İNTERNETİN İLK TÜRK GAZETESİ
30.11.2003
Pazar
  For English
  Ana Sayfa
  Haberler
  Ekonomi
  Dış Haberler
  Politika
  Kadın-Aile
  Kültür Sanat
  Televizyon
  Spor
  Yazarlar
  Yorumlar
  Çizgi-Yorum
  Mizah
 
  Akademi
  Bilişim
  Eğitim
  Otomobil
  Röportaj
  Tüketici Masası
  Okur Hattı
 
  Bölge Haberleri

  Dünyada Zaman

 
  Arşiv Arama
  Abone Formu
  About Us
  Reklam
  Künye / İletisim
  Hava Durumu
  Namaz Vakitleri
  E - Kart
  Sanat Galerisi


  Yorum

Din, hegemonik bir siyasetin aracı olamaz

DOÇ. DR. MEVLÜT UYANIK



ir sözcüğü belli bir bağlamda taşıdığı anlam ile onu bir cümle içinde o bağlamda söyleyen kişinin o cümle aracılığıyla karşısındaki kişi ya da kişilere iletmeye çalıştığı içerik arasında nasıl bir ilişki kurulabilir? Bunu tespit edebilirsek, son terör eylemlerinde kitle katliamları yapan Türkiyeli insanların din ve dindarlık ile ilişkilerini anlayabiliriz. Bu hususun tahlili önemli, zira ya ABD’de olduğu gibi, terör sonrası iç politikada asayiş önlemleri artırılarak, dini değerleri önceleyen insanlar potansiyel suçlu muamelesi görecek ve dini dar bir alana sıkıştırmanın sonucu olarak paradoksal bir şekilde “radikal din(i)dar”lara yeni alan açılacak ya da terör suçlularının ve onları azmettirenlerin din ve dini değerleri bir araç olarak kullanmalarının engellenmesi için önlemler alınacaktır?

Eğer, ikinci alternatif öncelenmezse, genel kültürün bir parçası olarak, siyasal sisteme ilişkin, inanç, duygu ve değerler toplamı olan siyasal kültürün, bütün dünyada siyasal davranışın yönlendirilmesinde ve ortaya çıkmasında rol oynaması ve bu anlamda “din”in bir eylem aracısı (mediator of action) olarak işlev görmesi devam edecek gibi gözüküyor.

Gerçekten de din ile siyaset arasındaki sıkı ilişki ağına dair tarihsel örnekler sayılamayacak kadar çoktur. Siyasetin özünü iktidar ilişkileri ve kurumları meydana getirmekte, her toplum, içinde bulunduğu çağa ve çevresel etkilere bağlı olarak bir iktidar ilişkileri biçimi ve kurumları geliştirmektedir. Küreselleşme olgusuyla birlikte iktidar odaklarının uluslararası boyut aldığını düşünürsek, dinin işlevinin, oluşturulan uluslararası küresel siyasal sisteme dolaylı ve paradoksal bir şekilde de meşruiyet sağlanmasından ibaret olduğu gözlemlenmektedir. Sayın Başbakan’ın dediği gibi, taşıdıkları dini kimlik nedeniyle ahirette cezalarını çekecek olan intihar eylemcilerinin terörü, son tahlilde kimin değirmenine su taşımıştır? Dini değerleri önceleyenlerin olmadığı kesin!

O halde, bu ve benzeri terör eylemleri karşısında içe kapanarak hak ve özgürlükler alanını daraltmak ve korkulara teslim olmak yerine; İbn Haldun’un ifadesiyle, ‘toplumsal birliktelik, sosyal bütünlük için gerekli olan dayanışma duygusu, komünal ruh, sosyal bağlılık’ veya ‘sosyo–politik kimlik’ olarak tanımlanan ve asabiyetin bir aracı olan din ve dini değerleri önceleyerek “Modern Bir Dindarlık Tipolojisi” üzerinde durmalıyız.

Allah’ın fıtratına sarılma

Allah tarafından insanların dünya ve ahiret saadetlerini temin edecek İlahi ilkeler bütünü olan din, akıl sahiplerine hitap eder; birtakım gizli odaklar tarafından maniple edilmiş zihinlere değil. Bu anlamda din, iman, İslâm (barış) ve ihsan (sözde ve amelde doğruluk) şeklinde ifade edilir. Bu bağlamda dinin iki kaynağı vardır. İlki “fıtrat”tır, bu Allah vergisi ve onun bir yönlendirmesidir. İkincisi ise “kesb”dir. İç ve dış şartlar çerçevesinde, duygunun da etken olduğu düşünce ile ilgilidir. Bu nedenle fıtratın tersine kişiyi heva ve hevesine uydurabilir, isyana, şiddete ve teröre sürükleyebilir. Bundan sakınmak için ‘Allah’ın fıtratına sarıl’ denilmektedir. Çünkü “din”, fıtratı değiştirmek için değil, fıtrattaki genel selameti ve barışçıllığı geliştirmek içindir. O halde din, insanın iman ve amel kanunu olarak akıl ve serbest seçimle taklit olunacak hak ve hayır/iyilik kanunlarının tamamıdır. Dindarlık insanın sıfatıdır, kişiye ait bir tutumudur; yani insanın dinin/fıtratının ilkelerini bileyerek iyilik ve güzellikte yarışmasıdır. Dolayısıyla dindarlık ve diyanet insanın çalışarak kazandığıdır. Bu ayırımı yapamamak, bilgisel hatalara düşmek demektir. Bunun yanı sıra din konusunda bilgili olmak, dindar olmak için yetmez. Bunun bir de sevgi boyutu vardır. Bütün peygamberlerin söylediği temelde budur; yani İslâm’ın kelime anlamı olan barış ve güvenliği dünyaya yaymayı ana hedef edinmek. Böyle olunca, dini ve manevi değerler, bireysel ve toplumsal hak ihlalleri ve katliamlar karşısında hakkı–hukuku savunma ve haksızlığa karşı direnme; terörün olmasını istediği kaosa düşmeme görevini yerine getirebilmek için ruhsal bütünlüğü sağlayan bir dinamik olacaktır. Güvencesizlikte bile bir bilgeliği gerçekleştirmenin imkanıdır bu.

Şiddete şiddetle cevap vermek, güvenlik birimlerinin görevi; ama biz akademisyenler de şiddete karşı şiddetsizliği ve sevgiyi önceleyen metinlerle düzenliliğe, dayanışmaya teorik katkıda bulunmalıyız. Zira “yanlışa ‘evet’ dememek” ilkesi, hem siyaset hem de dini alanda birçok suiistimalleri ortadan kaldıracaktır. Nitekim “kötüyle yaşamak istemiyorsan, kötülük yapma ve yanlışları onaylama” şeklindeki ilkenin; zaman, mekan ve sınır tanımadığı, dünyanın her yerinde Thoreau, Gandhi, Martin Luther King; Said Nursi gibi “müspet hareket” içinde olan aydınları ve onların etkilediği milyonlarca barışseveri düşündüğümüz zaman bunun imkanı ve önemi biraz daha belirginleşir. İstanbul’daki terör sonrası gazetelere baktığımız zaman şiddetsizliğin, sevginin; kısacası manevi/ruhsal dinamiklerin vurgulandığını görmek, bunun ilk meyveleri galiba.

Eğer ikinci alternatif, yani hak ve özgürlüklerin savunucu olmak değil de, din gerek uluslararası küresel hegemonyanın eylem aracısı gerekse hükümeti yıkmaya ve buradan nemalanmaya yönelik iç politika ürünü olmaya devam ederse; olması muhtemel olan bir başka boyut da şudur: Dini parçalayarak, öbek öbek haline getirenler, genel fıtratı kavrayacak, açık bir ruh ve geniş bir hak vicdanıyla hareket etmeyip, her biri kendi özelliğine, kendi çıkarına ve dar kapasitesine ve kendi kuruntusuna göre hareket etmeye devam edecek. “Anadolu İslam’ı”, ”Türk Müslümanlığı”, “Milli Görüş” ve benzeri isimlendirmeler altında her parti/hizip/fırka kendi bakış açılarının mutlak doğru olduğuna inanmaya ve güvenmeye, böylece liderini tartışılmaz kılmaya, dini bir şekilde siyasete alet etmeye devam edecektir. Oysa “din sadece Allah’a aittir”. (K.K; 8/39) Din adına yapılan suiistimallerin, yanlışlıkların bitmesini istiyorsak, “din”in doğruluğun gereği, hakkı/gerçeği yerli yerine yerleştirmesini talep ediyorsak, “Her insanın kuşunu boynuna taktı” (17/İsra/13) ayetinin gereğini yapmalı, sorumluluğumuzun kendi istek ve eylemlerimize bağlı kılındığını göstermeliyiz. Rahmet ve bereket ayı olan Ramazan’da yaşadığımız şiddet ve terörün tuzağına düşmemek, birlik ve beraberliğimizi, bayramın manevi dinginliğini, İslam’ın barışçı ve aydınlık yüzünü göstermekle mümkün olacaktır.

GAZİ ÜNİVERSİTESİ ÖĞRETİM ÜYESİ

30.11.2003


Yazıcıya uyarla      Arkadaşıma gönder




Diğer Yorumlar

> İslâm dünyası ve terör BÜLENT KENEŞ (30.11.2003)

> Terördeki rolümüz KAREN ARMSTRONG (30.11.2003)

> Bombalar Doğu ile Batı’yı uzlaştıran ‘panzehire’ atıldı SEDAT LAÇİNER (29.11.2003)

> ‘İslâmî terör’ olur mu? PROF. DR. MUSTAFA NUTKU (29.11.2003)

> Türkiye hükümetlerinin en erdemlisi CİHAD ELHAZİN (29.11.2003)

> İstanbul’daki patlamalar baskıdan kaynaklanmıyor SEMİR ATALLAH (28.11.2003)

> Pakistan’dan El-Kaide izlenimleri HARUN ÇELİK (28.11.2003)

> Saddam’dan Bush’a mektup! THOMAS L. FRIEDMAN (28.11.2003)

> Din pozitif bilimle çatışmaz Prof. Dr. Kemal KARPAT (27.11.2003)

> Hız kazanan AB rotasını terör etkileyebilir mi? DOÇ. DR. RAMAZAN GÖZEN (27.11.2003)

> Türkiye ateş çemberinde MUHAMMED NUREDDİN (27.11.2003)

> AB kavşağında terör imtihanı BY ARİEL COHEN (27.11.2003)

> Türkiye ekonomisi ESER KARAKAŞ (26.11.2003)

> Şiddetin psikopolitiği DOÇ. DR. KEMAL SAYAR (26.11.2003)

> Bayram: Ziyâfet-i ilâhiyye BAYRAM KUSURSUZ (26.11.2003)







GAZETE SAYFALARI


 

   BÜTÜN YAZARLAR


 

   
   
   
   

 

 

Copyright© 1995-2003 Feza Gazetecilik A.S. / Çobançesme Mh. Kalender Sk. No: 21 34530 Yenibosna / İstanbul
Tel:+90 (212) 639, 34 50 (pbx) Fax: +90 (212) 652 24 23 e-posta: okurhatti@zaman.com.tr
Bu site Zaman Gazetesi Bilgi İşlem ve İnternet Servisi tarafindan hazırlanmaktadır.