|
AB için ‘utanç verici’ olsa gerek!
Avrupa Birliği 2003 Strateji Raporu, Türkiye üzerinde soğuk duş etkisi yaptı. Raporda, Kıbrıs’ta çözümsüzlüğün Türkiye’nin üyeliği önünde ciddi bir engel olacağı ilk kez yer alıyor.
AB yetkilileri bunun üyelik için bir önşart olmadığını ifade etseler de, bu şekilde siyasi yolla ‘sopa’ gösteriyorlar.
Oysa AB, geçtiğimiz yıl Kopenhag Zirvesi’nde müzakere tarihi verilmesi karşılığında Kıbrıs’ın masaya getirilmesine, ikisi ayrı konu diyerek karşı çıkmıştı. 1999 Helsinki Zirvesi’nde de, Kıbrıs’ta çözümsüzlüğün Rum Kesimi’nin adaylığı için engel olmayacağı vurgulanıyordu. Bu durumda, Kıbrıs’ın Türkiye’nin önüne bir engel olarak getirilmesi, açık bir çifte standart.
AB, garip bir şekilde 30 yıldır sürmekte olan bir sorunu, 2004 Mayıs ayında Rum Kesimi’nin üyeliği ile ithal etmiş olacak. Rum Kesimi, Ada’yı temsilen birliğe dahil olduğu için de, AB üyesi bir ülkenin topraklarının üçte biri bir aday ülke (Türkiye) tarafından işgal edilmiş görünecek. Garip bir durum. Uluslararası aktör olmaya hazırlanan AB için ‘utanç verici’ olsa gerek!
İçinden çıkılması güç bu durumu kullanıp, Türkiye’yi sıkıştırmaya çalışıyorlar. Üstelik, Rum Kesimi üzerinde halen hiçbir baskı kurmadan. Rum Kesimi’nin mevcut durumda, Türkiye’nin üyeliğini veto edeceğini ileri sürüyorlar. Bu doğru bir varsayım olabilir. Ancak, veto kullanırsa, Rumlar Kıbrıs’ı kendi elleri ile bölmüş olurlar.
Zira Türkiye’nin üyeliği, Kıbrıs’ta çözümü zorlaştırıcı değil, kolaylaştırıcı olacak. Rumlar, Ada’nın bölünmesine razı olsalar zaten iki devletli çözüm hayatta. Yani sorun yok. Dolayısıyla, veto değil, Türkiye’nin işlerini kolaylaştırması lazım Rumların. Kaldı ki, Türkiye çok sıkıştığında üyelik başvurusunu askıya da alabilir. O zaman AB üzerinden çözümün hiçbir anlamı kalmaz, Rumlar için.
Kıbrıs’ta Annan Planı üzerinden çözüm de Türkiye’ye kaybettirmiyor. Bu hususu, “Kıbrıs’ta heyecan verici gelişmeler de olabilir” başlıklı 24 Aralık 2002 tarihli yazımda ele almıştım. Yani Türkiye’nin, çözüm için acele etmesini gerektiren faktörler, Rumların acele etmesini gerektiren faktörlerden fazla değil. Bu sebeple Türkiye, serinkanlı bir şekilde, Kıbrıs’ta kalıcı ve adil bir çözüm için aktif olarak çalışmalı.
Yeni ortaya çıkarılan Kıbrıs ‘şartı’nın gösterdiği asıl gerçek, Türkiye üyelik sürecine yaklaştıkça AB’nin suni engelleri artıracağı. Zira, Türkiye’nin üyeliğine AB ülkeleri ve halkları da hazır değil. Türkiye’nin siyasi reformları beklenenden çok hızlı gerçekleştirmesi, Türkiye karşıtlarının siyasi hesaplarını altüst etmiş durumda.
2003 Türkiye İlerleme Raporu’nu değerlendiren İngiliz The Times gazetesinin 6 Kasım tarihli başyazısında yer aldığı gibi, “bazı Avrupalı politikacılar, Müslüman bir ülkeyle egemenliklerini bölüşmek konusunda isteksizler”. Nitekim, yeni Anayasa taslağında ağırlıklı oy oranı azalan İspanya’nın Dışişleri Bakanı Ana Palacio da, 7 Ekim 2003’te Die Welt ve BBC’ye verdiği demeçte değişiklik yanlısı ülkeleri şu sözlerle ikna etmeye çalışıyordu: “Nüfusu çok olan ülkelere çok güç vermek sistemini destekleyenler şunu akıllarında tutmalıdır ki, demografik tahminlere göre uzak olmayan bir dönemde bu ülke Türkiye olacak.”
Türkiye bu aşamada, 2003 İlerleme Raporu’nda yer alan haklı eleştirileri, uygulama alanında bir an önce gidermeli. İşkence ve insan hakları, hukukun üstünlüğü, askerin sivil denetiminde olması, ana dilde yayın, kültürel haklar ve dini azınlıklar ile ilgili sorunlar, bir an önce çözülmeli.
Böylece, 2004 Aralık Zirvesi’nde AB’nin müzakereleri başlatma ile ilgili tüm bahaneleri elinden alınmış olur. Avrupa Birliği, nihai bir karar vermek zorunda kalır. Türkiye’nin, olumlu ya da değil bu kesin karara ihtiyacı var.
09.11.2003
|