|
İslam, demokrasi, Türkiye ve Amerika
İstanbul’da bombaların bir kez daha insafsızca patladığı perşembe günü akşamı TÜSİAD’ın Washington’daki ofisinde TESEV Başkanı Can Paker’le sohbet ediyoruz. Küçük bir heyetle Amerika’da işbirliği yapacak ya da finansman sağlayacak kurumlar bulmaya gelmişler. Nereye gitseler ‘İslam ve demokrasi’ konusuna büyük ilgi olduğunu görmüşler.
Müslüman toplumunda demokrasinin yaşayabileceğine en canlı tecrübe alanlarından biri olarak görülen Türkiye’nin fanatik terörün hedefi haline gelmesi konuyu ABD’de daha da hararetle tartışılır hale getirdi.
Din adına hareket ettiğini sanan bir grup manyak, ‘radikal laikler’in rahatsız olduğu ‘ılımlı dindar’ bir hükümetin yönetimindeki bir ülkeye saldırıyor. Tam Hollywood’luk bir drama...
Nitekim Hollywood’un mekanında basılan Los Angeles Times’dan Tracy Wilkinson, meseleyi dramatize etmiş bile: ‘Demokratik ve ılımlı olduğunu ispatlama gayretindeki İslami bir parti tarafından yönetilen Türk hükümeti, kendini ansızın İslami bombacılarla savaşmaya mecbur buluyor. Bunu, çekirdek seçmen tabanını yabancılaştırmaksızın ve amansız, laik Türk ordusunu dizginleyerek etkili şekilde yapmak, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan için pek zor bir iş olacağa benziyor.’ (21 Kasım 2003)
CNN muhabiri Chris Burns İstanbul’dan yayına bağlanırken her vesileyle Türkiye’nin ‘fundamentalist kökleri olan bir parti’ tarafından yönetildiğini ifade ediyor. New York Times’ın tabiri ise, ‘İslami kökleri olan reformist parti’. Ama liberal insafı elden bırakmayan Times, Bush hükümetine muhtemel askerî baskılara karşı Türkiye’deki ‘demokratik hükümeti’ güçlendirme ve ‘demokrasiyi emniyete alma’ çağrısında bulunuyor. (21 Kasım 2003)
Amerikan yönetiminin şimdiye kadarki davranışları, Times’ın temennilerine paralel nitelikte. Başkan Bush bir haftada ikinci kez Başbakan Erdoğan’ı arıyor, (statükonun temsilcisi Cumhurbaşkanı Sezer’i değil, reformun sembolü Erdoğan’ı muhatap alıyor), dualarını iletiyor, ‘arkadaşım’ diyor. İki dindar dertleşiyor. Haziran ayında İstanbul’da yapılacak NATO zirvesindeki musafahadan önce, Bush ocak gibi Erdoğan’ı Washington’da bağrına basmaya hazırlanıyor. Özellikle son tezkereyi çıkarmasıyla Washington’un samimiyet testinden geçmiş görünen Erdoğan hükümetinin, terör eylemlerinden sonraki tavrı da takdirle karşılandı. Global teröre karşı kader birliği, iki ülke arasındaki yıpranmış ilişkileri tamir potansiyeli taşıyor.
Erdoğan hükümeti, içte ve dışta şüpheci gözler üzerlerine çevrilmişken, terörün her türlüsüne, hele din adına yapılanına karşı olduğunu en güçlü şekilde göstermeli. Böylelikle partinin dindarlığını nazara vererek sanki fanatizmden beslenen terör türünün üstüne gitmeyeceklerini ima edenler de ağızlarının payını almalı. Yolunu şaşırmış küçük bir grup beyinsiz ve ruhsuz fanatiğin tüm Müslümanları töhmet altında bırakmasına müsaade edilmemeli.
Ayrıca teröre mücadelede Amerika’nın doğrularını almalı, hatalarından uzak durulmalı. Mesela ilk etapta ABD’den üst düzey bir terörle mücadele heyeti Ankara’ya davet edilebilir. Diğer yandan, Amerika’nın terörle mücadele edeyim derken sivil hak ve özgürlükleri lüzumsuz derecede kısıtlama hatasına düşülmemeli. Dünyanın önde gelen hak-hukuk uzmanlarına danışılmalı.
Terörle mücadeleye sırf militarist ve polisiye açıdan bakılmayıp bilimsel ve uygar bir perspektif getirilmesi, toplumsal ve siyasal istikrarımızın bozulmasını ve reformların sekteye uğrayarak neticede AB defterinin kapanmasını isteyenleri de ters köşeye yatıracaktır. ‘İslam ile demokrasi’ pekala bağdaşabilir. Ama ‘İslam ile terörizm’ ve ‘militarizm ile demokrasi’ aynı kaba giremez. ABD’de akl-ı selim sahiplerinin Türkiye’den ümitle beklediği, bunu ispatlaması ve örnek olması...
24.11.2003
|