|
Hayat ve bayram
Ali Kırca hoş bir bayram yazısı kaleme almış. Özlediğimiz şeyin eski bayramlar değil; gençliğimiz, çocukluğumuz, kaybettiklerimiz olduğunu söylüyor. Doğruluk payı var ama, tamamen doğru değil.
Zamanlar ve mekanlar, insanlarla, insanların yaşadıklarıyla ve yaşattıklarıyla değerlenir. Bu gayet tabiidir. İnsandan soyutlayarak zamanların ve mekanların mukayesesi yapılamaz. Elbette ki eski bayramlar, eski insanlar anlamına da gelir.
Özlediğimiz, aslında, geleceğimizle ilgilidir ve onun mâzi ile de bir miktar alâkası vardır. “Gelenekçilik-yenilikçilik” tasnifi bana hep ters gelmiştir. İyiyi doğruyu güzeli arıyoruz; ölçüleri ne ise, uygulayarak tespitimizi yaparız. Hangi zamanda hangi mekanda bulunduğunun ayrı bir önemi mi var?
Meselâ ben mazi ile ilgili bir şeyi daha yeni öğrendim ve sanki içimdeki bir yer kaydı gitti. Olmaması gereken bir hal için yapılacak bir şey yok; fakat unutup geçmenin de bir yolu, bir formülü yok. Evet, mazide acılar da var; bazı çirkinlikler de. Onlar gelecekte de var olacaklar. Mesele şuradadır: Hayatın genel akış seyri acaba neyi gösteriyor ve o yanlışlıklar ve çirkinlikler nereden kaynaklanıyor? Sözünü ettiklerim mazide yaşanmıştı ama, yenilikçi adı verilen cenahın illetlerinden (hastalıklarından) kaynaklanmıştı. Hakim değer ölçülerinin bağlıları tarafından şiddetle reddedilen bir mahiyet taşıyordu. Bize de toslamış ama, bizim gönlümüzün ruhumuzun özümüzün malı değil.
Sevgi, terkip sırrının tecelli ettiği kıvam potasında asliyetine kavuşur. Sevgi de aşk da, önce ruhidir. Ruhi yönü olmayan her şey hayvancadır; bunu tahkir için değil tavsif için söylüyorum. Bu mahiyetiyle sevgi, her temel meseleyi aydınlatabilen bir ışıktır. Çok lâfı edilir ama, yaşanmasındaki büyük sıkıntılar gün geçtikçe artıyor.
“İnsan bazen başkasından çok kendine yabancılaşır” demiş bir düşünür. Kendine yabancılaşmış insan sevgiyi bilemez ki sevmeyi bilsin. Yenişehirli “... rûz-i mahşerde nemiz var denecek, biz günah etmedik ki insancasına” diyor. Kendine yabancılaşan insan, işte o türlü hatalara sürüklenir. Günahın bile insanca olması gerekir; o, bundan bile mahrum olduğu için sevgiye bühtan eder. Sevgisizliğin en dramatik türü budur. Ve maalesef bu hal, bence giderek yoğunlaşıyor. Sevginin lafzı çoğaldıkça, özü unutuluyor.
Bayramlar sevinç günleridir. Fakat, bayram, hayatın bütününden ayrılmaz ki. Yılların neyse, o yılların bayramları da ona göre olur. En liberalleri bile “insan unsurunda bozulma var” diyor. Peki “insan” bozulmuşsa, iyiye giden nedir? Medeniyetin ölçüsü insan değil miydi? İnsansız medeniyetin kavramı ve ölçüsü olur mu? Üretim ve ekonomi, insan için değil midir? Sevgi nedir, bayram nedir, sevgi ve sevinç nedir; bilmekte midir “insan” unsuru?!
Toktamış Ateş kendi öğrencileri için, “iyiler, hoşlar ama bir dilekçe yazmaktan acizler” diyor. Kompoze edemiyor, terkip edemiyor. Prof. Mehmet Kaplan’ın “terkip” hakkında canlıları mukayese eden ve insanın mümeyyiz vasfı olarak gösteren bir sözü var ama, hadi şimdi söylemeyeyim!..
“Teşhisi koyduk, tedavi reçetesi hazır. Fakat uygulayamıyoruz” deniliyor. Yanlıştır bu yaklaşım. Sosyal planda, doğru teşhis, saniyesinde değişim doğurur; tedavi önce bu değişim belirtileriyle kendiliğinden besler, arkasını sizin getirmeniz beklenir. Yıllardır aynı şeyleri söylüyoruz da “şu söylemde bir noksan, bir yanlış var mı?” diye düşünmüyoruz. Kime sorsan aynı nakaratı tekrarlıyor, herkes doğruyu bildiğinden ve gereken fikrî gayreti gösterdiğinden son derece emin!
Sevgisizlikten bir gün taşlaşacağız neredeyse. Sevgi eğitimi, nazari planın modası geçmiş bir kavramı olarak bile kayıtlarda ve hafızalarda yer bulmuş değil. Sevgisiz sevinç, düşüncenin ve sorumluluğun bile sevgiyle kaim olması gerçeği yanında ne kadar gülünç bir gösteri.
Düşünce eğitimi ancak sevgi eğitimiyle paralel yürürse insan yetiştirmeyi becerebiliriz. Özlediğimiz budur, çocukluğumuz değil. Özlemlerimiz kendimiz için değil; çocuklarımız, torunlarımız, yani geleceğimiz içindir. Bu bayramı bu özlemin yangınıyla bir başka türlü yaşıyorum; özel sebep ve vesile hiç önemli değil... Hepimize, bayram dahil, şuurlu günler ve hayatlar diliyorum.
27.11.2003
|