|
Al birini vur ötekine
Cuma sabahı Washington’da CNN’i izlerken cinlerim tepeme çıktı. Ekrandaki altyazıda ‘Türkiye ağız değiştirdi. Irak’a asker göndermeyecek’ deniyordu. Pes doğrusu diye içimden geçirdim. Sanki Amerika’yı yüzüstü bırakmışız gibi gösteriliyordu. Hem de akim kalan 1 Mart tezkeresi sürecinin aksine, bu kez yüzüstü bırakan Amerika olmasına rağmen...
Ama sonra durup şöyle bir düşündüm. Elin televizyonu niye durduk yerde suçu Türkiye’nin üstüne atsındı? Bunda, ilk açıklamayı yapmış olması yetmiyormuş gibi, Amerika’nın asker talebini çektiği gerçeğini ifşa etmeyen Türk diplomasisinin hiç mi günahı yoktu? Şimdi gelin, en az kendisi kadar halkla ilişkiler boyutu da dökülen Irak’a asker gönderme sürecinin son sahnesinden biraz perdearkası aktarayım sizlere.
ABD Dışişleri Bakanı Colin Powell, Yaşar Yakış’ın Washington’da gecenin ortasında evine para pazarlığına gelmesinin rövanşını alırcasına, Perşembe geceyarısından sonra Dışişleri Bakanı Abdullah Gül’ü aradı. TBMM’den asker gönderme yetkisinin çıktığı 7 Ekim’den beri işi sürüncemede bırakan Washington’dan beklenen müspet ya da menfi cevabı vermeyi amaçlıyordu. Powell, Gül’e özetle ‘Irak’taki muhalifleri maalesef ikna edemedik. Üzgünüz. Asker gönderme işini şimdilik askıya alsak fena olmayacak’ mesajını iletti. Gül de, zaten Ankara’da bu yönde oluşmuş konsensus çerçevesinde, ‘Olur, teklifimizi yeniden değerlendireceğiz’ dedi.
Şu durumda Ankara’dan nasıl bir açıklama yapılması beklenir? ‘Amerikalılar şartlar müsait değil dedi, biz de teklifimizi askıya alacağımızı söyledik’ şeklinde değil mi? Oysa Dışişleri Sözcüsü Hüseyin Diriöz’ün Cuma günkü açıklaması, Amerikalıların asker talebini geri çektiğine açıkça işaret etmediğinden, sanki Türkiye tek taraflı olarak defteri kapatmış izlenimi veriyordu. Tabii ki haber ilk olarak Türkiye’den patladığı ve açıklama böyle anlaşılabilecek mahiyette olduğu için, elin gazetecileri de başlangıçta olayı ‘Ankara vazcaydı’ diye yorumladı.
Peki Ankara’dan açıklamanın böyle çıkması bir ihmal ya da tesadüf eseri miydi? Bence değil. Büyük ihtimalle birileri Türk kamuoyuna ‘Amerika asker istemiyoruz dediği için değil, kendimiz gerek görmediğimizden göndermiyoruz’ izlenimini vermek istedi. Ne var ki, artık elektronik iletişim ağları sayesinde ağızdan çıkan her lafın anında elaleme yayıldığı globalleşen dünyada, kendi kamuoyunuza verdiğiniz mesajın dışarda nasıl algılanacağını çok ciddi hesap etmeniz gerekiyor. Türk kamuoyunun gururunu okşayalım derken, Amerikan kamuoyu nezdinde Türkiye’yi çarkediyor durumuna düşürmek geniş manada milli çıkarlarımıza uygun mudur?
Cuma sabahı Washington ve Ankara’dan yaptığım sondajlarla Gül-Powell görüşmesinin perdearkasını öğrenmiştim. CNN’deki o meş’um altyazıyı görünce işte bu yüzden cinlerim tepeme bindi. Şimdi kritik olan, Amerikalıların nasıl bir açıklama yapacağı idi. ABD Dışişleri Sözcüsü Richard Boucher’ın öğlenki basın toplantısına gittim. Toplantı Türkiye ile ilgili sorularla başladı. Boucher, bir Amerikalı gazetecinin sorduğu ilk soruyu cevaplarken ABD Dışişleri’nce hazırlanan açıklama metnini okudu. Açıklamada, ‘Durumun gözden geçirilmesini müteakip, Dışişleri Bakanı Gül Bakan Powell’a Türk hükümetinin Irak’a asker gönderme teklifini yeniden değerlendireceğini söyledi’ deniyordu. Bu ifadeler, Diriöz’ünkilerle birebir örtüşüyordu. Yani asker işini askıya alma teklifinin ilk olarak Powell’dan geldiği anlaşılmıyordu.
İkili görüşmelerden sonraki resmi açıklamalar genelde tarafların mutabık kalmasıyla yapılır. Anlaşılan Türk Dışişleri hikayeyi böyle sunmayı tercih edince, Amerikan Dışişleri de üzerine atlamıştı. Çünkü Bush hükümeti Amerikan kamuoyunda Bağdat’tan dönen yeni bir yanlış hesapla suçlanmaktan mümkün mertebe kurtulmaya çalışıyordu.
Boucher’a işin aslını söyletmek boynumuzun borcu olmuştu. Kendisinden söz istedim ve sorumu sordum: ‘Bakan Powell Bakan Gül’e Türk askeri talebinden artık vazgeçtiklerini söyledi mi?’. Boucher da ‘Bakan Powell mevcut şartlar ve hassasiyetler muvacehesinde belki de (Türk askeri göndermenin) zamanı değil dedi. Bakan Gül de bunu tasdik etti ve durumu yeniden gözden geçireceklerini söyledi’ cevabını vermek durumunda kaldı. İşlem tamamlanmıştı! Ertesi gün New York Times’ın konuyla ilgili haberinde Boucher’ın bu ifadeleri yeralacak ve olay Amerikan kamuoyuna daha doğru şekilde yansıyacaktı: ‘Türkiye, ABD’nin tasdiki ile, Irak’a asker göndermeyeceğini söyledi’
Irak’a Türk askeri konusunda gerek Washington gerek Ankara’nın sergilediği diplomasi evlere şenlik olmuştur. Beceriksizliklerini kendi kamuoylarından saklama gayretleri dahil... Şimdi Amerika’nın ta yazın yaptığı asker talebini, sallana sallana, mevsimi geçtikten sonra cevaplandırmak suretiyle Bağdat, Washington ve Londra’daki muhaliflere bol bol hamle süresi tanıyan Türk diplomasisine mi kızmalı? Yoksa, ABD Dışişleri Sözcü Vekili Adam Ereli’nin ‘Türkiye’den asker isterken Irak’taki hassasiyetleri bilmiyor muydunuz?’ şeklindeki soruma verdiği ‘Denemeden bilemezdik’ cevabında ifade bulan Amerikan pişkinliğine mi? Al birini vur ötekine...
10.11.2003
|