İNTERNETİN İLK TÜRK GAZETESİ
23.11.2003
Pazar
  For English
  Ana Sayfa
  Haberler
  Ekonomi
  Dış Haberler
  Politika
  Kadın-Aile
  Kültür Sanat
  Televizyon
  Spor
  Yazarlar
  Yorumlar
  Çizgi-Yorum
  Mizah
 
  Akademi
  Bilişim
  Eğitim
  Otomobil
  Röportaj
  Tüketici Masası
  Okur Hattı
 
  Bölge Haberleri

  Dünyada Zaman

 
  Arşiv Arama
  Abone Formu
  About Us
  Reklam
  Künye / İletisim
  Hava Durumu
  Namaz Vakitleri
  E - Kart
  Sanat Galerisi


  Yorum

Huysuz ruhlar

M.FETHULLAH GÜLEN



uslat gecesinden daha değerli, sabah aydınlığından daha neşeli günlerin esintileriyle pürheyecan oturup kalktığımız ve gece ile gündüzün savaşının aydınlık lehine gelişmeler gösterdiği; ilâhi rahmet ve sevginin sağanak sağanak başımıza boşaldığı; zerrenin güneş, damlanın derya olma yoluna girdiği; aczin aynı kuvvet, fakrın servetler üstü servet seviyesine ulaştığı; gökler ve yer arası diyaloğun yeniden canlandığı şu günlerde, şeytâni ruh ve şeytâni şerârelerin harekete geçtiği de bir gerçek.

Evet, günümüzde yüzlerce olumlu iş ve olumlu teşebbüs arasında bir hayli de olumsuz iş ve çarpıklık var. Âdeta karşılıklı iki oluşum ve iki süreç (vetire) yaşanıyor. Gerçi çağımızda herhangi bir yeni oluşumun temsilcileri henüz tam tekmil ve organize olmuş görünmüyorlar ama, ışıktan ve aydınlıktan hoşlanmayanlar kerâmet ölçüsündeki hassasiyetleriyle böyle bir şey sezmiş olacaklar ki, farklı uçlarda bulunsalar da, muhakkak bir tedirginlik içindeler. Bugün, ferdî seciyeleri itibariyle kararsız, tamirden daha çok tahribe açık.. fırsat bulduklarında hemen tecavüze geçen, yetmediklerini anladıklarında da sünepeleşen.. kafaları günlük meselelerle malemâl; alternatif düşünce üretme yerine bütün güçlerini tahrip ve tenkide hasretmiş dünya kadar insan var. Çoğu hasta, zayıf, fikir ve ruh fakiri yıkmadan hoşlanan bu insanların, bir kere daha insan olarak dirilip kendilerini bulmaları için, zamanın çıldırtıcılığına rağmen daha bir süre aktif bekleme icap edecek. Bu ham ruhlar her zaman olmuşlardır, tabii ki bugün de olacaklardır; hatta düşünceleri itibariyle müstehâseler haline gelseler bile, yarın da varlıklarını sürdüreceklerdir.

Anarşist ruhlar...

Yıllar ve yıllar var ki, bizi çepeçevre kuşatan, mânâ köklerimizi koparıp rûhi dinamiklerimizi delik deşik eden bu anarşist ruhlar, her fikri karalamış, her yeni oluşuma karşı çıkmış, herkesi küçük düşürmeye çalışmış, ilimleri saplantılarına âlet etmiş, kâinat ve kâinattaki nizâmı görmezlikten gelmiş, imanî ve dinî değerleri ehemmiyetsiz saymış veya çarpık düşüncesine göre yorumlamış, pratikte yararlı olmayan her şeyi, inanç, fikir ve fazilet de olsa, gereksiz ve fantezi kabul etmiş, ferdî karakterlere, günlük basit işlerdeki başarılarıyla değerler üstü değerler vererek taltif etmiş ve öteden beri devam edegelen bütün insani kriterleri yıkarak bir değerler karmaşasına sebebiyet vermişlerdir.

Bu tahripkâr ruhlar büyük ölçüde ve bilhassa da, araştırmayan, düşünmeyen kitleler üzerinde daha olumsuz tesirler icra etmiş ve bu uğurda her vesileyi değerlendirerek saf yığınların tâ benliklerine sokulup onları felç etmiş, çürütmüş ve kendilerine rağmen, bir kısım çarpık düşüncelerin kulu–kölesi haline getirmişlerdir.

Onlara göre bu millet tepeden–tırnağa sefalet içinde ve bu koskoca dünya âdeta yapayalnızdır. Düşünceleriyle, inançlarıyla, başarılarıyla, hezimetleriyle, sevinçleriyle, kederleriyle yapayalnız. Bunlara göre bu öldürücü yalnızlık, herkesin ümitlerini kemiriyor, kollarını–kanatlarını kırıyor ve onları gulyabânilerin cirit attığı ölüm çöllerinde aç, susuz ve dermansız dolaştırıyor.

Bu karanlık ruhlar, öteden beri, duygularıyla, düşünceleriyle hep kargaşanın yanında olmuşlardır.. kargaşanın yanında olmuş ve sürekli topluma anarşi ruhu pompalamışlardır. Dinden bahsederken, milli değerlerimiz üzerinde dururken, geçmişi konuşurken hep anarşist bir üslûp kullanmış; nizamın aleyhinde olmuş, bediiyyatımıza saldırmış, sanat telâkkimizi yerden yere vurmuş ve her fikrin, her sistemin bozuk olduğunu iddia etmişlerdir.

Anarşi ruhunun sabit bir yeri ve makamı yoktur. Bu itibarla da o her yere ve her kesimin içine girebilir.. her urbaya bürünüp her makamda görünebilir. Fakir olur, servet düşmanlığı yapar.. zengin olur, yığınları istismar eder ve her zaman istibdat soluklar.. işçi olur, işinden, gelirinden şikâyet eder.. öğretmen olur, serseriliğe prim verir.. sorumluluk yüklenir, makamını şahsi çıkarları adına kullanır.. güçlü olduğu zaman zâlim kesilir ve yığınları ezer–geçer.. hep kolay kazanma yollarını araştırır, gerekirse yeraltı dünyasıyla işbirliğinden geri kalmaz.. küçüktür, en hasis çıkarlar için herkesin ayağını öper.. büyüktür, hiçbir düşünceye ve hiçbir kimseye saygı göstermez.. dindar görünür, saldırgan, mütecâviz ve lânetçidir.. dinsizdir, dini de dindarı da karalamadan bir an bile geri durmaz.. kışlaya girer, hünkârının kellesini isteyen bir kanlı yeniçeri olur.. ilmiye sınıfı arasına sızar, dinî ilimlerle iştigâli irtica sayar, müspet fenlerle meşguliyeti de küfür.. istihbârâtı eline geçirir, yabancı örgütlerin ülke aleyhine çevirdikleri fırıldaklarla uğraşacağına, imam–hatibi, Kur’an kursunu, ülke yararına eğitim faaliyeti gösteren milli ve vatani kuruluşları yakın takibe alır.. bugünü yaşar, yarınlar umurunda bile değildir.. yüksek bir mefkûresi olmadığından her şeyi kendi egosuna veya zümre çıkarlarına göre plânlar.. ledünniyâta açık görünür, ebedilik düşüncesini karartır.. varlığı insana düşman gösterir, kalpleri yalnızlık ve gurbete boğar.. ‘hizip’ der, ‘mezhep’ der, ‘zümre’ der, –ci’yle, –cu’yla toplumu kamplara ayırır ve herkesin ruhuna kin ve nefretler fısıldar.. medyaya sızar, toplumu sun’i gündemlerle meşgul eder; şov yapar ve kitleleri gerilimden gerilime sürükler. Hatta milletin değişik kesimlerini karşı karşıya getirir, vuruşturur, sonra da bir kenara çekilerek Neron gibi keyif çıkarır. Sızabilirse mülkiyeye, idâreyi dejenere eder.. nüfuz edebilirse adliyeye, adâlet ruhunu yıkar ve harâmilere pâyeler verir.. başını sokabilse terbiye yuvalarına, vicdanları harabelere çevirir ve insanları birbirinin kurdu haline getirir.. yuvaya girse, çocukların hakkından gelir ve o cennet köşesini cehenneme çevirir.. camiye ayağı düşse, milleti sokağa döker, dini de diyâneti de cinayetlerine vesile yapar.

O, toplum bünyesinde, mukâvemetin, iradenin, ruhi güç, ruhi sistemin en büyük düşmanıdır ve milletimiz için AIDS virüsünden daha tehlikelidir. Onun benliğinde, kötü duygu, kötü düşünce sürekli galeyandadır. O her zaman doyma bilmeyen bir kin ve nefret duygusuna, bir karanlık görme, karanlık düşünme hastalığına müptelâdır ve ihtimal ki, bu hastalığının çaresi de yoktur.

Onun dostluğuna kat’iyen güven olmaz; öyle ki, iyilik yaparken bile içine az da olsa kötülük bulaştırmayı ihmal etmez. Severken ısırabilir, okşarken canınızı yakabilir. Ona bir şey anlatmak mümkün mü, değil mi bilemeyeceğim ama, böyle bir şeye teşebbüs edenlerin peygamberâne bir azim içinde bulunmaları şarttır.

Topluma hayat üflemek

Milletlere zaman zaman musallat olan bu virüs, inançsızlıkla, ihtirasla, şehvetle, şöhretle beslenir. Bu yollarla duygulara, düşüncelere bulaştıktan sonra, kurbanlarının elini–ayağını, dilini–dudağını, gözünü–kulağını tesiri altına alır ve onlara her istediğini yaptırır.

Her zaman azınlıkta olan, fakat tahribin engin avantajlarını değerlendirdiğinden dolayı güçlü görünen bu anarşiste karşı pes etmemek lâzım. Pes etmek bir yana, o mutlaka yakın takibe alınmalı ve toplum bünyesinde onun öldürdüğü, söndürdüğü kesimlere sürekli hayat üflenmeli, aydınlatılmalı ve rehabilitasyon uygulanmalıdır. Evet, inanç ve ümit üflenerek, ilim ve mârifet pompalanarak, düşünce ve muhâkeme kazandırılarak mutlaka bir ruhi rehabilitasyondan geçirilmelidir!..

Kudsiler de en az anarşist kadar, hatta onun da önünde ve tabii, insanlığı, sevgisi, aşkı, müsamahası ve temsil zenginliğiyle hayatın her biriminde bulunmalıdır ki, toplum anarşi virüsüne karşı yalnız bırakılmamış olsun. Zaten, her zaman Allah diyen, sevgi diyen, şefkat diyen ve iradesini Sonsuz’un iradesiyle bütünleştiren hak erlerinin başka türlü olmaları da düşünülemez.

Yeşeren Düşünceler (Çağ ve Nesil-6) 1998

23.11.2003


Yazıcıya uyarla      Arkadaşıma gönder




Diğer Yorumlar

> Terörle hesaplaşmak sorumluluk ister PROF. DR. M. NACİ BOSTANCI (23.11.2003)

> Terörizm dünyasında Türkiye GRAHAM E. FULLER (23.11.2003)

> Türkiye’nin hedef seçilmesi bilinçli tercih PROF. DR. HÜSEYİN BAĞCI (22.11.2003)

> Terörist Müslüman olamaz DR. ERGÜN ÇAPAN (22.11.2003)

> İstanbul niçin bombalandı? RACİH EL-HURİ (22.11.2003)

> ‘Bilim dini’ olarak vülgermateryalizm M.ŞÜKRÜ HANİOĞLU (21.11.2003)

> Menfur İstanbul patlamaları İBRAHİM NAFİ (21.11.2003)

> Terör, halka karşı ‘psikolojik harp’ uyguluyor PROF. DR. NEVZAT TARHAN (21.11.2003)

> Barış işgalin bitirilmesine bağlı SALİM LONE (21.11.2003)

> Tek millet ve yitik değerler AHMET KURUCAN (20.11.2003)

> ABD ve onlar PETER KİLFOYLE (20.11.2003)

> Osmanlı olmak Museviler için şereftir LAURENT MİGNON (20.11.2003)

> Amerika terörizmle savaşı kaybediyor DOÇ. DR. H. BÜLENT OLCAY (20.11.2003)

> Terörün panzehiri; medeniyetler arası diyalog MURAT AKSOY (19.11.2003)

> Türkiye: Barış içindeki tarih dersi PROF. DR. SEYLA BENHABİB (19.11.2003)







GAZETE SAYFALARI


 

   BÜTÜN YAZARLAR


 

   
   
   
   

 

 

Copyright© 1995-2003 Feza Gazetecilik A.S. / Çobançesme Mh. Kalender Sk. No: 21 34530 Yenibosna / İstanbul
Tel:+90 (212) 639, 34 50 (pbx) Fax: +90 (212) 652 24 23 e-posta: okurhatti@zaman.com.tr
Bu site Zaman Gazetesi Bilgi İşlem ve İnternet Servisi tarafindan hazırlanmaktadır.