| |
Vahşet sürpriz mi?
Cumartesi günü 2 sinagog çevresinde girişilen ve sürpriz olup olmadığı tartışılabilecek alabildiğine vahşî terör saldırısına, birbiriyle münasebeti göz ardı edilemeyecek şu iki değerlendirme açısından bakıp, buna bir de bazı tabloları eklediğimizde, acaba perde kısmen aralanabilir mi?
Dört gün önce, Ankara’daki asıl iktidar merkezlerinin önemlileriyle irtibatı bilinen bir gazeteci, ABD’den yeni dönen Demirel’le görüşmelerini ve onun, “ABD’deki hava, Türkiye’nin iyi yönetilmediği şeklinde”ki sözleriyle birlikte AB’nin Kıbrıs konusundaki hassasiyetiyle ilgili tepkilerini köşesine taşıyor ve daha önemlisi, şu çok önemli bilgiyi aktarıyordu: “Ülke sorunlarında iktidarda pek rastlanmayan bütünlük ve tek görüşe bağlı kararlılık, Ankara’da hissedilir bir şekilde dikkati çekiyor. Ankara’da hava kapalı ama, yakında açılacak gibi bir duygu ile İstanbul’a uçuyorum.” Bu ifadeler, hükümete karşı bir süre önce harekete geçen çevrelerin daha sert, netice alıcı ve kararlı davranmaya yönelecekleri mesajını veriyordu. Meclis binasında, başkan kürsüsünün arkasında her ne kadar onun ilk başkanının, aslı “Hakimiyet, kayıtsız şartsız milletindir” olan meşhur sözü yazsa da, Türkiye’de sistem, kendisini her zaman öncelikle millete karşı konuşlandırmış ve korumaya almıştır. Dünyanın en kalabalık birkaç ordusundan biri olan Türk ordusunun dört defa halkın seçtiği hükümetlere karşı yönelme gereği duyması da, bundan dolayıdır. Şimdi ise iktidarda, kendilerine karşı müdahale yapılan hükümetlerin en “tasvip edilmez”i, buna rağmen halkın tasvibine, en az onlar kadar mazhar olanı bulunmakta ve bu hükümet, bir yandan sistemde bazı temel değişikliklere yol açabilecek adımlar atmaya çalışırken, bir yandan da ufukta, hükümetin halk nazarında artan prestijiyle daha da güçlenerek çıkacağı belediye seçimleri bulunmaktadır. İktidara geldiğinde hükümete fazla ömür tanımayan çevrelerin buna ne ölçüde katlanabileceğini sormak bile abes olur. Dolayısıyla, YÖK, İmam-Hatipler ve baş örtüsü bahaneleri, gerilmek istenen ve gerenlerce “kapalı görünen hava”yı açmak için harekete geçildiğinin ilk işaretleriydi. Şimdi, söz konusu terör saldırısı dolayısıyla “Barışa ve huzura en çok gereksinim duyduğumuz bir dönemde” olduğumuzu hatırlayan Sezer de, esasen barış ve huzurun dinamitlenmesi için havayı gerenlerden mi, yoksa barış ve huzura katkısı bulunanlardan mı olduğu üzerinde düşünme gereği duyar mı bilmiyorum.
Meselenin diğer yanı ise, Emin Gürses’in söyledikleridir. Türkiye-İsrail ilişkileri, öyle anlaşılıyor ki, son dönemde önceki sıcaklığında değildi. Politikaları sebebiyle İsrail’in Batı ülkeleri halkları nezdinde bile dünya barışına en büyük tehlike olarak görülmesi ve en son Şaron’un ziyaret talebinin sayın Erdoğan tarafından kabûl edilmemesi, İsrail’in göz ardı edemeyeceği bir husus olsa gerek. İşte bu açıdan Emin Gürses’in söyledikleri önem kazanıyor: “Bu eylem, Lübnan ve İsrail’de gerçekleştirilen eylemlerle büyük benzerlik taşıyor. Bugün dünyada gerçekleştirilen terör eylemleri El Kaide’ye mal ediliyor. El Kaide, bütün terörist örgütlerin çatısı oldu. Hamas’ın içinde nasıl İsrail istihbaratı varsa, El Kaide’nin içinde bazı gizli örgütler bulunuyor. Bu çerçevede El Kaide’nin içinde de bu örgütlerin bulunduğu unutulmamalı. Şu da göz ardı edilmesin: Patlamalar sonrası hayatını kaybedenlerin büyük kısmı Türk’tür. Mesajın Türkiye’ye yönelik olduğu açıktır. Bu, Türkiye-İsrail yakınlaşmasını sağlamak için yapılmıştır.”
Eğer bu terör eyleminin İsrail’le herhangi bir münasebeti varsa, hükümetin içerdeki belli güç merkezleri karşısında zor duruma düştüğü bir dönemde yapılması, zamanlamasının çok iyi ayarlandığını gösteriyor. Türkiye’deki sözü edilen güç merkezlerinin yaklaşan Kıbrıs seçimleri öncesi artan Kıbrıs hassasiyetini, aynı odakların AB yolunda hükümetin aldığı mesafeye nasıl olumsuz baktığını ve bir süre önce B. Lewis’in “Türkiye ABD ile AB arasındaki tercihini yapmalıdır.” değerlendirmesini mevcut tabloya kattığımızda, çok acımasızca işlenen bu cinayetin esrar perdesi acaba biraz daha aralanabilir mi? Tüm askerî darbeler öncesi benzer manzaraları yaşadığımız nazara alındığında, ülkemizin girdiği dönemin hassasiyetini kavrayabiliriz. Ve bu dönem, Türkiye’nin ya bu çetin kavşağı aşıp tam düzlüğü çıkması veya –Allah korusun– çıkışı zor bir çukura yuvarlanmasıyla neticeleninceye kadar süreceğe benzemektedir.
17.11.2003
|