|
Batı’yı anlamak
Son terör olaylarını takip eden uluslararası diplomasi, Batı’yı mantıklı bir biçimde tahlil etmemiz gerektiğini ortaya koyuyor.
Batılı dünya bir yandan bize destek veriyor; öte yandan da, fırsatı ganimet yapıyor. AB’de güya bize destek veren İtalyanlara ne demeli? Başbakan Erdoğan evvelki gün, Juventus’un UEFA’dan başvurusunu geri çekeceğini açıkladı. Ancak bu yazının kaleme alındığı dün öğleden sonra itibarıyla böyle bir gelişme yaşanmadı. UEFA Asbaşkanı Şenes Erzik, yaptığı açıklamada, Juventus’un UEFA’dan başvurusunu geri çekmek için herhangi bir girişimde bulunmadığını belirtiyordu. Son haberlere göre de UEFA Türk Futbol Federasyonu’nun itiraz başvurusunu reddederek, maçların tarafsız sahada oynanmasını kesinleştirdi.
Hele İngilizlere ne demeli? İngiltere’nin Amerika ile birlikte yürüttüğü kirli Irak Savaşı İstanbul’da bize yönelik saldırıların temel sebebi iken, Chelsea takımı da fırsattan istifade peşinde. Başbakan Erdoğan’a laf düzeyinde destek veren İngiliz Başbakanı ve Dışişleri Bakanı ise şu ana kadar hiçbir şey yapmadı. Eğer Türkiye bu işi fena halde ciddiye alacağını gösterir ve elindeki kozlardan bir kısmını bu ülkelere karşı oynamaktan çekinmeyeceğini ortaya koyarsa belki bir şeyler yapabilirler.
İşin daha da vahimi, İngiliz Dışişleri’nin vatandaşlarına ‘Türkiye’ye gitmeyin’ uyarısı. Ankara’nın bütün çabalarına rağmen uyarıdan vazgeçmemesi. Türkiye’ye yönelik yeni eylemler olabileceğine dair istihbaratı basın ve televizyonlara sızdırmaları. Oysa bu bilgileri doğrudan Türkiye’deki muhataplarına vermeleri gerekmez miydi? Eğer Beşiktaş ve Galatasaray’ın maçları tarafsız bir sahada oynanırsa bu, açıktan açığa teröre prim değil midir? Ve sonuçta bütün bu davranışların neresi dostluktur?
Düz bir mantıkla, bütün bunların dostluk olmadığını düşünebiliriz. Ama bu, bizim kültür havzamızın reaksiyonu olur. Batılının kendi dünyası ve kendi zihniyet çerçevesi içerisinde meseleye baktığımız zaman ise farklı bir manzara ile karşılaşabiliriz. Örneğin İstanbul’daki saldırılar üzerine İngiltere’nin bize siyaseten destek verdiği tavır da Batılıdır ve samimidir. Ama aynı hadiseleri fırsat bilerek Chelsea takımının tarafsız saha için UEFA’ya başvuru yapması da Batılı bir tavırdır ve kendi içinde tutarlıdır. Aynı şeyler İtalyanlar için de söylenebilir.
Çünkü Batılı kafanın çalışma sistematiğini belirleyen temel unsur çıkardır. Her şey ama her şey çıkar kavramına göre şekillenir ve muhteva kazanır. Çıkar açısından olaylara yaklaşmak hasmane bir tutum anlamına gelmez. Bunun en güzel örneklerini AB içerisindeki üye ülkelerin birbirleriyle yürüttükleri ve dosya takası esasına dayanan müzakereleridir. Hiçbir AB üyesi ülke başka bir üye ülkenin dosyasına kendi dosyalarına destek almadan ‘evet’ demez. Çıkarlar uğruna AB içerisinde adeta meydan savaşları verilir.
AB üyesi ülkelerin başka devletlerle ilişkilerinde de en belirleyici motif ulusal menfaattir. Hatta ulusal menfaatin elde edilebilmesi için kendi iç yönetimlerinde çok kıymet verdikleri değerlerin ayaklar altına alınmasına da göz yumarlar. Açıkça yalan söylemek ve ikiyüzlülük yapmak anlamına gelecek işleri bile ya yaparlar ya da yaptırırlar. Öte yandan bir komşu ülkede demokrasi isterken de samimi olabilirler. Hele Batılı ülkelerin iç yönetimlerindeki insan hakları ve adalet kavramları çok daha belirgindir.
Ama iç yönetimde de çıkar grupları kendi hak ve menfaatlerini başkalarına yedirmemek için kıyasıya mücadele ederler. Kısacası bizim entelektüellerin kafalarında idealize ettikleri türden bir Batı yoktur. Hele dış ilişkilerde hiç yoktur. Dolayısıyla AK Parti’nin bu krizden Kıbrıs, Ege başta olmak üzere pek çok dış politika konusunu nasıl ele almak gerektiği konusunda vazife çıkarması gerekiyor. Dostluk dönemlerinde Yunanistan’a verdiğimiz tavizlerin bugünlerde aleyhimize kullanılan en önemli kozlar haline dönüştürüldüğünü iyi öğrenmeliler, benzeri hataları yapmamak için.
28.11.2003
|