| |
Dinamiklerimiz, engelleri aşmaya muktedir ama...
Özel sektör veya sivil toplum kuruluşları olarak faaliyet gösteren kesimler, devlet erkini kullananlara, “gölge etmeyin, başka ihsan istemiyoruz!” deseler haksız sayılmazlar.
Halkla, devlet veya bürokrasi arasındaki diyaloğu izah edebilecek bu durum, olabilecek öyle güzel gelişmeleri, yeni atılımları engelliyor ki, sormayın gitsin. Diğer bir tabirle; ortaya koydukları çoğu projeyle bizim insanımız, özel teşebbüsümüz, devleti yönetenler tarafından kendilerine mani olunmasa çok şeyi başaracaklar, ama...
Ama deyince orada durmak gerekiyor.
Bizzat yetkililerimiz tarafından çıkarılan krizler, manasız uygulamalar, lüzumsuz bürokrasi ve de ideolojik bir yaklaşımla yapılan hukukî yorumlar, ülkenin gündemini, sunî şeylerle meşgul ederken, her şeye rağmen bu ülke insanının önünü de tıkıyor. Kısacası, ülkemizin ve insanımızın öncelikleriyle, bazı yetkililerin önem atfettikleri şeyler âdeta taban tabana zıt. Halk milli bayram coşkusu yaşamaya hazırlanıyor, birileri resepsiyon krizi üretiyor... İnsanımız, AB komisyon raporuna dikkat kesilmiş, çağdaş uygarlık düzeyinde nerede göründüğümüzü merak ediyor; lakin bazı hukukçular ise hukuk metinlerini, en dar, en çağdışı ve ideolojik şartlanmışlıkla tatbik ederek, krizlere kriz ekliyorlar.
Bu zihniyete sahip yetkililer için, ülkenin bir süre öncesine kadar yaşadığı derin ekonomik krizlerden kurtulması hiç önemli değil. Enflasyon düşmüş, bir sene öncesine kadar sapır sapır kapanan işyerleri, işletmeler, şimdi büyük özgüvenle yeniden açılır olmuşlar, vb durumlar o yetkililerin umurunda değil... Bunlardan başka, bir takım dayatmacı zihniyetler sonucu oluşan ülkenin kangren haline gelmek üzere olan bir çok sosyal, kültürel ve bürokratik problemler de aynı şekilde bu yetkililer nezdinde herhalde öncelik taşımıyor.
Bakın, ülke gündemi, başörtülü bir sanığın, mahkeme salonundan çıkarılmasının gereksiz gerginliğini yaşarken, çok söze hacet yok, dün bir gazetemizde yer alan sosyal bir haberin ortaya koyduğu tabloyu göz önüne getirin. Vatan gazetesi’nin “Alarm!” başlığıyla manşetten verdiği haberde, “Terk edilen ve yardıma muhtaç çocuk sayısının, son iki yılda 8 binden 34 bine çıktığı”na dikkat çekilerek, Çocuk Esirgeme Kurumu Genel Müdürü Cafer Tatlıbel’in, “böyle giderse 3 yıl içerisinde sokağa çıkamaz hale geliriz.” uyarısına yer veriliyordu. Düşünebiliyor musunuz, fecaati, sosyal çöküntüyü... Ve kabul edebiliyor musunuz, önemli konumdaki yetkililerimizin, ülkemizi, insanımızı, düşünen beyinleri nelerle meşgul ettiğini?!
Bu acı ve acil çözüm gerektiren problemlerden sadece birisi... Bu ve buna benzer daha o kadar çok sosyal yaramız var ki el atılması gereken, ama bu yetkililerimizin ağzından onlarla ilgili, ya da sadre şifa olabilecek bir açıklama duymadık, duyamıyoruz.
Doğrusu, ülkede her şeye rağmen, ama “her şeye rağmen”, ümitvâr olabilecek o kadar güzel gelişmeler ve bunları besleyecek dinamik unsurlar ve gayretler var ki... İnanıyoruz, cemiyetimizdeki patlamaya hazır boyuta ulaşmış bir çok problem, bu “unsurlar” ve “gayretler” sayesinde hallediliyor. Ve bizim insanımız, zikrettiğimiz gazete haberindeki problemlerin benzeri bir çok sıkıntıyı çözecek, hatta daha oluşmadan önleyecek tarihî, kültürel ve ahlakî öyle güzel çarelere sahip ki... Yeter ki insanımıza, o dinamikleri, o değerleri harekete geçirme imkanı verilsin; vehmî ve indî mülahazalarla bu yöndeki gayretler engellenmesin.
***
Gerçi işin bir başka boyutu ama; bugün, işin icracıları tarafından dar anlamıyla –ve de bazı iddialara göre rant hesabıyla– yorumlanıp, uygulanan bir SİT kanunumuz var ki evlere şenlik...
İzmir’deki okuyucularımız hatırlayacaktır, daha bir süre önce, çivi çakılmasına müsaade edilmeyen tarihî bir evin cumbası çöktü ve ciddi hasar meydana geldi. Allahtan olay sabaha karşı oldu da can kaybı olmamıştı. Şimdi de yine “İzmir’in Çeşme ilçesine bağlı Germiyan köyü ile Reisdere mahallesi arasındaki 3.5 kilometrelik bozuk yol, 300 metrekarelik SİT yüzünden 20 yıldır yapılamıyor.” haberini aldık. Ayrıntısını sayfalarımızda okuyabileceğiniz habere göre, Germiyan köyünün mevcut toprak yolunun bir kısmının doğal SİT ilan edilmesi, Karayolları Bölge Müdürlüğü’nün, yolda bakım çalışması yapmasını engelledi. İzmir veya Çeşme’ye gidebilmek için iki yoldan birini tercih etmek zorunda kalan köylüler ana yola varmak için bu anlamsız SİT uygulaması yüzünden yaklaşık 4 kilometre yürümek zorunda kalıyor.
Yani arkeolojik SİT’i anlamak bir yer de mümkün, ama şu “doğal SİT” olayını kavramakta zorlanmamak mümkün değil. Bu SİT uygulamalarının çıkardığı engeller, sadece Germiyan köylülerine değil, İzmir ve diğer bir çok ilimizde bu yüzden bir çok yatırımın ve şehirleşme projelerinin yarım kaldığını biliyoruz.
Baştakilerden her şeye çözüm beklemiyoruz ama önceliklerini, halkın öncelikleriyle bir örtüştürseler ne kadar iyi olur değil mi? Hatta lüzumsuz krizlere de sebep olmasalar bu millet, vallahi Türkiye’yi daha iyi noktalara taşıyacak ama... Aması, devlet gücünü kullananlar, ideolojik mantıktan uzaklaşarak, çağın gidişatını iyi okuyarak, bu ülkeyi geriliğe mahkum etmesinler. Yoksa, dediğimiz gibi Anadolu insanı, tarihi ve kültürel dinamikleriyle ülkemizin itibar bayrağını çok rahatlıkla ilerilere götürecektir.
13.11.2003
|