İNTERNETİN İLK TÜRK GAZETESİ
10.11.2003
Pazartesi
  For English
  Ana Sayfa
  Haberler
  Ekonomi
  Dış Haberler
  Politika
  Kadın-Aile
  Kültür Sanat
  Televizyon
  Spor
  Yazarlar
  Yorumlar
  Çizgi-Yorum
  Mizah
 
  Akademi
  Bilişim
  Eğitim
  Otomobil
  Röportaj
  Tüketici Masası
  Okur Hattı
 
  Bölge Haberleri

  Dünyada Zaman

 
  Arşiv Arama
  Abone Formu
  About Us
  Reklam
  Künye / İletisim
  Hava Durumu
  Namaz Vakitleri
  E - Kart
  Sanat Galerisi

ZAMAN KiTAP

YAZARLAR


MEHMED NİYAZİ m.niyazi@zaman.com.tr
 
 

Böyle çalışmalara muhtacız

Pek çok eserinden tanıdığımız M. Orhan Okay hocamızın son günlerde Türk Edebiyat Vakfı tarafından "Mehmed Kaplan'dan Hatıralar… Mektuplar…" adındaki kitabı yayınlandı. İlk bakışta çalışma Okay'ın, hocası rahmetli Kaplan'a vefası gibi zannedilebilir; ama okuyan onun sadece bir kadirşinaslık ürünü olmadığını hemen teslim eder.


Adı her ne kadar "Mehmed Kaplan'dan Hatıralar… Mektuplar…" ise de kitap daha çok Kaplan'ın mektupları üzerine bina edilmiş. "Müstağni" bir insan olan Okay Hocamız'ın, kitapta da kendisini öne çıkarmayı sevmediği görülüyor. Ancak mektupları okuyucuların yeterince anlaması için, o konuyla ilgili kendisinin de içinde bulunduğu olayları anlatıyor.

Edebiyat bilgini olan Kaplan aynı zamanda çok ciddi kültür insanı idi; zaten edebiyat ile kültürü birbirinden ayrı düşünmek mümkün değil; edebiyat kültürle dokunan bir kumaştır. Öğrencisine mektup yazarken birkaç özel cümlenin dışında Okay'ın durumunda olan herkese hitap ediyor; mektup kişisel durumdan çıkıyor, genel bir mahiyet alıyor. Mesleğinde başarılı olması için neler yapması, nelere dikkat etmesi gerektiğini belirtirken, duygulu bir yüreğin vatan ve millet için çarptığı hissediliyor.

Kaplan, Okay'a gönderdiği bir mektubunda bugünkü ve daha uzun yıllar süreceği tahmin edilen acılarımızın nerden doğduğuna işaret etmektedir. "… Alain bir de bizim temayüllerimize tamamıyla zıt eserleri okuma lüzumundan bahseder. Bu bizi dar kafalılıktan kurtarır. Zıddımızı tanırsak, kendi benliğimizi daha iyi hissederiz. Tanrı'nın şeytan'a yaşama imkanı vermesi, gündüze karşı geceyi yaratması belki de bundan dolayıdır. Her şey zıddı ile tanınır. Taassup tek kitaptan, tek fikirden doğar" Ancak bu görüşte olan bir idrak ferdin değerini ufuklaştıran şunları yazabilir: "… Her insan, büyük ve zengin hakikate açılan bir penceredir. Her görüş, külli hakikatten bir parçadır."

Kaplan, kültür ve medeniyet tarihimizle ilgilenenler için çok dikkat çekici, üzerinde uzun uzun durmaya değer fikirler ileriye sürüyor: "… Türklerin yaşadığı üç medeniyet devrinin mukayesesi çok zengin fikirler doğuruyor. Birinci devir fizyolojik devir, ikinci devir psikolojik ve metafizik devir, içinde yaşadığımız devir ise, fizik ve sosyolojik devirdir." Herhalde mevcudu tespit ediyor; olması gerekeni değil; fizikle metafizik birbirinden ayrıldı mı, ilim anlayışı kaosla karşılaşır; fakat tasnifteki orijinallik su götürmez bir gerçektir.

Kitap boyunca Kaplan'ın ilme, üniversiteye verdiği değeri hayranlıkla takip ediyoruz. Anadolu yaylasında bir ilim ocağını günışığına çıkarmak amacıyla Kaplan İstanbul'daki iş ve aile düzenini bırakıp, oraya gidiyor. Üniversite yıllarında ilme yatkınlıklarını tespit ettiği öğrencilerinin asistan alınmaları için gayret sarf ediyor; onların durumlarıyla meşgul oluyor, iyi yetişmelerine çaba harcıyor. Sayfalar ilerledikçe, imkansızlıklara rağmen Erzurum'da Atatürk Üniversitesi'nin doğuşunu görüyoruz. Maalesef hasetlik insanın özünü dokuyan önemli bir haslet olduğundan bu iş zor gerçekleşiyor. Tanpınar, halkın onları yanlış anlamasından endişe ediyor, fakat Anadolu insanının sağduyusu onların ne yapmak istediklerini kavrıyor; onlara karşı hareket sözümona okumuşlardan, basından geliyor.

Hepimiz vatan ve millet için nutuk atıyor, gözyaşlarımızla onları sevdiğimizi söylüyoruz. İçimizde kaç kişi vatan ve milletimizi daha iyi bir noktaya taşımak uğruna yıllarını Anadolu'da geçiriyor. Bunun için Kaplan'a ve onun "Siz benim karlı dağ başında kalmış oğullarım Şinasi, Orhan, Haluk, Mehmed" diye hitap ettiği öğrencilerine milletçe müteşekkiriz. Derin bir lezzet duyarak okunan bu eserler için de M. Orhan Okay Hoca'mıza şükran borçluyuz.


10.11.2003


Yazıcıya uyarla      Arkadaşıma gönder



Önceki Yazıları

> (03.11.2003) - Cumhuriyet ve tekke

> (27.10.2003) - Çileli bir ömür

> (20.10.2003) - Bir vefa örneği

> (13.10.2003) - Romanımız öldü mü?

> (06.10.2003) - Roman tekniği

> (29.09.2003) - Güzel bir çalışma

> (22.09.2003) - Tufandan Önce

> (15.09.2003) - Roman ve hikâye

> (08.09.2003) - Sosyal bilimlerin neresindeyiz?

> (01.09.2003) - Hayatın iki kaynağı




GAZETE SAYFALARI


 

   BÜTÜN YAZARLAR


Bütün yazılar



YAZARLAR

A. TURAN ALKAN

ABDULLAH AYMAZ

AHMED ŞAHİN

AHMET SELİM

ALİ BULAÇ

ALİ ÇOLAK

ALİ H. ASLAN

ALİ ÜNAL

BÜLENT KORUCU

EKREM DUMANLI

ERHAN BAŞYURT

ETYEN MAHÇUPYAN

EYÜP CAN

FİKRET ERTAN

FİKRİ TÜRKEL

HASAN ÜNAL

HEKİMOĞLU İSMAİL

HİLMİ YAVUZ

HÜSEYİN GÜLERCE

İBRAHİM KIBRIZLI

İSKENDER PALA

KADİR DİKBAŞ

KERİM BALCI

M. ALİ YILDIRIMTÜRK

M. NEDİM HAZAR

MEHMED NİYAZİ

MELİH ARAT

MİRZA ÇETİNKAYA

MUSTAFA ARMAĞAN

MUSTAFA ÜNAL

NEVVAL SEVİNDİ

NİHAL BENGİSU

REHBER ABİ

SELÇUK GÜLTAŞLI

SELİM IŞIKLAR

ŞAHİN ALPAY

TAMER KORKMAZ

ZİYA PERVER




 

   
   
   
   

 

 

Copyright© 1995-2003 Feza Gazetecilik A.S. / Çobançesme Mh. Kalender Sk. No: 21 34530 Yenibosna / İstanbul
Tel:+90 (212) 639, 34 50 (pbx) Fax: +90 (212) 652 24 23 e-posta: okurhatti@zaman.com.tr
Bu site Zaman Gazetesi Bilgi İşlem ve İnternet Servisi tarafindan hazırlanmaktadır.