|
Sinagog saldırıları engellenemez mi?
İstanbul, dün iki ayrı terör olayı ile sarsıldı. Beyoğlu’ndaki Neve Şalom ve Şişli’deki Beit Israel sinagoglarını hedef alan saldırılar, geride 20’den fazla ölü ve 300’ü aşkın yaralı bıraktı.
Yahudilerin Bar Mitzve (13’ncü Yaş) törenleri sırasında, bomba yüklü araçlarla gerçekleştirilen eylemler, oldukça profesyonel ve planlı görünüyor.
MOSSAD ve MİT’in elinde sinagog saldırıları olabileceğine dair bu kadar fazla uyarı varken, iki ayrı noktada aynı zamanda bombalı saldırı gerçekleştirilebilmesi, terör örgütünün kapasitesi hakkında ipuçları veriyor. Saldırı, yapılış şekli ve çapı olarak Türkiye’de bir ilk. Dışişleri Bakanı Abdullah Gül’ün belirttiği gibi, “uluslararası bağlantılı” olma ihtimali yüksek.
Bomba yüklü araçla saldırılar, daha çok İsrail ve ABD karşıtı eylemlerde kullanılıyor. El Kaide, İslami Cihad gibi örgütler, Irak ve İsrail’de bu yönteme sıkça başvuruyor. Yine bomba yüklü araçla sinagog saldırısı, 11 Nisan 2002’de Tunus’ta gerçekleştirilmişti. 14’ü Alman 20 kişinin hayatını kaybettiği olayın faili olarak el Kaide gösterildi. Türkiye’deki saldırı ile ilgili de el Kaide örgütü şüphelilerin başında geliyor.
Hayatını kaybedenlerin ve yaralıların çoğunluğu Müslümanlar olsa da, saldırı büyük oranda anti–semitik özellikler taşıyor. Ya da bu kesimden insanlar ile “işgal işbirlikçisi” İsrail ve ABD’ye mesaj veriliyor. Saldırının, ABD ve İsrail ile iyi ilişkilere sahip Türkiye’de gerçekleştirilmesi de dikkat çekici.
Terörün bu şekilde uluslararası bir hüviyet kazanması, garip bir şekilde küreselleşmenin nimetlerinin suiistimali ile ortaya çıkmış durumda. İletişim, ulaşım ve bilginin yaygınlaşması, uluslararası boyutta terörü kolaylaştıran imkanları sağlıyor.
Terör, aslında zayıf grupların başvurduğu bir yöntem. Sayıca az eleman, ucuz bir silah ile inanılmaz yıkıcılığa ulaşmak mümkün oluyor. “Asimetrik savaş” olarak tanımlanan bu yöntem, sonuca götürecek her yolu mubah sayıyor. Uluslararası terör, bu kimliği ile küresel güvenliğin karşısında ciddi bir tehdit olarak yükseliyor.
Uluslararası terörle baş etmek, bütün ülkelerin ortak mücadeleleri ile mümkün olabilir. Bunun için de ülkelerin “başkalarının teröristi iyidir” mantığından vazgeçmeleri gerekiyor. El Kaide ile mücadele eden ABD’nin, PKK–KADEK’e Kuzey Irak’ta göz yumması gibi. ETA ve IRA’yı terör örgütü sayan AB’nin, KADEK’i saymaması gibi. Terörle mücadelede çok canı yanmış bir ülke olarak Türkiye, sinagog saldırıları sonrası uluslararası terörle mücadelede şüphesiz daha hassas olacaktır.
Ancak uluslararası terörle mücadelede sonuç almak için çok daha keskin ve somut adımların atılması gerekiyor. Bu amaçla, terör suçları ve terör örgütleri ile ilgili ortak bir tanım ve BM terör örgütleri listesi oluşturulmasına ihtiyaç var. Teröre zemin hazırlayan baskıcı rejimler ve yoksullukla mücadele edilmeli. İşgal altında olduğu için (Filistin gibi) silahlı direnişi besleyen kronik krizlere çözümler bulmak da, “terör bataklığını” kurutmanın diğer vazgeçilmezleri.
Bütün bunlardan önemlisi, insanları teröre iten bağnazlıklar ve kör cehaletin eğitimle aşılması. O zaman, ister inanç, ister ideolojik, ister etnik sebeplerle teröre başvurulmasının önü alınmış olur.
Ne var ki, terör mağduru veya terörle mücadele adına yola çıkan ülkeler bile, bu ciddiyette hadiseye bakmıyorlar. Terörle mücadele için, ülkelerin kısa vadeli ulusal çıkarlarını aşmaları en önemli önşart.
Aksi halde, değil bombalı araçlarla sinagog saldırıları, kitle imha silahları kullanan uluslararası terör örgütleriyle bile yüz yüze kalabiliriz.
16.11.2003
|