|
Oğlum seni bu hallere kim düşürdü?
‘Oğlum keşke bin defa öleydi. Ama bir kez bile böyle ölmeyeydi. Biz milletine, devletine, bayrağına, Kur’an’ına saygılı, sevgili bir aileyiz. Aklımız fikrimiz almıyor ki, bu çocuk bunu nasıl yapar? Ne olursun elçilik et.
Bizi en başta Musevi kardeşlerimizin Hahambaşı olan hoca efendiyle görüştür. Onun da boynuna sarılayım. Elini eteğini öpüp, oğlum adına özür, ölenleri için başsağlığı dileyeyim. Sonra da bütün aileleri görüp aynı şeyleri yapayım. Biz bu acıyla yaşayamayız, kahroluruz helallik almadan!’
Hüznü gözlerinin içine akmış, yüzü de tıpkı saçları gibi ağarmış Bingöllü acılı baba Şefik Elaltuntaş böyle yalvarıyor Savaş Ay’a. Trajik bombalama eylemlerinden sonra okuduğum en anlamlı röportajı gerçekleştiren usta gazeteci Savaş Ay ise mütereddit! Bir yanda oğlunu kaybetmenin acısını bile yaşayamayan, Ay’ın göğsüne yaslanıp hıçkıra hıçkıra yardım isteyen bir baba, diğer yanda oğlunun Neve Şalom Sinagogu’nda bomba yüklü bedeniyle yok ettiği onlarca insanın acı sıcaklığı!
‘O an bir sessizlik oluyor odada. Sadece ‘Peki iletirim sayın Hahambaşı’na. Ama acı daha çok sıcak. Herkes çok yaralı.’ diyebiliyor yılların savaş fotoğrafçısı Savaş Ay. Belli ki geçmişte resmettiği binlerce şiddet karesinden daha yalın ama daha sarsıcı Elaltuntaş ailesinin dramı. Herkesin boynu bükük, ya yere bakıyor ya da bakışlarını kaçırıyor. Hâlâ şokta olduklarını, kimsenin yüzüne bakamadıklarını belirten ağabey Fatih ‘Biz bittik, mahvolduk. Kardeşimin ölümünü, cenazesini, taziye günlerini bir kenara koyduk. Benim pırlanta gibi kardeşimi bu hale getirenlerin ortaya çıkmasını arzuluyoruz bir an önce.’ diyor.
Duvarlarında birkaç dua ve ayetin asılı olduğu, aşırılıktan alabildiğine uzak, orta halli evde en metin görünmeye çalışan, anne Sabite Elaltuntaş. Ağzını bıçak açmayan anne konuşmaya başlayınca, yemyeşil gözleri kan çanağına dönüyor: ‘Bu sabah bayramdır diye mezarı başına gittim. Ve bağırdım ona. Seni affetmem! Hakkımı, sütümü helal etmem dedim. Sonra yine dayanamadım, dedim ki: Oğlum seni bu hallere kim düşürdü? Biz senin düğününü yapacaktık bir hafta içinde. Damatlığını bile almış koymuştuk dolaba. Seni kim kandırdı böyle?’
Öyle ki konuşurken tansiyonu düşen kadın dayanamamış ve baygınlık geçirmiş! ‘Ateş düştüğü yeri yakar’ derler. İstanbul’da Neve Şalom Sinagogu’ndan başlayarak arka arkaya patlayan bombalar hepimizi yaktı. Son günlerde medyada arzı endam eden, zeka seviyesi alabildiğine düşük komplo teorilerindense, bu ateşi hissetmek daha insanca geliyor bana.
Ölen de, öldüren de, ölene ve öldürene üzülen de insan! Bakın, baba Şefik Elaltuntaş’ın ‘Musevi kardeşlerimizin Hahambaşı olan hoca efendi’ diye muhteşem bir incelikle tanımladığı İshak Haleva nasıl karşılık veriyor: ‘Böyle bir duygu içinde olmalarından bir insan olarak elbette memnun oldum. Ancak şu an için olayın tüm acısı devam ediyor. Mümkünse bayram ertesi cemaatimizin ileri gelenleriyle de görüşüp yanıtımızı bildirelim.’
Hükümet sözcüsü Cemil Çiçek dün Zaman’ın manşetinden çok net bir mesaj verdi: ‘İslam dünyası teröre karşı ama’sız, fakat’sız çok keskin tavır koymalı!’ Arkasında farklı istihbarat servisleri olabilir; ama El Kaide bu işi İslam adına yapıyor. Bu gerçeği artık kabul edelim. Marjinaller dışında Türkiye’nin El Kaide ve benzeri örgütler için elverişli bir zemin olmadığını da unutmayalım. Graham Fuller kendisiyle yaptığım görüşmede ‘Acınızı anlıyorum, fakat unutmayın ki, bu ithal bir terör. Irak, Suudi Arabistan, Cezayir ya da Mısır gibi sosyolojik olarak terörü besleyen bir ülke değilsiniz.’ demişti. Evet yarı ithal Gökhan Elaltuntaş bizim gerçeğimiz, tıpkı helallik isteyen baba Şefik, kederli ağabey Fatih ve ‘Oğlum seni bu hallere kim düşürdü?’ diye haykıran anne Sabite gibi.
Peki ne zaman yüzleşebileceğiz bu gerçekliklerimizle?
29.11.2003
|