İNTERNETİN İLK TÜRK GAZETESİ
29.11.2003
Cumartesi
  For English
  Ana Sayfa
  Haberler
  Ekonomi
  Dış Haberler
  Politika
  Kadın-Aile
  Kültür Sanat
  Televizyon
  Spor
  Yazarlar
  Yorumlar
  Çizgi-Yorum
  Mizah
 
  Akademi
  Bilişim
  Eğitim
  Otomobil
  Röportaj
  Tüketici Masası
  Okur Hattı
 
  Bölge Haberleri

  Dünyada Zaman

 
  Arşiv Arama
  Abone Formu
  About Us
  Reklam
  Künye / İletisim
  Hava Durumu
  Namaz Vakitleri
  E - Kart
  Sanat Galerisi

YAZARLAR


M. NEDİM HAZAR n.hazar@zaman.com.tr
 
 

Ölüler, cep telefonları ve UEFA

Sanırım Ayşe Arman’dı ve dürüstçe yazmıştı: ‘Levent’teki patlama görüntülerini izlediğim an içimden, keşke yakınlarımdan biri olmasa ordakiler.’


Buna benzer şeyler okumuştum ve bu cümleler ilk bakışta rahatsız edici gibi görünüyor ama, Allah için elinizi vicdanınıza koyup söyleyin, yakınları, arkadaşları orada olma ihtimali olanlar hemen telefonlara sarılıp, sonrasında derin bir ‘oh’ çekmedi mi? Hanginiz yakınlarınıza, ‘sakın ha oğlum, evladım, anam/babam o civarlara gitme bir süre, hatta mümkünse evden bile çıkma’ demediniz? Hangimizin İstanbul dışındaki sevdikleri arayıp iyi olduğumuzu sormadı? Hangi ana–baba İstanbul’daki çocuklarını arayıp bir süreliğine buralardan uzaklaşmasını istemedi?

Pekiyi, biz böyle düşünürken insancıl oluyoruz da, İngilizler, İtalyanlar gelmek istemediği zaman mı, olay siyasi oluveriyor?

Yazmaktan klavyede mecal kalmadı; enteresan bir milletiz. Çoğumuz Televole cıngılını duyduğu an ekrana zıpkınlanır da, ertesi gün, ‘Efendim Televole toplumu olduk’ diye şikayet ederiz. Söyler misiniz, başka hangi ülkenin trafik sıkışmasında yol kenarından kağıt helvacılar, gül, simit satıcıları ve de cep telefonu aksesuarcıları ortaya çıkar?

Geçmiş yıllara ait bir teorim vardı, ‘bir ülkenin gelişmişliğine bakmak için çatılarındaki antenlere bakmak lazım’ derdim. Gerçekten de bana hep tuhaf gelmiştir, yamuk yumuk, çeşit çeşit antenlerle kaplı ülkem evleri. Şimdi bir durum daha var, geriliğimizi, az gelişmişliğimizi ispat eden: Cep telefonu sektörü! Neredeyse iki dükkandan biri cep telefoncu. Özellikle renk renk kılıflar, kapaklar vesaire. 2–3 milyar sermaye bulan, hiçbir işte tutunamamış yurdum insanı, kiralıyor dükkanı, asıyor levhayı: ‘Bilmem ne iletişim, bilumum cep telefonu aksesuarı ve de kontör bulunur!’

Boğaz Köprüsü’nde gişe kuyruğu beklerken, elinden cep telefonu şarj kabloları sarkan seyyar satıcı camınızı tıklatıp, ‘Abi çok orjinal ve uygun fiyata kapaklarımız var.’ diyor.

İnanılmaz yani...

Yürüyen cep telefonlarıyla sarılıyız çepeçevre. Ve en ufak bir olayda herkes davranıyor seyyar iletişim aletine. Sonrası malum, hatlar tıkalı, haberleşme iki seksen yerlerde. Facialarda, bayramlar, seyranlar da fark etmiyor, telefon elinizin altında ama hatlar kim bilir nerede!

Trajik ama, iki gerçek hikaye de okudum gazetelerden. Biri rahmetli sanatçı Yılmazer’e ait. Merhumun çalan cep telefonunu başkası açıyor. Diğeri ise yine bir kurbanın cep telefonuna verilen, ‘Aradığınız şahıs şu anda morgda.’ cevabı.

UEFA İngiliz ve İtalyanların başvurusu üzerine Türkiye’yi can güvenliği olmayan ülke statüsüne almış. Şimdilik geçici olarak elbette. Ve korkumuz bu güvensizliğin kalıcılığa dönüşmesi. Şüphesiz haksızlık ve UEFA nezdinde etkin olmanın da etkisi var. Zira bakın İsrail’in çok etkin olduğu basketbolda böyle bir karar alamıyor uluslararası spor çevreleri. Zira İsrail maçlarını ülkemizde oynuyor ‘güvenli’ diye. Nitekim bir İtalyan takımı paşa paşa gelip maçını oynayıp gitti İstanbul’da.

Benim esas eleştirim medyaya. Korkmayın, ‘her olaydan medya sorumlu’ diye kaba bir genelleme yapacak değilim. Ancak UEFA maçı öncesi iki İngiliz taraftar öldürüldükten sonra, ‘Two Size’ diye manşet atan, bombalamalar sonucunda, montajsız, kurgusuz, tasasız kıyamet görüntülerini yazıp, hem kendi halkını, hem de Batı dünyasının ödünü kopartan medya, şimdi ne diye oturup UEFA’ya lanetler yağdırıyor, İngilizleri korkak diye niteliyor ki? Daha birkaç yıl öncesine kadar, ülkenin batısındaki futbol takımları doğuya giderken nazlanmıyor, can güvenliğinden endişe etmiyor muydu? 5 günde bir 4 kamyonetin patlatıldığı, onlarca binanın tuz buz edildiği bir şehirde yaşamak sizi tedirgin etmiyor mu sevgili hemşehrilerim?


29.11.2003


Yazıcıya uyarla      Arkadaşıma gönder



Önceki Yazıları

> (27.11.2003) - Bomba yüksüz ölüm kamyonları

> (22.11.2003) - Martılar ve travma

> (20.11.2003) - Kassovitz’in rahibi veya milli gidişat

> (15.11.2003) - Bulut dedim, kork dedi!

> (13.11.2003) - Alıştığımız gerilim senaryoları

> (08.11.2003) - Kamusal alan zencileri

> (06.11.2003) - Sultanlar tokatladıkça topları...

> (01.11.2003) - Demirlerin en soğuğu!

> (28.10.2003) - 28 Şubat mahcupları

> (25.10.2003) - TMC




GAZETE SAYFALARI


 

   BÜTÜN YAZARLAR


Bütün yazılar



YAZARLAR

A. TURAN ALKAN

ABDULLAH AYMAZ

ABDÜLHAMİT BİLİCİ

AHMED ŞAHİN

AHMET SELİM

ALİ BULAÇ

ALİ ÇOLAK

ALİ H. ASLAN

ALİ ÜNAL

BÜLENT KORUCU

EKREM DUMANLI

ERHAN BAŞYURT

ETYEN MAHÇUPYAN

EYÜP CAN

FİKRET ERTAN

FİKRİ TÜRKEL

HASAN ÜNAL

HEKİMOĞLU İSMAİL

HİLMİ YAVUZ

HÜSEYİN GÜLERCE

İBRAHİM KIBRIZLI

İSKENDER PALA

KADİR DİKBAŞ

KERİM BALCI

M. ALİ YILDIRIMTÜRK

M. NEDİM HAZAR

MEHMED NİYAZİ

MELİH ARAT

MİRZA ÇETİNKAYA

MUSTAFA ARMAĞAN

MUSTAFA ÜNAL

NEVVAL SEVİNDİ

NİHAL B. KARACA

REHBER ABİ

SELÇUK GÜLTAŞLI

SELİM IŞIKLAR

ŞAHİN ALPAY

TAMER KORKMAZ

ZİYA PERVER




 

   
   
   
   

 

 

Copyright© 1995-2003 Feza Gazetecilik A.S. / Çobançesme Mh. Kalender Sk. No: 21 34530 Yenibosna / İstanbul
Tel:+90 (212) 639, 34 50 (pbx) Fax: +90 (212) 652 24 23 e-posta: okurhatti@zaman.com.tr
Bu site Zaman Gazetesi Bilgi İşlem ve İnternet Servisi tarafindan hazırlanmaktadır.