| |
Biz ne güne duruyoruz?
Sizlere Kenya’daki okullarda yaşanmış iki olaydan söz etmek istiyorum. Bugün birincisini ele alacağım:
Nairobi’nin yarısına su sağlayan barajın ana musluklarındaki tıkanmadan dolayı, belediye iki aydır su dağıtımı yapamıyordu. Yağmur mevsimiydi ve şiddetli yağmurlardan dolayı tamirat bir türlü yapılamıyordu. Fakat Kenya’da bulunuş gayesinin idrakinde olan Türk okulu idarecileri % 80 yatılı olan öğrencilerine su sağlamak için ellerinden geleni yapıyorlardı. Belediyenin su tankerleri hastanelere öncelik verdiğinden, fahiş fiyatına rağmen özel firmalardan su sipariş ediliyordu. Gelin görün ki, o özel firmalar da suyu ya vaktinde getirmiyor ya da yeterli su temin edemiyordu. Öyle ki, öğrenciler öğretmen lojmanının kapısını çalıp içecek su istediklerinde öğretmenler mahcup ve mahzun oluyorlardı. Öğrencilerin en temel ihtiyacı olan suyu sağlayamamak, Türk okulunun gerek öğretmenleri gerekse de belletmenleri üzerinde günden güne ağırlaşan bir yük halini almıştı.
Olağan yurt meseleleri görüşüldükten sonra sıra oda başkanlarının gündemlerinin görüşülmesine gelmişti. Gelmişti fakat yurtlar mesulü Murat Oğuz adındaki öğretmen, “Su problemi gündeme getirilirse ne derim?” diye endişeleniyordu. Sırayla oda başkanları söz alıyor ve gündemleri görüşülüyordu, fakat su meselesini gündeme getiren olmuyordu. Toplantının sonlarına gelinmişti ve söz almayan tek bir başkan kalmıştı. Murat öğretmen biraz olsun rahatlamıştı ve hatta sevinç duyuyordu. Çünkü su probleminin yanında konuşulan meseleler çok ehemmiyetsiz kalıyordu. “Demek ki öğrenciler bizim elimizden geleni yaptığımıza inanıyorlar ki, böylesine bir meseleyi konuşma ihtiyacı duymuyorlar.” diye düşünüyordu. Fakat yanıldığını az sonra anlayacaktı çünkü son öğrencinin ilk gündemi yaşanan su problemi idi. Evet olan olmuştu ve o cevapsız soru sorulmuştu: “Hocam, suyumuz niye yok?” Sorunun cevabı yoktu, çünkü öğrencilerinin bütün problemlerini çözme gayesindeki Türk okulunun, öğrencilerinin su ihtiyacını bile karşılayamamasına hiçbir mazeret olamazdı. Fakat bir şeyler söylenmesi lazımdı ve acziyet ifade eden gerçekleri söylemekten başka da çare yoktu. Murat öğretmen mahcup ve mahzun bir şekilde, bütün gayretlere rağmen niçin suyun temin edilemediğini anlattı. Sözünü henüz bitirmişti ki, öğrencilerden biri “Hocam, peki okul niçin yağmur suyunu toplamıyor, en azından günlük temizliğimizde o suyu kullanırız.” dedi. Murat öğretmen yağmur suyunu toplayacak bir düzeneğe sahip olunmadığını açıkladı. İşte o dakikadan sonra; kara Afrika’nın gönlü aydın öğrencileri, 10.000 km mesafeden gelen ve niyetleri Afrika insanına gerçek insanlıklarını kazandırmaktan başka gayesi olmayan Türk öğretmenlerine vefanın en güzel örneğini gösteriyorlardı. Öğrencilerden biri şöyle dedi: “Niye her şeyi okul idaresinden bekliyoruz, düzenek yoksa kovalarımız da mı yok? Yağmur her gün bardaktan boşanırcasına yağıyor. Oda başkanları olarak yapacağımız şey, her yağmur yağdığında kovalarımızı yağmur suyuyla doldurup su depolarına boşaltacağız.” Öğrencinin bu sözleri diğerleri tarafından da olumlu karşılanmıştı. Öğrenciler bu şekilde okuldaki su problemini çözeceklerine dair söz birliği ettiler. Murat öğretmen öğrencilerin yaklaşımı karşısında çok duygulanmıştı. Hislerini gizlemekle beraber, içinden hamd ediyor; “Demek ki öğrencilerimiz, Afrika insanını yüzyıllarca sömüren beyaz insanla bir tutmuyor Türk öğretmenlerini, demek ki öğrenciler samimiyetimize inanmış ve onların ellerinden tutmak için gelen öğretmenlerini yalnız bırakmayacaklar, demek ki dostluk tohumları yeşermiş, demek ki bağırlarına atılan diğer tohumlar da fırsatını bulunca filiz verecek, demek ki Türk okulu görevini eda edecek...” diye içinden geçiriyordu. Evet hâdise küçüktü fakat mânâsı çok derindi. Murat öğretmen mahcup ve mahzun girdiği toplantıdan mutlu ayrılıyordu. Ertesi gün yaşananlar ise vefa şiirinin kafiyesi olmuştu. Akşam yemeğinden hemen sonra yağmur âniden bütün şiddetiyle bastırmıştı. Öğrencilerin bir kısmı kapalı mekanlara kaçarken, bir gün önce söz birliği eden yurt oda başkanları odalarına koşup kovalarını almışlardı. Kimisi yağmur altına bıraktığı kovasının dolmasını bekliyor, kimisi de yağmur olukları altında dolan kovallarını su deposuna boşaltıyor tekrar doldurmaya geliyorlardı. Kovalar yetmemişti. Öğrenciler Murat öğretmene gidip daha fazla kova istediler. Yaşananlar karşısında duygularını gizleyemeyen Murat öğretmen yağmuru da fırsat bilip müsaade etmişti gözyaşlarının yanaklarından süzülmesine. Buruk bir sevinçti yaşanan. Buruktu çünkü bu yaşanmamalıydı, bu güzel öğrencilere yaraşır daha güzel imkanlar sunulmalıydı. Aynı zamanda sevinç vardı çünkü, geleceğin Afrika’sının mimarları vefalı Türk dostları olarak yetişiyordu.
30.11.2003
|