İNTERNETİN İLK TÜRK GAZETESİ
22.11.2003
Cumartesi
  For English
  Ana Sayfa
  Haberler
  Ekonomi
  Dış Haberler
  Politika
  Kadın-Aile
  Kültür Sanat
  Televizyon
  Spor
  Yazarlar
  Yorumlar
  Çizgi-Yorum
  Mizah
 
  Akademi
  Bilişim
  Eğitim
  Otomobil
  Röportaj
  Tüketici Masası
  Okur Hattı
 
  Bölge Haberleri

  Dünyada Zaman

 
  Arşiv Arama
  Abone Formu
  About Us
  Reklam
  Künye / İletisim
  Hava Durumu
  Namaz Vakitleri
  E - Kart
  Sanat Galerisi

YAZARLAR


ALİ ÇOLAK a.colak@zaman.com.tr
 
 

Güle güle ramazan pidesi!

Ramazan günlerinin sokaktaki en bâriz rengi nedir diye sorsalar, tereddüt etmeden derim ki fırınların önünde uzayıp giden pide kuyruklarıdır. Öyle şenlikli, öyle tatlı bir bekleyiştir ki o, uzaktan temaşası bile insana zevk verir.


İftara yarım saat kala zengin fakir, çoluk çocuk bütün ahâli, günün yorgunluğunu unutup fırın önlerinde kümelenir. Ramazanın bir rüknünü eda ediyor gibi sıraya geçilir ve üzerinde dumanı tüten pidelerin tezgaha düşmesi huşû içinde beklenir. Şurası bir gerçektir ki başka hiçbir zaman, hiçbir kuyrukta insanlar bu kadar uysal, bu kadar saygılı ve telaşsız beklememiştir. İçeride gündüzden kalma soğuk pideler, ekmekler dizili olduğu halde, işi pek acele olanlar dışında kimse onlara itibar etmez. Gözler, varsa yoksa fırından yeni çıkacak dumanı tüten pidenin üzerindedir. Sırası gelen, uzun bir bekleyişin sonunda muradına ermiş olanlara mahsus memnuniyetle o mübarek nimeti kucaklar ve adeta koşarak evinin yolunu tutar. Sıradakilerse gözleri saatte, on dakika kaldı, beş dakika kaldı diyerek ezan saatini kollar ve tezgahın önüne ulaşacakları mutluluk anını beklerler. Herhalde pide kuyruğunda geçirilen bu sükûnetli sabır dakikaları da oruç ibadetinin bir cüz'ü telakki edilir ve murada erildiğinde manevi bir haz yaşanır. Böyle olmasa hangi mecburiyet günün bütün telaşına, yorgunluğuna rağmen insanları yaşta kışta fırın önlerinde bekletir! Ahalinin bunca iştiyakı, iftar saatine doğru yaşadığı halsizliğe rağmen upuzun kuyruklara girip sabırla fırından çıkacak pideyi gözlemesi, akılla, mantıkla izah edilecek işlerden değildir. Bana öyle gelir ki bir gün fırınlar pide yapmaktan vazgeçecek olsa, orucun rükünlerinden biri eksik kalacaktır.

Ramazan pidesi dediğiniz nimet de bildiğimiz ekmek hamurundan yapılır. Onun gördüğü vazifeyi, pekala on bir ay alıp evimize götürdüğümüz somun ekmeği de görebilir; ama öyle değil işte. Ramazan günlerinde akşama kadar değirmeni boşa dönüp duran midemiz; hamurlu ekmek yerine hafif, incecik, çıtır çıtır pideyi özler. Ağzımız, o burcu burcu kokan karacık çörekotunu, o kızarmış susam tanelerinin lezzetini bekler. Pideyi pide yapan, alelâde hamuru ekmekten öte bir nimet haline getiren de bu çörekotu ve susam taneleri olmalıdır. Fırından bir gazete parçasına sarıp alelacele eve getirdiğimiz pideler, sofrada tereyağı, tulum peyniri, bal ve reçel sürüldüğünde dünyanın en tatlı, en leziz, en vazgeçilmez nevalesi olur ve başka hiçbir nimet, hiçbir ziyafet bu lezzetin yerini tutmaz, tutamaz. İşte bu tarifsiz lezzettir ki o uzun bekleyişlerin bütün külfetini alıp götürür.

Sayılı günler geldi geçti. Ruhlarımıza olgunluk, gönüllerimize yumuşaklık, içimize ferahlık veren ramazan vedâya hazırlanıyor. Teravihler, iftarlar, sahurlar gibi ramazan pidesi de ayrılık gününü bekliyor. Ramazan günleri dışında da pide yapan fırınlar vardır; ama pidenin bütün tadı, bütün büyüsü ramazanda, iftar saatinin o âsûde anlarındaki bekleyişlerde gizlidir. Bu saadeti henüz yaşamamış yahut ihmal etmiş talihsizler varsa bugünden tezi yok, iftar saatinden önce bir fırının önünde kuyruğa girmeli, ahalinin huşû içinde idrak ettiği o ânı yaşamalıdır. Pidenin asıl lezzeti yemesinde değil, o uysal bekleyişten sonra kucaklayıp sıcaklığını hissede ede sofraya getirmesindedir. Kanaatimce, bu saadeti yaşamadan geçirilecek ramazanın bir rengi eksik kalacaktır.

Uğurlar olsun, oruçlu günlerin hoş kokulu, ince ve gevrek lezzeti ramazan pidesi!.. Bir dahaki ramazana kim öle kim kala...


22.11.2003


Yazıcıya uyarla      Arkadaşıma gönder



Önceki Yazıları

> (15.11.2003) - Osman Cemal'in İstanbul'unda gezinti...

> (08.11.2003) - O beyaz eve ne oldu?

> (01.11.2003) - Davulun sesi bozuldu

> (25.10.2003) - Sükûtun ateşlediği senfoni

> (18.10.2003) - Güze veda!

> (11.10.2003) - Ne mutlu, artık edebiyat ‘star’ımız da var!

> (04.10.2003) - ‘Temiz edebiyat’ taşrada yaşıyor

> (27.09.2003) - Bizim gezegende aşk yok, aşk!..

> (20.09.2003) - Evet, Türkler imlası kıt bir millettir

> (13.09.2003) - Sonbahar giysileri




GAZETE SAYFALARI


 

   BÜTÜN YAZARLAR


Bütün yazılar



YAZARLAR

A. TURAN ALKAN

ABDULLAH AYMAZ

ABDÜLHAMİT BİLİCİ

AHMED ŞAHİN

AHMET SELİM

ALİ BULAÇ

ALİ ÇOLAK

ALİ H. ASLAN

ALİ ÜNAL

BÜLENT KORUCU

EKREM DUMANLI

ERHAN BAŞYURT

ETYEN MAHÇUPYAN

EYÜP CAN

FİKRET ERTAN

FİKRİ TÜRKEL

HASAN ÜNAL

HEKİMOĞLU İSMAİL

HİLMİ YAVUZ

HÜSEYİN GÜLERCE

İBRAHİM KIBRIZLI

İSKENDER PALA

KADİR DİKBAŞ

KERİM BALCI

M. ALİ YILDIRIMTÜRK

M. NEDİM HAZAR

MEHMED NİYAZİ

MELİH ARAT

MİRZA ÇETİNKAYA

MUSTAFA ARMAĞAN

MUSTAFA ÜNAL

NEVVAL SEVİNDİ

NİHAL B. KARACA

REHBER ABİ

SELÇUK GÜLTAŞLI

SELİM IŞIKLAR

ŞAHİN ALPAY

TAMER KORKMAZ

ZİYA PERVER




 

   
   
   
   

 

 

Copyright© 1995-2003 Feza Gazetecilik A.S. / Çobançesme Mh. Kalender Sk. No: 21 34530 Yenibosna / İstanbul
Tel:+90 (212) 639, 34 50 (pbx) Fax: +90 (212) 652 24 23 e-posta: okurhatti@zaman.com.tr
Bu site Zaman Gazetesi Bilgi İşlem ve İnternet Servisi tarafindan hazırlanmaktadır.