|
‘Sapkın dinci terör’
Teröre isim koyma tartışması her şeyin önüne geçti. “Habis ur kansere dönüşmeden, toplum hayatımızı felç etmeden nasıl önüne geçeriz?” sorusunun cevabı bile gölgede kalıyor.
Düşmanı tanımlamak, mücadelenin ilk adımı, doğru. Ama ilk adımda yerimizde sayarak ve toplumsal barışı zedeleyecek tarzda birbirimizi örseleyerek bir yere varamayız.
Toplum psikolojisi ve terörle mücadele stratejisini gözeten ve kolaycı tanımlamalardan kaçınan insanlar, neredeyse ‘yardım ve yataklıkla’ suçlanacak. Baştan beri net ve sert tavrını ortaya koyan Başbakan Tayyip Erdoğan bile bu imalardan payını alıyor. İkinci saldırıları ‘Başbakan’ın teröre kafa tutan’ açıklamalarına bağlamaya çalışanların bir kısmı şimdi söz konusu koroya katıldı.
‘Terörü tanımlamakla işe başlayalım’ çizgisindeki herkesi aynı kefeye koymak haksızlık olur. Kızgınlığımız, iyi niyetli yaklaşımlarımızı ‘kendi teröristlerini koruyorlar’ önyargısına kurban edenlere. Bombalar ülkemizde patlamamış ve bizim canımızı yakmamışken, intihar eylemlerinin insanlığa sığmadığını, İslam’ın da meşru saymadığını defalarca yazmış insanlar olarak, ‘İslamcı terör’ tanımına itiraz ediyoruz. ‘Terörün ekmeğine yağ sürmeyelim’ diyoruz. Hâlâ bazıları buzağı arıyor.
Anlaşamadığımız diğer nokta ise olaylarla ilgili şüpheleri dile getiriyor olmamız. Bir komplo teorisine gerçeğin ta kendisi muamelesi yapıp, ‘doğru sadece budur’ demek kadar, yalnızca bize gösterilenle yetinmemiz de yanlış. Komplocu damgası yemek korkusuyla farklı alternatifleri hiç düşünmeyelim ve şüpheleri seslendirmeyelim isteniyor. “Dünya bir Matrix, Usame bin Ladin ise Neo mu? Telefon ahizelerinden dünyamıza sızıp, en yakın kulübeden sırra kadem mi basıyorlar? Geri kalmış bazı Müslüman ülkelerden aldığı insan desteği ve babasından kaldığı söylenen birkaç milyon dolar karşımızdaki fotoğrafı izah etmeye yetiyor mu?” türü soruları telaffuz etmek cesaret istiyor. Komplocu olmak ve teröre kılıf hazırlamak gibi iki ağır suçlama altındayız.
“Canilerin dini kimlikleri ve eylemlerine dinden referanslar bulmaları, cinayetlerini örtbas etmez, meşrulaştırmaz. İnsanlığa karşı işlenmiş suçlarla karşı karşıyayız, bunu din adına yapmak olayın vahametini büyütmekten başka anlam taşımaz.” dememiz yeterli bulunmuyor. Ve ısrarla koro halinde ‘İslamcı terör’ temposu tutmamız şart koşuluyor.
Geçen yazımda, bölücü teröre ‘Kürt’ nitelemesi yapılmayışının doğruluğunu vurgulamıştım. Cenazeleri cemevlerinden kalkan örgütün eylemlerini bütün Alevilere mal etmenin de aynı şekilde hem haksızlık hem de stratejik açıdan yanlış olduğunu dile getirmiştim. Bunun verdiği rahatlıkla şimdi soruyorum: ‘İslamcı terörü kabul edin’ baskısı yapanlar, neden Kürtçü ya da Alevici terör ifadelerini kullanmıyor? Kullansınlar demiyoruz, tam tersine bu sıfatlara da en az diğeri kadar muhalefet ederiz. Ancak ortada çifte standartlı tavırlar bulunduğunu da kayıtlara geçirmeliyiz.
İyi niyetle terörü tanımlamaya çalışanlarla birlikte şu noktaya gelebiliriz: Eylemcilerin kendilerini dinle irtibatlandırdığı doğru. Ancak bu kişilerin, büyük Müslüman kitle ve onun kabul ettiği İslam mesajı ve metoduna aykırı hatta düşman oldukları gerçeği de göz ardı edilmemeli. Bu zıtlık ortada iken ‘İslamcı terör’ kavramı, gerçek Müslümanlara haksızlık, diğerlerine imtiyaz olacak.
İslam dünyası ilk defa terörle karşılaşıyor değil. Geleneğimizde, Haricilere de bugün çok konuşulan Sabbahiler ya da Haşhaşiler diye bilinen gruba da ‘fırka–i dall’ yani sapmış yol denilmiş. Günümüz canilerine de ‘sapkın dinci terör’ diyebiliriz. Hem kendilerinin ifade ettiği din bağlantısını vurgular; ama aynı zamanda ‘sapkın’ ifadesiyle gerçek din ve dindardan soyutlamış olabiliriz.
28.11.2003
|