ağır ve ölmekte olan hastalar için özel odalarda dua ve benzeri vecibelerin yerine getirilmesine imkan verilmesi, hastane ölümlerinin daha insancıl hale getirilmesi elbette gereklidir.

Türkiye’de tıbbi hatalar nedeniyle yılda kaç kişi ölüyor? Amerika’da 100 bin ölüm oluyormuş.

Böyle düzenli bir kayıt sistemi yok bizde. Bu hem söylediğiniz anlamda meseleyi değerlendirmeyi zorlaştırıyor, hem bir hastanın bütün hayatı boyunca değerlendirmesini zorlaştırıyor, hem de sağlık ekonomisi açısından müthiş bir israfa yol açıyor. “Sağlıkta Dönüşüm” diye bahsettiğimiz programda, aile doktorluğu, meselenin en can alıcı noktası olacak. Sizi sürekli olarak takip eden ve kayıtlarınızı da tutmaktan sorumlu bir hekiminiz olacak. O zaman bu işler düzene girecek.

İyi ama biz doktorun iyisini nasıl seçeceğiz, kavun değil ki koklayalım?

Hekim, konusu ile ilgili ciddi bir eğitim alırken, hastaların hiçbir eğitimi yok. Bu bilgi asimetrisi, hastanın hekimini seçerken yanılmasına yol açıyor. Halkın sağlık kültürü geliştikçe, kendi hekimini seçmekte biraz daha kararlı olur.

Türkiye’de popüler oluşuna bağlı olarak hekim seçimleri yapılıyor. Bana birkaç tane sağlıklı seçim kriteri verir misiniz?

Kriter vermek güç. Şu anki yapıda, bir sağlık kuruluşuna gidiyorsunuz. O sırada kim varsa, hekiminiz o oluyor. Bizim önerdiğimiz modelde ise hasta aynı hekime gitme ve süreç içerisinde onu değiştirme imkanına sahip olacak. Geniş halk kitleleri doktorlarını seçemiyor. “Nasıl seçebilirim?” sorusunun cevabından önce “seçebilmeniz” lazım. Hangi doktor bilimsel açıdan iyidir diye bir yöntem istiyorsanız, biraz daha sağlık bilginizin artması gerekir. Biz aile doktorluğunu geliştirirken, bir taraftan da hastaların bu anlamdaki örgütlenmelerine rehberlik edeceğiz.

Bizim kaç aile hekimimiz var?

Aile hekimliği, gelişmiş ülkelerde, altı yıllık tıp eğitiminin üzerine üç ila beş sene boyunca uzmanlaşma istiyor. Bizde bugüne kadar bu konu ihmal edildiği için, şu anda yetişmiş sadece bin civarında aile doktoru var. Bu sürecin bizde tamamlanması için ben bir on sene geçmesi gerektiğine inanıyorum. Ancak, biz aile doktorluğu uygulamalarımıza 2004 yılı içerisinde başlayacağız.

Bu bin doktorla mı?

Hayır, işe pratisyenlerimizle başlayacağız ve süreç içerisinde bir taraftan mevcut pratisyen hekimlerimizi eğiteceğiz, bir taraftan da aile doktorlarının sayısını artıracağız. Dört yıl içerisinde, bütün ülkede aile doktorluğu işleyen bir sistem haline gelecek. Biraz önce söylediğim 10 yıl ise, yetişmiş aile doktorlarının da artık genel pratisyenlerinin yerini aldığı süreç. Aile doktorlarının sayılarını semtlere, nüfusa ve ihtiyaca göre belirleyeceğiz. Siz onların içinden istediğinizi seçmekte hür olacaksınız.

Bıçak parası uygulaması ile mücadele ediyorsunuz. Bugüne kadar kaç ihbar aldınız?

Doğrudan bana gelen ihbar sayısı çok yüksek değil. Ancak valiliklerimize, yöneticilerimize giden ihbarlar var. Bu hususta adli kovuşturmaya uğrayanlar oldu. Tamamen bitmedi. Bitmez de kolay kolay. Türkiye’de özellikle kamuda çalışan hekimlerimizin gelirleri düşük. Ama bu, bir hastadan “bana şunu verirsen, ben de sana hizmet ederim” demeyi haklı çıkarmıyor. Vatandaşlarımızın yerel yöneticilerle meselesini halledememesi durumunda, doğrudan bize ulaşmasını sağlamak için SABİM ismiyle bir merkez kurduk. 184 numaralı telefon hattına önümüzdeki yıldan itibaren halkımızın çok kolay ulaşmasını sağlayacak geniş bir hazırlığın içerisindeyiz.

Ama bu arada doktorların kendileri mutsuz, eylem yapıyorlar…

Medyaya doktor grevi olarak yansıtılan eyleme Türkiye sathında ilgi gösterilmemiş olması; sağlık hizmetlerinin vazgeçilemez ve ertelenemez özelliğinin bilincinde olan hekimlerimizin sağduyusunu ortaya çıkarttı. Hiçbir hak, başkasının hakkı ihlal edilmek pahasına talep edilemez, elde edilemez, edilmemelidir. Anayasa’mızın bir emri olarak, hastalarımıza sunmak zorunda olduğumuz sağlık hizmetlerini aksatmak, hekimlik etiği ile bağdaşmaz.

Peki çalışma şartlarımızı düzeltin demekte haksızlar mı?

Elbette bütün hekimlerimizin çalışma şartlarının ve ücretlerinin iyileştirilmesini istiyorum. Ancak bu popülist ve marjinal bir yaklaşımla olmaz. Mevcut bütçe imkanları ve ülkemizin genel durumu göz ardı edilemez. Özellikle birinci basamak sağlık hizmetinde görev yapan hekim arkadaşlarımızın döner sermaye katkı paylarında önemli artışlar sağlandığını herkes biliyor. Hekimlerimizin yıllardır sıkıntısını çektikleri mecburi hizmet uygulamasını hükümetimizin kaldırdığını da eylem yapan hekimler unutmamalıdır.

İnsanların yüzüne baktığınız zaman, bunda şöyle bir hastalık var galiba gibi bir düşünce refleksi gelişti mi sizde?

Yıllarca kan hastalıklarıyla ilgilendiğim için bu refleks bende çok gelişti. Kansızlık olabilecek birini gördüğümde bunu mutlaka hissediyor ve söyleme ihtiyacı duyuyorum.

Sayın Cumhurbaşkanı’mıza baktığınız zaman ne görüyorsunuz?

Sayın Cumhurbaşkanı’mızın sağlık durumunu biliyorum. Çünkü kendisiyle sağlığını konuştum. Ama biz hekimler hastaların bilgilerini dışarıya söylememeliyiz.

Şu anki siyasi tavırlarının söz konusu hastalıkla bir bağlantısı var mı?

Asla. Sayın Cumhurbaşkanı bedenen ve ruhen sağlıklı bir insan.

Aldığı kararlarla toplumu kamplara bölmek, bir ruhsal sağlık göstergesi mi yani?

İnsanların ideolojik takıntıları olabilir. Bunu hastalık diye tarif etmek doğru olmaz. Zaten hastalıksa herkes o zaman mazurdur. Siyasi fanatizm yanlış karar vermeyi ve karşınızdakinin yaptığı doğruyu görmemeyi sonuç olarak getiriyor. Dahası karşınızdakinin yanlışları üzerine sizin siyasetinizi bina etmeyi getiriyor. Yani “yanlış yapsın, başaramasın” sonucunu getiriyor. Biliyorsunuz, büyük illerimizde artık hastane ayrımı yapmıyoruz. Bunu bütün ülkede inşallah yaygınlaştıracağız. Bununla ilgili çalışmaları yaparken, bir konferans salonunda, en arka sırada iki danışmanımız oturuyor. Yanlarında da iki tane hekim var. Bu hekimlerden birisi yanındakine dönüp diyor ki: “Allah kahretsin bunlar başaracaklar.” İşte siyasi fanatizm bu sonucu doğuruyor. Onun için herhangi bir kişide siyasi bir fanatizm varsa, onda bir ruh veya beden hastalığı falan aramaya gerek yok.

Cumhurbaşkanı’mızda siyasi bir fanatizm mi görüyorsunuz?

Meselelere yaklaşım itibarıyla tamamen hukuki davranmasını kendisinden beklediğimiz bir kişinin, bu hususta çok daha hassas olmasını uygun görüyorum. Ancak Cumhurbaşkanı’mız için böyle bir düşüncem yoktur.


Yazıcıya uyarla      Arkadaşıma gönder



Önceki Röportaj

> (02.11.2003) - Dünya çapında bir gazeteyi elime aldığımda içim hâlâ cız ediyor

> (27.10.2003) - Devlet türbanın dinî gerekliliğini tartışamaz; ama istediği yasal düzenlemeyi yapabilir

> (26.10.2003) - Diyanet İşleri Başkanı Ali Bardakoğlu: Devlet bize ‘dini şöyle anlat’ diyemez

> (19.10.2003) - Radikal Gazetesi yazarı Hakkı Devrim: Arka sayfa güzeli budalaca bir uygulama

> (13.10.2003) - İstanbul Valisi Muammer Güler:
Kapkaçı bitireceğim; ama cezalar caydırıcı değil

> (12.10.2003) - Vali Muammer Güler:
İstanbul valisi ikinci başbakan gibi olmalı

> (05.10.2003) - Meclis Başkanı Bülent Arınç:
Artık her yerde gelişigüzel konuşmayacağım

> (28.09.2003) - Kadını erkeğin kölesi görenlere saygı duymam

> (22.09.2003) - Önümüzdeki seçimlerde 2,5 milyonun altında oy alırsam siyaseti bırakacağım

GAZETE SAYFALARI


 

   BÜTÜN YAZARLAR


 

   
   
   
   

 

 

Copyright© 1995-2003 Feza Gazetecilik A.S. / Çobançesme Mh. Kalender Sk. No: 21 34530 Yenibosna / İstanbul
Tel:+90 (212) 639, 34 50 (pbx) Fax: +90 (212) 652 24 23 e-posta: okurhatti@zaman.com.tr
Bu site Zaman Gazetesi Bilgi İşlem ve İnternet Servisi tarafindan hazırlanmaktadır.