|
CIA’in eğittiği Afgan Arapları
Mısır’ın Luksor şehrindeki tarihi tapınağa silahlı baskın düzenlendiğinde, Kahire’de görev yapıyordum. Kasım 1997’deki saldırıda, 57 turist hayatını kaybetmişti.
Bir yıl önce de, Kahire Müzesi önünde bir tur otobüsü yakılmış ve 18 Yunanlı turist yanarak can vermişti.
Türkiye’de yabancısı olduğumuz “İslami” terörü mercek altına almam, bu iki insanlık dışı saldırı sayesinde oldu. O dönemde, Mısır basını “Afgan Arapları” konusunu genişçe irdeleyip, ABD, Avrupa ve İsrail’i suçlayan yazılar kaleme aldılar.
Afgan Arapları, Sovyet işgaline karşı direnmek amacıyla “CIA destekli uluslararası bir kampanyayla”, Afganistan’a taşınan çoğunluğu Arap “mücahidler” için kullanılan bir tanımlama. Sayılarının 20 binden fazla olduğu tahmin edilen Afgan Arapları, Sovyet işgaline karşı direnişin başını çektiler.
ABD ve CIA, bu yöntemle komünizmin yayılmasını önlemiş oldu. Afganistan’da 10 yıl çamura saplanan Sovyetler, bunun ekonomik ve siyasi faturasını dağılarak ödedi. Arap ülkeleri de, kendi içlerindeki radikal eğilimlere meşru bir silahlı cihad alanı sağlanmış olmasının gönül rahatlığını yaşadı.
Ne var ki, Afganistan’da en zor şartlarda bir süper güce boyun eğdirmiş olmak, Afgan Arapları’na ulaşılması güç bir güven hissi verdi. ABD ordusunun “yeşil bereli” komandoları ve Pakistan istihbaratından, sabotajdan Stinger füze kullanımına kadar gayri nizami savaşa dair her türlü eğitimi alan bu insanlar, Afgan Cihadı sonrası yeni arayışlara girdiler.
Bosna, Keşmir, Çeçenistan, Somali, Mora gibi kriz bölgelerine yönelenler de, Mısır’da, Yemen’de, Cezayir’de kendi rejimlerine karşı direnenler de oldu. Afgan Arapları’nın manevi lideri Abdullah Azzam, Filistin’de İntifada’nın ortaya çıkmasını da sağladı. Ancak, Filistin asıllı Azzam 1989’da Afganistan’da faili meçhul bir bombalı saldırı ile öldürüldü. Azzam’ın Suudi Arabistan’da öğrencisi olan Usame bin Ladin de, hocasının peşinden Afganistan’a cihada gidenlerdendi. Mısırlı Ayman Zevahiri ve “Kör İmam” lakaplı Şeyh Ömer Abdurrahman da Afgan Arapları’nın manevi önderleri arasında yer aldılar.
Bu sebeple ki, bütün bu lider kadro savaş sonrası rahatlıkla ABD ve Avrupa’ya girip çıktılar. Arap Afganları, 1993’te Dünya Ticaret Merkezi’ne saldırıldığında bu kez ABD’nin hedefindeydiler. Nitekim Şeyh Ömer, Amerika’da tutuklandı. Mısır, kendi ülkesinde “İslami” terör estiren İslami Cihad’ın lideri Şeyh Ömer’e, o güne kadar ABD’de barınma imkanı verildiği için Washington’ı eleştirenlerdendi.
Kanlı Luksor baskını olduğunda da Mısır Devlet Başkanı Hüsnü Mübarek, İngiltere ve İsviçre’nin adını vererek Batılı ülkeleri teröre destek vermek ve örgüt liderlerine barınma imkanı sağlamakla suçladı. İslami Cihad’ın lideri Zevahiri’nin o sıralar İsviçre’de, yardımcılarının da İngiltere ve diğer Avrupa ülkelerinde bulunduğu iddia ediliyordu.
11 Eylül’de Dünya Ticaret Merkezi yerle bir olduğunda da, oklar Arap Afganları’nı ya da yeni ismi ile Ladin’in liderliğindeki el–Kaide’yi hedef gösterdi.
ABD, Afganistan’a müdahale ederken bir yönüyle beşinci kol faaliyetleri sonucu “elleriyle büyüttüğü” Afgan Arapları ile savaştı. Dünün “mücahidleri” bugünün “İslami” teröristleri olmuşlardı. Ya da “komplocu” yaklaşımla, dün Sovyetler’e karşı kullanılan, bugün ise İslam dünyasına müdahale aracı yapılan bir maşaydı, Afgan Arapları.
“İslami” terörist Afgan Arapları’nın Türkiye’deki patlamalar ile ilişkisine gelince, isterseniz onu da gelecek yazıda ele alalım.
30.11.2003
|