|
Bu nasıl kardeşlik?
1992 sonbaharında New York’ta İmam Bâki ile tanışmıştık. Bu zenci imam, aslında gençliğinde iyi bir sporcu olmasına rağmen uyuşturucuya bulaşıp hapse düşmüş. Hapishanede İslamiyet’i tanıyarak Müslüman olmuş. Sonra kendisini dine vermiş. Sonra da hapishane imamı olmuş. Hâlâ namaz surelerini doğru okumakta zorlanıyordu. Hatta yolda takside giderken, teypten Kur’an sesi geliyordu, güya onunla tilavet ve kıraatini düzeltecekti; ama onun da telâffuzunda problem vardı. Ama çok iyi niyetle büyük gayret gösteriyordu. Cuma namazı için hapishaneye gittik, hutbede bir saat onların anlayacağı dilden nasihat etti.
Sonra namaz için “İstanbul’dan gelmiş olan arkadaşımız size cuma namazı kıldıracak.” diyerek beni gösterdi... Bir hafta sonra beraber Türkiye’ye geldik. Beraber gezip dolaştık. Fakat bana, o zaman cevap veremediğim bir soru sordu: “Bu nasıl kardeşlik ki, birileri bizleri Afrika’dan zincire vurup köle olarak götürürken Osmanlı neredeydi? Müslüman Türk kardeşlerimiz güçlü bir devlet oldukları halde bize niye sahip çıkmadılar? Biz Müslümandık, zorla Hıristiyan yaptılar, köle yapıp sattılar. Hâlâ Fâtıma isimli kiliseler var. Bunlar bizim ninelerimizin ismi... Neden? Neden?”
1996 Aralık ayında Hindistan ziyaretimiz sırasında, Yeni Delhi’deki büyükelçilik binamızı ziyarete gittik ve o zamanki büyükelçimizle görüştük. Sohbet sırasında dedi ki: “Güney Afrika’da ilk defa, büyükelçiliğimizi ben kurdum. Orada müzede Osmanlının gönderdiği bir din adamının seneler önce Avrupa’dan gelenlerle yerlilerin dilinden ortaya çıkan yeni dile göre bir Kur’an mealini gördüm. Kendi el yazısı idi. Bir gün de Zulu kabilesinden bazıları gelip bana Osmanlı fermanlarını gösterdiler. ‘Biz sizinle tâ o zamandan beri dostuz. İngilizlere karşı Osmanlı bizi destekledi ve her türlü yardımı yaptı.’ dediler. Ben hayret ettim.”
Gerçekten ben de şaşırdım. Daha sonra, oralara yine Osmanlının gönderdiği bir din âlimi olan Ömer Efendi üzerine yapılan bir araştırmayı okudum. Kaptan Cook’un Müslüman olan kızı ile evlenmiş ve oralarda ta o zamanda beraber okullar açmışlar...
Zencilere teknik ve taktik yönden yardım için giden bir Osmanlı paşası İngilizler tarafından esir edilip, kızgın güneş altında elbiseden soyulup üzerine tatlı sürülerek karınca ve diğer haşaratın işkence ve eziyetine bırakılmış ve ölünceye kadar da bu durum sürmüş. Sonra yerliler orada ona bir türbe yapmışlar.
Önce MAH teşkilatında sonra da MİT’te çalışmış Hüsameddin Bey’in hatıralarında II. Sultan Abdülhamit tarafından, zamanında bazı Osmanlı şehzadelerinin Afrika’ya gönderilip silah takviyesiyle teşkilatlandırıldığını okudum. Hatta bu şehzadelerin Kurtuluş Savaşı’nda savaşmak için Türkiye’ye geldiklerini de aynı zat kitabında yazıyor. Ama İmam Bâki ile bir daha oturup bunları konuşmak imkânımız olmadı...
Bu Afrika gezim sırasında da İmam Bâki’ye anlatacak pek çok bilgiye ulaştım. İnşallah bir gün karşılaşırsam, sorusuna bir cevap olarak anlatırım. Elbette bunların içinde Osmanlının Portekizlilere karşı gönderdiği denizci komutan Ali Bey’in Mombasa’daki mücadeleleri de olacak...
Gerçekten Mombasa, Malinda’dan, Tanzanya’nın eski başşehri Darüsselam’a kadar 350 tane tarihî yerleşim mahallerinden en mühimi olan bir merkezî şehir. Kenya, Eritre, Etiyopya, Uganda ve Ruanda’nın liman şehri... Ana geçim kaynağı turizm... Antalya’da olduğu gibi turistlere güneş ve kumsaldan sonra iki–üç gün safari yaptırılıyor. 1970 ve 1980 yılları en çok turistin geldiği seneler olmuş. En zengin Avrupalı turistler buraya akın etmiş. Seçim yılı kargaşasında iki turist öldürülünce turizm geriliyor. Zaten turizmi gerileten şeylerin başında, güvenlik, altyapı ve ekonomi problemi geliyor. Elçiliğin ve İsrailli turistlerin bulunduğu otelin bombalanması, aynı dakikada İsrailli turistlerin bulunduğu uçağın ısı ayarlı roketle düşürülmesi turizmi % 90 nispetinde durduruyor.
Çay, şeker ve tropikal meyveler üretilen Kenya’da, turistlere abanoz ağacından yapılmış turistik eşyalar da satılıyor.
Mombasa’daki Türk koleji, okyanus bitişiğinde ağaçlar arasında çok güzel bir yerde. Burada bazı ağaçların üzerinde devamlı duran ve rengârenk çiçekler var. Bu güzelliğe başka yerde hiç şâhit olmamıştım. Kolejin bulunduğu yer kayalık olduğundan bazı ağaçların kökleri, derine gidemediği için yer yüzeyinde çok geniş bir alana yayılmış vaziyette... Hatta bazı ağaçların yukarıdaki dallarından yerlere kök gibi sarkıp toprakla buluşan kısımlar var ve bu manzara enteresan bir durum sergiliyor. Bu kısa ziyaretimizden bazı notlarla sizlere bilgi vermeye çalıştık. İnşallah oralara gidip, bizzat görmek de nasip olur.
24.11.2003
|