| |
Osman Cemal'in İstanbul'unda gezinti...
Televizyonda, eski siyah -beyaz Türk filmlerini gördüğümde dikkat kesilir, eğer çok mühim bir işim yoksa olduğum yere çöküp sonuna kadar izlerim. Hatta bu yüzden eşimin alaycı sözlerine bile muhatap olmuşluğum vardır. Bu filmlere bunca kıymet verişim, onların sinema değerinden yahut o dönemdeki artistlerimizin fevkalade oyunculuk becerisinden değil elbette.
Derdim, o zamanların, 1950'lerin, 60'ların hatta 70'lerin İstanbul'unu görmek... Her filmde, "Aaa burası filanca yer değil mi, aman Allah'ım o zamanlar demek böyleymiş!" diye hayıflanmak, bambaşka bir zamanın bambaşka mekânlarında hayalen gezinmek, insana hüzünle karışık hoş duygular yaşatır. Kimi zaman derim ki, bütün o filmlerin mekân tasvirleri kaydedilmeli ve bir İstanbul belgeseli olarak ayrıca izlenmeli...
Siyah beyaz İstanbul filmlerinin verdiği tadı, bir de eski İstanbul kitaplarından alırsınız. Son yıllarda, İstanbul'un yetmiş yıl, yüz yıl öncesini anlatan hatıra kitapları, kronikler, incelemeler bir hayli arttı. Bunlardan sonuncusu; romancı, hikayeci, mizah yazarı Osman Cemal Kaygılı'nın Köşe Bucak İstanbul'u (Haz: Tahsin Yıldırım, Selis Kitaplar) geçenlerde çıktı. Osman Cemal'in roman ve hikâyelerini okumadım; ama 'İstanbul'da Semâî Kahveleri ve Meydan Şairleri' adlı küçücük kitabını on yıl kadar önce bir sahaftan alıp okumuştum. Pek neşeli, pek faydalı bir kitapçıktır o. 'Köşe Bucak İstanbul' ise Kaygılı'nın 1931 yılında, Yeni Gün gazetesinde "İstanbul'un Köşe Bucağı" başlığı altında yazdığı gezi yazılarının bir araya getirilmesinden oluşuyor.
Kitabı, siyah beyaz bir İstanbul filmi gibi lezzet ala ala, kimi zaman gülerek kimi de hüzünlü duraksamalarla okudum. Osman Cemal, adeta bir 'köşe bucak' fotoğrafçısı gibi 1930'lar İstanbul'unun semtlerini, kahvelerini, meydanlarını, ticarethanelerini, plajlarını, çeşmelerini, kaynak sularını, lokantalarını, yemeklerini ve en önemlisi de her semtin alâmet-i fârikası olan renkli şahısları anlatıyor ki tam bir cümbüş! Ben, inatçı bir 'Anadolu yakalı' olarak tabii iç geçirerek daha çok Üsküdar, Kadıköyü, Çamlıca, Beylerbeyi gibi semtlerin geçmiş hayatına daldım; ama Osman Cemal, elimden tutup tutup Langa'nın bostanlarında, Edirnekapı tramvaylarında, Sütlüce'nin dükkanlarında, Kadırga'nın bahçeli kahvelerinde, Şehzadebaşı'nın sinemalarında gezdirdi beni. Bir de her biri devirlerinin ünlü tipleri olan Üsküdarlı Feridun Bey'i, Beyazıt'ın meşhur ayrancısı Ali Ağa'yı, Beşiktaşlı futbolcu Refik Osman Bey'i, Süreyya Kaptan'ı; Şehzadebaşı'nın İrani İsmail Ağa'sını, Muallim Sabri Bey'ini; Kumkapı'nın Kahveci Habib Efendi'sini bu gezintilerde tanıdım. Yazar, o muzip bakışı, ince alay sızdıran dili ve fotoğrafçılara iş bırakmayan tasvir kabiliyetiyle İstanbul'u köşe bucak gezdirirken, size bir roman okuma heyecanı da yaşatıyor. İçinde tarihin, geleneklerin, günlük hayat sahnelerinin, hemen her milletten kahramanın; şiirin, tiyatronun, ortaoyununun kısacası hayatın tastamam kendisinin olduğu bir roman bu. Aynı zamanda şahsi bir İstanbul tarihi...
Bir şehrin ve bir halkın hayatının 70 yılda nasıl ve ne şekilde değişebileceğini görmek ve anlamak isterseniz, Osman Cemal'in kitabını mutlaka okuyun. Eğer İstanbul'da yaşıyorsanız, kitabı okuduktan sonra orada anlatılan semtlere küçük gezintiler yapın ve hayalen o mekânları dolaşın. Köşe Bucak İstanbul, insanın yaşadığı bir şehre nasıl bir gözle bakması gerektiğini ve onun nasıl anlatılabileceğini gösteren güzel örneklerden biri.
15.11.2003
|