elişkili bir biçimde, Amerika’nın küresel politik duruşu en düşük seviyede iken onun dünya çapındaki gücü tarihi içinde en zirve noktasında. Neden? Anlaşılır bir biçimde her Amerikalıyı şoke eden ve öfkelendiren, 11 Eylül trajedisinden sonra, ABD artan oranda, en yüksek resmi düzeyde, paranoyak bir dünya görüşünü rahatlıkla benimsedi. En yüksek seviyede sık sık telaffuz edilen, “bizimle olmayan, bize karşıdır” deyimi aslında durumu özetliyor. Bu deyimin, Bolşevizm karşıtı olduğu gerekçesiyle, sosyal demokratlara saldırdığı sırada Lenin tarafından popülerleştirildiğini unutmayalım.
Burada durumu zorlaştıran, kafamı karıştıran iki nokta var. Birincisi, “terörizme karşı savaş” yürütmek, ABD’nin merkezi sorunudur ve bu görüş bugünün dünyasında çok iyi bir demokrasiye sahip olan dünyanın birincil süper gücünün aşırıcı ve oldukça dar bir dış politika vizyonunu yansıtıyor. Krizlerin inanılabilirliğine ve ABD’nin bugün kendini içinde bulduğu izolasyona katkı yapan ikinci kafa karıştıran durum ise; netlikten yoksunluk ve dünyada gerçekte ne olup bittiği yönündeki keskin bir biçimde tanımlanmış kabullenmedir.
Tek taraflı müdahale olmaz
Bu tür körlükler özellikle kitle imha silahlarının erişilebilirliği ve yayılmasına dair kaygılardan kaynaklanmaktadır. Amerika’nın bir ülkenin kitle imha silahlarına sahip olduğu şüphesi üzerine tek taraflı önleyici harekatlara girişmesi gibi cazip fikirlere balıklama dalmaması hayati derecede önemlidir. Yeniden canlandırılmayan bir Amerikan istihbarat servisi olmadan, ABD’nin rahat bir biçimde başka ülkelere önceden müdahale edebilmesi için gerçekten yeteri kadar bilgiye sahip olması mümkün değil.
Son aylarda, ABD belki de tarihi boyunca en önemlisi olarak kabul edilebilecek bir istihbarat başarısızlığı deneyimi yaşadı. Bu başarısızlık en kötü durum senaryolarına vurgu yapan, korkuyu harekete geçiren ve sevk eden, iki seçenekli dünya görüşünü dayatan aşırıcı bir demagoji tarafından desteklendi. Tüm bu olanlar Amerika’nın dünyadaki rolü konusunda ciddi bir tartışmayı çağırıyor. Bir dünya gücü, korku ve endişe temeline dayanan tezlerle küresel bir liderliği sağlayabilir mi? ABD, “bizimle değilseniz, bize karşısınız” dediği dostlarının desteğini harekete geçirebilir mi? Terörizm insanları öldürmek için bir teknik. Tekniğin kendisi bir düşman olamaz. Bu, İkinci Dünya Savaşı’nın Nazilere karşı değil fakat sürpriz saldırıya karşı olduğunu söylediğimiz durum gibidir.
Uluslararası desteği kaybetti
Düşmanın kim olduğunu ve o kişiyi bize karşı bir harekete sevk edenin ne olduğunu sormaya ihtiyacımız var. Birinci ve en önemli politik çare, şimdi ABD, müttefik ilişkisinin doğasının daimiliğiyle ilgili taahhüdü vurgulamalıdır, özellikle, sınırlı konularda Amerikan politikalarıyla uyuşmasa bile ABD’nin değerlerini ve çıkarlarını paylaşan Avrupa ile. Amerika, kendisi ile aynı görüşe sahip olmayanları tehdit eder ve de kınarsa bir ilişki kuramaz. Burada paylaşılan değerlerde taktik gereksinimlere indirgenemeyecek özel bir durum var. Amerika, hayalî bir biçimde “yeni” ve “eski” diye bir bölme yoluna değil, Avrupa ile işbirliğini arama yoluna gitmeli. ABD, kendisinin de başarılı bir şekilde uyguladığı ve tüm dünyada ihtiyaç duyulan istikrarlı uluslararası sistemi sağlamak için, bir barış ve refah bölgesi olarak beliren daha büyük bir Avrupa’yı desteklemeli.
Daha büyük bir barış kuşağı inşa etmenin bir parçası olarak koşullar aynı zamanda Rusya’yı bu sisteme dahil etmeyi ve onu Avrupa ve Euro–Atlantik toplumla eşzamanlı daha yakın ilişkilere sevk etmeyi de içerir. Fakat, ABD, stratejisinin gereklerini yerine getirmek için ihtiyaç duyduğu politikaları uyguluyor.
Irak sorunu üzerinde, birinin savaşı destekleyip desteklemediğine bakmadan, başarısızlık şimdi bir seçenek değil. Başarılı bir politik çözümün gerekliliği olarak, iki ön koşul hızlı bir biçimde yerine getirilmeli– Irak’taki yabancı varlığı uluslararasılaştırılmalı ve güç en kısa zamanda egemen Irak otoritesine devredilmeli. Kendini tanımlamanın yollarını arayan Irak’ta, politik açıdan meşruluk kazandırmaya yardım edecekse, erken bir şekilde Irak otoritesini egemen ilan etmekle hiçbir şey kaybedilmeyecek. Daha kısa bir sürede Amerika egemenliği devredecek, böylece uluslararası şemsiyenin iradesi altındaki Irak otoritesi daha kısa bir sürede, arta kalan terörizmle ve muhalefetle bizim de destek verdiğimiz mücadelede aktif hale gelecek. Eninde sonunda, bölgedeki istikrar, elbette, İsrail ve Filistin arasındaki bir barışa bağlı. Filistin terörizmi reddedilmeli ve kınanmalı, evet, fakat bu, koloni yerleşim bölgeleri ve yeni bir duvar gibi, artan biçimde şiddetli bir fiili baskı politikasına dönüştürülmemeli.
Tehlikede bulunma bir demokratik ülkenin kaderi. İsrail yarım yüzyıldır güvenliğini sağlama konusunda ABD’nin güvencesi altında ancak yakında iki devletli çözüm ihtimali ortadan kalkacak. Böyle devam ederse, İsrail artan bir biçimde Güney Afrikada’ki aparthayd devlet gibi olacak– azınlığın çoğunluğu yönettiği, çıkışın olmadığı bir çatışma içinde kitlenmiş bir biçimde. Eğer ABD bunu engellemek istiyorsa, her şeyden önce kendisini barışla tanımlamalı ve İsrail’de barış isteyen ve barışı kabul etmeye hazır olan çoğunluğa yardım etmeli. Tüm kamuoyu araştırmaları bu yönde. Ben de, ABD’deki Yahudi toplumunun büyük bir çoğunluğunun –liberal, açık fikirli ve idealist olanlar– aşırıcı baskıların tarafında olmadığına inanıyorum. ABD’nin liderlerinin bu konudaki politik korkaklığı mazur görülemez. Her iki İsrail ve Amerikan Yahudi toplumu da, tüm Amerikalılar gibi, ılımlı barışçıl bir çözümü tercih eder.
Neyse ki, Bush yönetimi Amerika’nın diğer büyük güçlerle işbirliği yaparak İran ve Kuzey Kore tehdidi ile başa çıkabileceğini öğreniyor. Eğer Amerika, Kuzey Kore problemini kendi başına silahla çözmeyi denerse, bu Güney Kore’de ABD’ye karşı şiddetli bir tepkiyi tetikleyecek ve Uzakdoğu’da, nükleer olarak silahlanmayı hızlandıran bir Japonya ile birlikte, Çin’i de içeren tamamıyla yeni bir ikili stratejik dinamik yaratacak. Teokratik despotizmin İran’daki başarısızlığı, başarısız olmaya da başlayan, Batı’nın çıkarlarına olacaktır. Eğer, ABD erken bir harekata girişirse, Ortadoğu’daki çatışma alanının genişlemesi gibi, kötü durumdaki teokratik fundamentalits rejimi yeniden güçlendirecektir. Nihai olarak, sorun yeni güvenlik gereklilikleri ve Amerikan idealizminin gelenekleri arasındadır. On yıllardır ABD, dünyada eşsiz bir rol oynadı çünkü ABD, genelde içeride uyguladığı dışarıda ise savunduğu bazı ideallere bağlı olan bir toplum olarak görüldü. Bugün, ilk kez, ABD’nin ideallere bağlılığı tüm dünya çapında, yararlanabilirlik düşüncesiyle, meydan okuma ile karşılaşıyor. ABD kendi merkezli, kendi başına işgal eden ve küçümseyen olmama konusundaki ayarlarda çok dikkatli olmalı. Amerikalılar güvensiz bir dünyada yaşayacak. Bu kaçınılmaz. Herkes gibi, bizim bunun içinde yaşamayı öğrenmemiz gerekiyor.
15.11.2003
16.11.2003
|