| |
Köpük ve altta akan su
Kur’an-ı Kerim, hak ile bâtılı fevkalâde bir tasvirle şöyle anlatır: “Allah, gök tarafından bir tür su indirdi; vadiler, ırmaklar, kendi ölçülerince onunla doldu taştı ve sel olup aktı. Sel, suların üstünde kabaran köpüğü alıp götürür... Köpük yok olup gider. İnsanlara faydası olan kısmı ise yerde kalır. İşte Allah böyle misaller verir, böyle temsiller getirir.” (Râd:17)
Etienne Gilson, Rönesans’ı çok güzel tarif eder: “Orta Çağlar – (eksi) insan.” Evet, modern medeniyet, insana sadece nefsi adına hizmet etmiştir ama o, insanlık tarihinde temelden bir sapmayı temsil eder. İnsan, modern çağlarda pek çok şeyi başarmıştır, ama kendini unutmuş ve kaybetmiştir. Geniş planda kâinatın, dar planda kopmaz bağlarla bağlı bulunduğu “tabiî” çevrenin bir parçası olduğunu kavrayamamıştır; Geothe’nin Mefistosu’nun ifadesiyle, herhangi bir canlıyı tanımak istediğinde, ilk iş olarak onun ruhunu kovar hale gelmiştir. İkbal’in benzetmesiyle, “tabiatın leşine üşüşen ve her biri bir et parçasını kapıp kaçan bir akbaba sürüsüne benzeyen” tabiî bilimler, artan sun’î ihtiyaçları karşılamak için geliştikçe gelişmiş, fakat insan, bir otu bile yapamayacak acziyette olduğunu idrak edememiştir. Kimi zaman dünyayı akıldan, göğü duygudan ve varlığı ma’nâdan yoksun görerek, kendisini “dünya çölüne fırlatılmış gayesiz bir taş” gibi telâkki etmiş, temel beşerî endişelerinin onları inkâr etmek veya unutmakla giderilebileceği zehâbına kapılmıştır. Allah karşısında “Sen Sensin, ben benim” şeklinde ortaya koyduğu benliğini, neticede eşyaya, hürriyetini sınır tanımaz arzularına ve önceden doğmuş olma, açıkgözlülük, rahat yalan söyleyebilme, zenginlik gibi birtakım ‘imkânları’ kullanıp, ekseriyet üzerinde kurdukları zulüm, gasp ve haksızlığa dayalı otoritelerini, hakikatı kemiyet ölçüsüne vurarak devam ettiren düzenbaz bir azınlığın eline, haysiyetini ise tüketim, lüks hayat ve faydacılığa teslim etmiştir.
Allah’a kulluktan uzaklaşmakla “kendini gerçekleştireceğini” ve gerçek hürriyetini elde edeceğini sanan insan, fıtrî gerçeklerden kaçamamış ve dış görüntüsünün altında ferdileştirilmiş yığınla ilkel inanç şekli uydurmuştur. İlkel insanın dini diye küçümsediği putperestliği diriltmiş ve sayısız put edinmiştir. Her bir sebep, her bir arzu, nefsin her isteği bir ilâh mesâbesindedir onun için. Fetişizm, totemizm, ritüalizm, kendini bir partiye ya da devlete adama, kişileri putlaştırma, onun dininin çeşitli vecheleridir. Kendi hayatına kendisinin yön verdiğini sansa da, kitle haberleşme vasıtalarının ve onları kullanan bir avuç mütegallibenin programlanmış robotundan başka bir şey değildir o.
İnsan, insanın kurdu ve insan, insandan kopuk hale gelmiştir bugün. İnsanlar arası münasebetler, insanî münasebetler olmaktan çıkmış ve karşıdaki insanı bir alet, düşman veya rakip telâkkî etmekten kaynaklanan bir keyfiyete bürünmüştür. Her türlü içtimaî ve insanî münasebetlerde pazar veya piyasa kanunları geçerlidir. Sermaye sahibi, bir makineyi kullanır gibi kullanmaktadır emrindeki insanı. Tüccar, müşterisini ihtiyacı karşılanacak gerçek bir şahıs olarak değil, istismar edilecek bir nesne gibi görmektedir. Bir kısım malları sattığı gibi, kendisini de satmaktadır modern insan. Benlik duygusu, yalnızca başkalarının kişi hakkında düşündüklerini ifade etmektedir. Kimse tarafından beğenilmeyen insan, yok demektir. Beynelmilel şirketler, daha fazla kazanmak için tüm insanlığı alabildiğine kemirmekte, kocaman mağazalarda kaybolan insan, şehrin kalabalıklığı içinde basit bir eşyadan daha değersiz görülmekte ve apartmanlarla gökdelenler arasında yok olup gitmektedir.
Modern insan ve modern hayat, tarih vadisinde akan insanlık selinin üstüne çıkan köpüğü temsil etmektedir. Bu köpük zalimdir, gaddardır, yalancıdır, çok yüzlüdür. Hayat dediği zaman öldürür; barış dediği zaman savaşır; insan hakları ve hürriyetleri dediği zaman, bunların hepsini ayaklar altına alır. Demokrasi ve cumhuriyet dediği dediği zaman, totaliterliğin en kirlisini tatbik eder. Bilim ve akıl der ama, menfaatlerine hizmet eden dogmatik ideolojilerin bayrağını taşır. Terörle savaş dediğinde, en canice terörü uygular.
Ama, bir de köpüğün altı var. O, haktır, kalıcıdır, gittiği her yere hayat taşır, insanlık taşır, sevgi, saygı, fazilet taşır. Ve insanlığın geleceği, işte bu altta akan sudadır. Önemli olan bu suyun bulanmadan akmasını sağlamaya çalışmaktır. STV’nin Gecenin Bereketi programı, çirkin köpüğün içinde bunaldığımız bir dönemde bize bu hakikatı bir defa daha hatırlattı.
24.11.2003
|