|
Hayatın mânâsı
Kenya’daki Türk eğitim gönüllülerinden Abdullah öğretmen o gün haftalık rehberlik dersine bir konu hazırlayamamıştı. İsteksizce derse girdi. Öğrencilerine hazırlanamadığından dolayı özür beyan ettikten sonra, konuşulmasını istedikleri bir mesele olup olmadığını sordu. İmtihanlara ait bir iki mesele uzunca konuşulduktan sonra, Hıristiyan öğrencilerden biri (Edwin Kamau) el kaldırdı ve şöyle bir soru sordu: “Hocam, beni çok rahatsız eden bir soruyu sormak istiyorum; ‘Hayatın anlamı nedir? Niçin yaşıyoruz?’” Birkaç saniyelik bir duraksamadan sonra şöyle cevap verdi: “Bu hususta size söyleyebileceğim ancak kendi görüşlerim olabilir. Eğer bunu öğrenmek istiyorsanız, müsaadenizle bu konuyu önümüzdeki hafta için hazırlamak istiyorum. Zira dersin kalan 10 dakikası içinde anlatabileceğim bir konu değil. Hem söyleyeceklerimde bir bütünlük olması için hazırlık yapmam daha güzel olur.”
Ertesi hafta hayatın anlamını konuşmak üzere anlaştıktan sonra, her hafta yaptıkları gibi, ertesi haftaya ahlaki değerlerle alâkalı kısa bir konuşma hazırlayıp sunacak öğrenciyi seçtiler. Seçtikleri öğrenci o soruyu soran öğrenciden başkası değildi.
Sonrasında derste yaşananlar da şöyle gelişti:
Derste Edwin, hazırlamış olduğu konuyu sunmaya başladı. Kendisi de aslında hayatın anlamı ile ilgili bir konuşma hazırlamıştı. “Niye okula geliyoruz?” diyerek söze başladı, “Ailelerimiz gitmemiz gerektiğini söylediği için.” “Peki niye ders çalışıyoruz?” “Öğretmenlerimiz ders çalışmamız gerektiğini söyledikleri için.” “Peki bizim bu hayattan hiç mi beklentilerimiz yok, hiç mi ulaşmak istediğimiz hedefler yok? Gayesiz, hedefsiz bir hayat hayat mıdır?” “Elbette değildir. Öyleyse hayatı mânâlı kılabilmek için gelecek adına hedeflerimiz olması lazım. Hedefimiz her ne olursa olsun o hedef uğrunda çalışmak lazım. Mesela hedefiniz Kenya devlet başkanı olmak mı? Öyleyse bu uğurda gayret etmeniz lazım, o hedefe sapmadan yürümek lazım. Ancak bu şekilde hayatın bir anlamı olabilir.”
Özet olarak bu konuşmasını bitirip yerine doğru ilerlerken birden durdu ve tekrar sınıfa yönelerek “Hayatın anlamı ile alakalı benim görüşlerimi duydunuz, fakat ben hayatın anlamını daha iyi kavramak ve nihayetinde cennete ulaşmak istediğimden şimdi de hocamın anlatacaklarını dinlemek istiyorum” dedi.
Abdullah öğretmen, hazırladığı yazıyı okumaya başlamadan önce, Edwin konuşmasını yaparken kenara not ettiğim bazı soruları sınıfa sordu: “Evet hayatı mânâlı kılmak için insanın hedefleri olmalı. Fakat hayatımızı gelecekte ulaşmayı hedeflediğimiz gayeler için mi yaşamalıyız, hayatımızı gelecek için yaşıyorsak şimdiki anın ne ehemmiyeti var, veya şu andan nasıl lezzet alabiliriz?” Bir diğer soru da; “Diyelim ki her şey istediğimiz gibi oldu ve hedeflediğimiz yere vardık. Sonrasında ne olacak? Kendimize yeni hedefler koyduğumuz ikinci bir hayat evresi mi başlayacak bizim için?”
“Her şey bu âlemde hayata hizmet ediyor. Ayrıca hayat için bilhassa insan hayatı için yüz trilyon civarında hücre çalışıyor. Her bir hücrede bir milyona yakın protein var. Ayrıca bin cilt kitabın bilgisini ihtiva eden DNA ve RNA maddeleri var. Gen haritasının yavaş yavaş anlaşılmasıyla çok daha hârika bir yönü daha anlaşılan hücreleriyle işte insanın maddi yapısı bu kadar mükemmel. Sadece karaciğer dörtyüz elliden fazla iş görmektedir. Ama bu fizikî yapı, aslında ruhun sadece bir kılıfı... Kılıfı bu kadar harika cihazlarla donatılmışsa, acaba hayatın esasını teşkil eden ruh ne kadar mükemmeldir? Bir çekirdeğin ağaç kadar gayesi olursa herhalde ağacın dağlar kadar büyük bir gayesinin olması gerekir. Evet kâinatın en büyük neticesi ve en yüce gayesi ve en kıymetli meyvesi olan hayatın neticesi de o hayatı veren Yaradan’a karşı şükür ve sevgidir. Bu derin şuur insanı ebediyyen mutlu eder.” diye başlayan yazısını sonuna kadar okudu...
Yazıyı okurken öğrencilerin dikkatle dinliyor olması kendisini sevindirmişti. Yazının en sonunda yaşanan tevafuk da çok hoş oldu. Yani öğrenci, sözlerini “Ben cennete gitmek istediğim için hocamın anlatacaklarını duymak istiyorum.” diyerek bitirmesiyle, Abdullah öğretmenin okuduğu yazının “Gerçek mutluluğu geçici dış kaynaklarda değil, iç dünyamızda aramak lazım ve bu mutluluk Allah’la derinleşen irtibatımızın neticesinde ebedi cennet hayatına dönüşür.” diye bitmesi hazırladığı metnin öğrencinin sorduğu soruya tam bir cevap olduğu hissini verdi.
Sorduğu soruların cevaplarını, okuduğu yazıya atfederek konuşmasını bitirdi.
Yaşanan bu hadisenin üzerinden birkaç hafta geçtikten sonra, veli– öğretmen kaynaşması için okulda verilen yemekte, bu öğrencinin annesi söz alarak, çocuğunu okula vermekten duyduğu memnuniyeti dile getirdi ve öğrencilere sadece akademik değil ahlâki eğitim de verildiğinden dolayı teşekkür etti.
01.12.2003
|