| |
Terör ve akıl
İslâm’ı herkes her konuda doğru anlıyor mu ki, Müslümanlardan bazılarının yorumunu İslâm’a mal etmek mümkün olsun? Elbette ki doğru anlamıyor ve böyle bir mal etme işi de mümkün değil.
“İslâmî yorum yapıyorum” diyerek teröre cevaz çıkaran hatta belli şartlara göre gereklilik izafe edenler tabii ki vardır. Ortadoğu’da bunun örneklerini hep gördük. Oradaki terör odakları 69-70-71’lerde, bizdeki terör hareketlerini de destekliyordu. Bizimkiler oraya gidip gerilla eğitimi görüyor, rütbe alıyor, kimlik ediniyorlardı. Deniz Gezmiş’in de yayınlanmış böyle bir kimliği vardı.
“Başka çareleri yok, bir çeşit meşrû müdafaa sayılabilir” görüşünde olanlar da epeyceydi. Bizse tersini yazıyorduk. “Terör masum insanların katliyle yürüyen bir eylemdir. Tabiatında vardır bu zaruret; ve bu gibi temel özellikleri sebebiyle de gayr–i meşrûdur. Kazandıracağı hiçbir şey yoktur. Gayr–i meşrû bir vasıta ile meşrû hiçbir hedefe varılamaz. Bunu İslâm’a mal etmek ise; iftiradır, bühtandır, cinayettir”. Yazmıştık ama, anlatamamıştık.
Ben hâlâ aynı kanaatteyim: Filistinliler hiçbir eylem yapmayıp sükûnetle otursalardı durum bundan kötü olmazdı; hatta birçok olumlu gelişmenin kapıları açılırdı.
PKK teröre birilerine bir şeyler kazandırmış gibi telakki edildi. Kazandıramaz. Kazandıklarını sananlar zamanla hiçbir şey elde edilemediğini er-geç göreceklerdir. Onların ilerleme olarak hayal ettikleri şey, fark edemedikleri büyük bir felâketin davetçisi olmaktan öteye geçemezdi.
Terörü var etmek için, önce ona bir ideal yönünde inananların mevcudiyeti gerekir. Böyleleri genellikle “kullanılan”lardır ama, onlarsız terör var olmaz. Onlar terörü var etmek için yetmezler, fakat onları kullananlar onlar sayesinde belli gerçekleşmeleri mümkün kılıp yönetirler. Daha sonra bu münasebet bozulabilir ve kontrol dışı dalgalanmalar çeşitli patronajlar altında dolaşır durur. Lâkin o “inananlar” yani “kullanılanlar” var ya; onların kafaları ve ruhları düzeltilebilirse, bir normalizasyon sağlanırsa, kullananlar bütün güçlerine rağmen terörcülük oynayamazlar. Başka mel’anet yollarını işletirler. Bundan dolayı, “terörün ideallere hizmet edeceğini vehmeden şaşkınlık” fikrî aydınlatmanın hedef unsuru olarak görülmelidir; eğitim, o hastalıklı yapıların tasfiyesini ve tedavisini esas almalıdır. Terördeki “kullanılanlar” bence ayrıntı değil “aslî unsur”dur.
Türkiye; Batıcı, tavizci, yozlaşmacı ve demokrasiye, laikliğe bağlanmak durumunda olduğu için ihanetçi gibi görülüyor bazılarınca. Türkiye eleştirilebilir ama, hem böyle değil, hem de onların böyle bir hakkı yok. Türkiye, İslâm âlemindeki en sağlam ve en istikballi ülkedir her şeye rağmen. Dünyayı ve İslâm’ı anlamak konularında Türkiye, onlardan çok daha iyi durumdadır. Hatta içlerindeki bazı entelektüel istisnalar açısından bile böyledir.
Ortadoğu’da bir terör problemi öteden beri vardır. PKK terörüne de (vaktiyle) sol teröre de (şimdi) bölücü teröre de oralardan ciddi bir ret tavrı ve düşüncesi çıkmamıştır. Fikrî hayatları, bizim kendimiz hakkındaki şikâyetlerimizi anlamsızlaştıracak kadar çoraktır. Dünyayı İslâm’ı ve Türkiye’yi anlayamadıkları için, son derece perişan bir durumdadırlar. Bu realite, Türkiye’nin ciddi bir rol üstlenmesini imkânsızlaştırdığı için de, Batı’sıyla Doğu’suyla bütün dünyayı ve insanlığı bunalıma kilitlemektedir. Uzun yıllardan beri bu böyledir ve bence en büyük “dünya gerçeği”dir. Oralarda ne demokrasi olur, ne de başka bir “yakın model”, “Faziletli, âdil...” gibi kavramların ise oralarda içeriği yok, sadece kabuğu vardır. Amerikan gafleti, onca devlet gücüne ve tecrübesine rağmen bu bahiste hayat verici bir değerlendirme küçüklüğü ve gülünçlüğü sergilemiştir.
Batı Türkiye’yi yeni terör hedefi olarak gösteriyor. Beşiktaş ve GS maçlarının dışarıya alınması, aslen, teröre hizmet eden vahim bir davranış hatasıdır. Ayrıca, bu tavırda, Türkiye’ye karşı yürüttüğü samimiyetsizlik politikasının önemli bir payı vardır. Esasen terörle mücadeledeki en büyük zaaf, bu samimiyetsizliktir. Samimiyetsiz, sevgisiz hayat; akıl yerine kurnazlığa yaslanır. Menfaatçi, maddeci, bencil, ışıksız, küçük ve gülünç zekâ: Kurnazlık! “Şark kurnazlığı” tabiri hep bilinir de, Garp kurnazlığının anlaşılabilmesi biraz daha zordur.
... Terörle mücadele, “fikren bitirilemeyen fiilen bitirilemez” gerçeğini dikkatine göre yürütülürse başarılı olabilir. Aksiyon, düşünceye tabidir. Doğru, güçlü, başarılı olup olmaması; düşüncenin temel ve vazgeçilmez ihtiyacı olan samimiyet ve sevgi dokusuna bağlıdır. Kurnazlığın yerine hür aklı başka türlü ikame edemezsiniz.
30.11.2003
|