| |
Tarih felsefesi
Batı medeniyetinin, insanlığın yönlendiricisi olması lazım geldiğini kabul edenlerce, adını koymamakla beraber konu olarak Tarih Felsefesi’ni ilk ele alan Augustinus’u biraz tanıyanlar felsefe kavramındaki akılcılığa son derece uzak olduğunu bilirler; onun bu konudaki izahlarına ancak “Tarih Teolojisi” denebilir.
Çünkü akla, olaylarda insanın oynadığı role, beşeri ihtiyaçların zorlayıcı sebeplerine gözlerini kapıyor, her şeyi Tanrı’nın iradesi olarak açıklıyor. Kanaatimizce Tarih Felsefesi’ni konu itibarıyla ilk ele alan İbni Haldun’dur. “Mukaddime”sini okuyanlar, olaylardaki insanın damgasını net bir şekilde görürler. Denebilir ki İbni Haldun da inanmış bir Müslüman’dı; onun da bütün olayları külli irade olarak Tanrı’ya bağlaması gerekirdi. Bu noktada önümüze Hıristiyanlıkla Müslümanlığın insan anlayışları, mayasının niteliği, kader hakkındaki telakkileri çıkar; aralarında dağlar kadar fark vardır. Olayların gelişmesinde, İbni Haldun, insan karakterinin, tutum ve davranışlarının önemli rol oynadığını kabul eder. Bir bedevi ile medenileşmiş bir kişinin yapacağı işlerdeki farklılığa dikkat çeker.
Konu itibarıyla Tarih Felsefesi’ni İbni Haldun ilk ele almasına rağmen, bu disiplinin adını ilk defa J. Bodin “Philosophistorici” olarak kullandı. Fakat Bodin, söz konusu disiplini bugünkü Tarih Felsefesi anlamında değil de “olup bitenleri anlama ve anlatmada bilgece bir bakış” olarak ele aldı. Olayları birbiri ardına sıralama yerine, bilgiyle bunların sebeplerine inmeye çalıştı. Bugünkü anladığımız tarzda Tarih Felsefesi tabirini ilk kullanan Voltaire’dir; konusunu da İbni Haldun’a benzer şekilde ele almıştır. Bu husustaki görüşlerini “Genel Tarih ve Ulusların Ruhu ve Gelenekleri Üzerine Deneme” ve “Tarih Felsefesi” kitaplarında okuyoruz. Voltaire, tarihte olup bitenleri kilise mensupları gibi açıklamıyor; olayları akılla, milletlerin durumuyla ele alıyor. Tarihi, Hıristiyan teologlarına benzer şekilde Museviliğin nazil olmasıyla da başlatmaz. Medeniyetin köklerine inmekle başlatılması gerektiğine inanır.
Voltaire’nin bu çabasına rağmen Batı’da ilimde modern tavır ve telakkilere Ortaçağ’ın kuşkuculuğuyla karşı çıkılmış, tarihi olaylarda felsefi anlamda genellik aranamayacağı öne sürülmüş, tarihte yasa arayanların, insanın macerasına felsefi bir despotizm sokacakları belirtilmiştir. Bunun için bu dönemde Tarih Felsefesi konusunda eser verenler çekingen davrandılar. Hatta İseli’nin, Wegelin’in, ünlü Herder’in bu çekingenlikten tam kurtulduklarını söyleyemeyiz.
İselin’den sonra Wegelin tarihi olayların sebepleri üzerinde durur. Ona göre tarihi olaylar önceden planlanmış olmadıklarından, onlarda devamlı bir belirsizlik hakimdir. Bunun için tarihi olayları belli yasalara kavuşturmak boşuna gayrettir. Belli ölçülerde tarihi olaylar sebeplilik karakteri arz ederler; fakat onları tabiat yasalarıyla aynı görmek mümkün değildir.
Herder’e göre geçmiş olayları, bugünkü ölçülerimizle değerlendirmek son derece yanlıştır. O, tarihi olayları tabiat olaylarına benzetir; tabiatta olduğu şekilde, tarihi olaylarda da sürekli bir oluşum söz konusudur. Bu görüşüne rağmen tarihi olayların tabii olaylar gibi kesin yasalara bağlanmayacağını, sebeplerle izah edilemeyeceğini belirtmenin mecburiyetini duyar.
Tarih Felsefesi’yle ilgilenen bütün filozofların görüşlerini sıralasak da sosyal olayları tabii olaylar gibi kurallarla izah edemeyiz. Fakat sosyal olayları ne tamamen başıboş kabul edebilir ne de onları tamamen rastlantıyla açıklayabiliriz. Milletlerin başarılarında, başarısızlıkların mantalitelerinin rol oynadıklarını görürüz. Milletlerin mantalitelerinde ise ilim ve kültür seviyelerinin, tarih şuurlarının, coğrafi konumlarının ve benzeri etkenlerin rol oynadıkları muhakkaktır. Yarınki tarihimizde rol oynamak isteyen Tarih Felsefecileri, bizi milletlerin arasında var edecek, hatta öne çıkaracak mantalitemizin nasıl bir özellik taşıması gerektiğini öncelikle tespit etmelidirler. Ardından da bu mantaliteye ulaşmamız için yol haritası çizmelidirler. Felsefe sadece büyük filozofların sözlerini sıralamak, fakülte koridorlarında entel görünmek çabası değildir. O, bir yol göstericilikte fonksiyon ifa ederse, mana taşır; gerisi kafa konforundan ibaret boş laftır.
24.11.2003
|